AK Parti İkilemleri

17.05.2008 01:00

Yasin Şafak

Rıdvan Kaya’nın AK Parti ve Müslümanlar adlı kitabı, AK Parti’nin kuruluşundan 2007 ortasına kadar girdiği girdapları panoramik bir şekilde anlatıyor.

Kitabın adı, içindeki yer yer değiniler, sanki net isimler ve durumlar üzerinden İslami cemaat ve hareketler ile AK Parti arasındaki olumlu olumsuz vakumlar incelenecek iması taşısa da aslında kitap AK Parti’nin genel seyrinin değerlendirilmesi ve çoğu kez olumsuzlanması üzerinde devam edegeliyor.

Kitapta yer alan başlıklar Rıdvan Kaya tarafından Haksöz dergisinde yayınlanmış yazılardan oluşuyor. Bu yazıların hepsinin altında tarih var, değerlendirmeler konu başlıkların gündemde olduğu tarihlere ait.

Kitapta sırasıyla AK Parti’nin ilk kuruluş günleri, hemen bir sene sonra hükümet oluşu, Irak Savaşındaki tavrı, 2004 yerel seçimler dönemi, başörtüsü konusundaki hareketsizliği, Şemdinli 2005 olayları, YÖK ve başörtüsü konusunun merkez gündem oluş zamanları, 2007 Nisan muhtırası ve Temmuz seçimleri şeklinde devam edegeliyor.

Özellikle kitabın başında yer alan AK Parti’nin yapısal çözümlemesi çok yerinde. Kurulduğu günden itibaren bazen azalarak bazen artarak, AK Parti’nin, ANAP refleksleri göstermekle itham ediliyor.

Gerçekten 2003-2006 dönemlerinde yazılan bu yazıların tarihini düşünürsek o dönemde AK Parti kabinelerinde ANAP kökenli bakan sayısı şaşırtıcı derecede yüksekti.

Kitapta yer yer AK Parti’nin aldığı avanstan bahsediliyor. Avans ne kadar sürecektir deniyor.  Yargıya, genelkurmaya ve medyaya bakarsak avans daha çok süreceğe benziyor. Şu son senede gerçekleşen başörtüsü üzerinden parti kapatma davası dahi bu avansın bayağı bir sınırsız olacağını imliyor. AK Parti o günlerde -ilk döneminde- başörtüsü soruna eğilmedi diye suçlanabilirdi. Ama bugünkü tablodan bakarsak elbette böyle bir şey söylenemiyor. “Demek ki ne zaman böyle bir hamle yapılsa kapatma/ceza gündeme geliyor üzerinden”, Türkiye’de yasağa karşı olan ama bir şey yapmayan yapamayan her siyasi organın avansı bitimsiz gibi olacak.

Rıdvan Kaya kitabında AK Parti’nin yozlaştırıcı etkisine vurgu yapıyor. Ama bu ancak belli başlı radikal yapılar için söz konusu olabilir. Yoksa toplumun yozlaşması gibi bir durum herhalde değildir. Müslüman ortalama vatandaş açısından bakılırsa bu kesimin zaten İslamcılıkla pek bir alakasının olmadığı ortadaydı/ortadadır. Hatta tam tersi bu orta kesimdeki siyasal kimlik biraz daha İslamileşmiştir. Türkiye’deki başörtüsünün ve ibadetin daha görünür ve “legal” hale gelmesi, halkın hükümet edene uyum sağlaması olarak ortadadır.

Kastedilen yozlaşma iddiası, radikal/muhalif kesimler ve bağımsız cemaatler için haksızlık olmayabilir. Bu konuda asıl eleştirilmesi gereken AK Parti midir yoksa bu yapılar mı? Burası tartışmalıdır. Anlayış dergisindeki bir röportajda, Fatma Barbarasoğlu, “bu konudaki sorun AK Parti’den ziyade bu oluşumların kendisiyle alakalıdır”a gelebilecek çarpıcı bir nokta yakalamıştı. Barbarosoğlu “İslami yapıların, AK Parti iktidarını, sanki rejim restore edilmiş gibi algılamasını eleştiriyor aslında herkesin kendi işini yapmaya devam etmesi gerektiğini salık veriyordu.

AK Parti’nin tabana yönelik hareketleri/parti okulu vs. de zaten muhafazakar demokrasi bağlamındadır. Bu hareket muhalefeti enterne edebiliyorsa bu konudaki sorun, kendini iktidarla aynileştiren veya iktidardan kendi taleplerini blok halinde karşılamasını bekleyen hareketlerde daha çok. Kaldı ki bu tarz geleneksel ve radikal cemaatlerin her zaman varolageldiğini biliyoruz. Parti siyasetini üzerinde düşünmeye gerek bir siyasal gerçeklik olarak dahi görmeyen mağrur bir doğruculukla mütevellit nice gruplar AK Parti’den geçmişte Saadet Parti’sinden beklediklerinden daha fazlasını bekliyorlar. Buna sebep, AK Parti’nin %47 gibi bir oranı yakalaması ve “içerden/mahalleden” gelebilecek muhalefeti, kastı olmaksızın bezdirmesi olabilir. Bunlar yine de dolaylı olacaktır. Neticede her şey bir yana, parti siyasetleri ayrı bizim işimiz ayrı diye düşünmek bağımsız siyasi yapıların kendi görevleri.

Rıdvan Kaya, sorumlu bir tavırla F tipinden Kürt meselesine “ötekilerin” hakları konularına değiniyor. AK Partinin –hükümet olarak- belki Kürt politikasında karşısında silahlı bir isyan grubu olduğu için sıkışıp, klasik devletçi siyasete devam etmesi anlaşılabilir. Fakat F tipi kaçarı olmayan bir soru. İşin enteresan yanı AK Parti, ilk algı itibariyle solcuların hakları gibi görünen birçok şeye belki de İslam refleksiyle “müdahalede” bulunuyor.

Solun geniş kesimlerinin uzun zamandır olmadığı kadar laik refleksler göstermesine bazı Alevi derneklerinin, DTP’nin, sendikaların da etki ettiği açık. Oysa madem AK Parti İslamcı bir yapı değil neden hala meseleye böylesi bir refleksten bakıyor?

Bir İslami hareketin “sivil hayat/mücadele alanları” göz önüne alınırsa, sola tek taraflı açık kredi tanıması elbet doğru/mümkün olmaz.

Fakat madem ki demokratlık ve Avrupa Birliği AK Parti’nin iki ufkudur –olumlu tavır görmese de- bir çok konuda tek taraflı zincirleme iyileştirmelere gidebilirdi.

DTP’den, Alevi yapılardan, sendikalardan olumlu geri dönüşler almamayı şahsiyet meselesi haline getirmesi kitapta dolaylı/direkt eleştiriliyor.

Mesela kitapta geçiyor: Başbakan’ın 2004 NATO İstanbul zirvesine karşı yapılan gösterileri dahi eleştirebilmesi. Aslında içinden keyifli bir gülümsemeyle karşılaması gereken bir olgu değil midir böylesi?

Rıdvan Kaya hemen bütün konularda eleştirileri tartışılabilir ama çoğu çok temelli ve sabit örneklerden yola çıkılarak, gündemler yaşanırken yazılmış. Tanımlamacı ve yaftalamacı metafor anlatımlar pek yok.

Fakat akla takılabilir bir vurgusu şuydu: 1 Mart tezkeresini reddeden AK Parti’nin bunu “milliyetçi refleksinden” yapması.

Kitabın başlarında genişçe yer alan 1 Mart tezkeresi kısmında, AK Parti’ye sert eleştiriler var. Fakat şu da var ki neo-ANAP diye tanımlanabilen bir partinin tezkereyi öyle veya böyle geçirmemesi büyük başarıdır. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Siyaseti az çok takip eden hepimizin bileceği üzre bir konuda genel başkan kükrer, grup kararı vs. alınır, tezkere/yasa silme kabulle geçer.1 Mart’tan daha basit konularda bile partilerin geçmişteki görüntüsü böyle olagelmiştir.

Diğer yandan Rıdvan Kaya tezkere reddini “ milliyetçi” refleks olarak tanımlıyor. Oysa ki nerdeyse tüm ülkenin Irak savaşına karşı ittifak ettiği noktada, ittifakı en çok besleyen “Müslüman vicdanıdır” dense yeridir. Sadece AK Parti’nin değil, ortalama Türk halkının, Müslüman komşusunun katline olumsuz bakacağı gerçeği, çoğu bileşeni laik/sosyalist olan savaş karşıtı hareketin de umudunu yeşertmiş ve bu gerçeğin hakkı bazılarınca teslim edilmişti.

Rıdvan Kaya’nın kitabı, makaleler toplamının ötesinde anlamlar taşıyor. Üslubu sade, sansasyona girmeden söyleniyor ne söyleniyorsa…

Ayrıca içerik açısından da, 2002’den beri olagelenleri kronolojik olarak hatırlama fırsatı veriyor.

Böylesi kitaplar, “siyasal eylemin ve halkın içinde olmanın”, insana, her türlü akademik çalışmadan daha fazla tahlil yeteneği verdiğinin bir ispatı olarak da insanı memnun ediyor.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim