1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. AK Parti - Gülen Kavgası ve İslamcılar
AK Parti - Gülen Kavgası ve İslamcılar

AK Parti - Gülen Kavgası ve İslamcılar

Gülen cemaatinin paralel bir yapı ile seçilmiş sivil iktidarı yargı-polis operasyonu ile devirmeye çalışması karşısında “Cemaat” kavramı üzerinden İslami örgütlülüğü, faaliyet yürütmeyi tümden kötülemek ve bireyci, STK’cı bir formu önermek doğru olmaz.

A+A-

Güney Uzun, AK Parti – Gülen Cemati arasındaki gerilimi ve kirletilen kavramları değerlendirmiş:

7 Şubat 2010 tarihinde patlak veren MİT krizi ile başladığı söylenen, 17 Aralık tarihinde açıktan ilan edilen Gülen-AK Parti iktidar-güç mücadelesinin gelinen süreçte birlikte tarafları belli olmuş ve tüm kırmızı çizgilerin aşılmış olduğunu görmekteyiz. Gülen Cemaati, yargı-polis teşkilatındaki uzantıları ile birçok AK Partilinin karıştığı yolsuzluk, rüşvet vakalarını yerel seçimlerin arifesinde ortaya çıkartarak sivil siyaset üzerinde vesayet kurma girişiminde bulundu. Bizlere de yalnızca yolsuzluklarını görüp, olayın öncesi ve sonrasında gelişen vakalara ve dershane tartışmaları ile gün yüzüne çıkan güç-iktidar mücadelesine gözlerimizi kapatmamızı telkin ettiler. Olayı sırf yolsuzluk var mı yok mu tartışmasına çekip, vakaya at gözlüğü ile bakmamızı istediler.

Kolunda 700 bin TL’lık hediye saat takan bir bakanı yada bazı kirli işlere bulaşan partilileri savunmamız nasıl mümkün değilse ayyuka çıkan yolsuzluk dosyalarının seçime 3 ay kala ortaya çıkartılıp siyasete yön verme, dizayn etme çabasını görmemiz de mümkün değil? Özellikle İHH’nın Suriye halkına yaptığı yardımlar, AK Parti’nin Suriye politikası üzerinden mevcut iktidarın karalanmak istenmesi ise asla kabul edilemez bir durumdur.

Gülen Cemaatinin İslami Hareketlere uzun yıllardır temkinli, uzak, yer yer de düşmanca tavrı İslamcılar nezdinde Cemaatin ve Fethullah Gülen’in kredisinin sıfırlamış ve menfi bir pozisyon almaya itmişti. İslami Hareket, 28 Şubat, Hizbullah, Mavi Marmara, Hizbutahrir, El-Kaide örneklerinde olduğu gibi gücü ellerinde hissettikleri yada değişik maslahatlarla karşı safta yer aldıkları anda İslamcılara karşı rejimin argümanları ile tavır aldıklarına çokça şahit olduk.

Yukarıda verdiğim birkaç örnekten de anlaşılacağı üzere Gülen’e karşı yıllardır beslenen antipatiden dolayı muhafazakar kesimler ve İslamcıların büyük kısmı AK Parti’yle kader birliği içerisine girip Gülen-AK Parti kavgasında Erdoğan’ın safında yer almayı tercih ettiler. Gülen Hareketine desteğin ise Ulusalcı, Kemalist, Sol kesimlerden yanı Gezi Parkında oluşan bloktan geldiği görünmekte.

Burada daha ziyade AK Parti’nin ve Gülen Cemaatinin yaptığı hataların, yanlışlar üzerinde değil, daha çok bu mücadelede İslamcıların içine düştüğü yada düşebileceği hatalar üzerinde durmak istiyoruz.

Devleti Kutsama

Yıllardır Kemalist rejim tarafından hor görülen dindar kitle, AK Partinin iktidara gelmesi ile zaten belli kesimlerde var olan gücü, iktidarı kutsama zaafına daha fazla düşmeye başladı. AK Parti iktidarını savunmaktan öteye devleti tüm kurumlarıyla sahiplenen, bu kurumlara herhangi bir söz söyletmeyen bir anlayış oluştu. MİT krizi ile başlayan ve Suriye’ye gönderilen MİT’e ait tırların durdurulup aranması ile daha da belirginleşen bu anlayış İslamcı kesimleri adeta MİT’ci, devletçi yaptı. Top sakal çetesi olarak anılan bazı gazetecilerin MİT’i hedef tahtasına koyması, tepki olarak tümden sahiplenmede yol açmış olabilir.

AK Parti iktidarının ve onun emrinde çalışan MİT’in Suriye konusundaki yaklaşımını doğru bulmak ile bir kurumu kendinden hissetmek, onu her şeyiyle sahiplenmek farklı bir şey olsa gerek. Benzer şekilde paralel yapı denilen Gülenci örgütlenmenin yargı ayağındaki savcıların emrine karşın direnen ve operasyon yapmayan polislerin bir anda kahraman ilan edildiğini görmekteyiz. HSYK başta olmak üzere yargıdaki Gülene karşı olan tüm yargı mensupları ve faaliyetleri de bir anda alkışlanmakta.

Yazının Devamı…