AK Parti eliyle imtiyazlı ortaklık

08.12.2008 02:34

Selçuk Gültaşlı

Kim ne derse desin, AK Parti hükümeti başdöndürücü ve dostun-düşmanın gıpta damarını tahrik eden reform gündemini 2005'ten bu yana terk etmiş bulunuyor.

22 Temmuz seçimlerinin ardından beklenen II. reform hamlesi gelmediği gibi, görünen Türkiye'yi değiştirme iddiasının tamamen kaybolmak üzere oluşu. Şimdi önümüzde bir milat daha var, o da mahallî seçimler. AK Parti'yi Türkiye'yi değiştirecek diye destekleyenler mahallî seçimler neticelenene kadar bekleyecek, seçimlerden sonra reform gündemine dönülürse ne âlâ, dönülmezse iktidarın hızla erimeye başlayacağı bir döneme gireceğiz gibi görünüyor.

Brüksel'de bir süredir Türkiye'nin üyeliğini destekleyen çevreler ciddi bir tehlikeye işaret ediyor: 45 yıldan sonra AB ile müzakereleri başlatarak büyük bir rüyayı gerçekleştirme yolunda dev bir adım atan AK Parti acaba imtiyazlı ortaklığa giden yolu mu döşüyor? Üyeliği Türkiye'ye fazla görenler imtiyazlı ortaklığın da muhakkak müzakereler yoluyla gerçekleşmesini istiyor. Merkel gibi liderlerin müzakerelerin devam etmesine ses çıkarmamasının tek sebebi bu, yani müzakerelerin illa da üyelikle neticelenmesi gerekmiyor.

Bu iddia sahiplerine göre AK Parti tam da Türkiye'nin üyeliğine muhalefet edenlerin istediği kıvama geldi. Reform iştahını kaybetti ama bir yandan gönülsüz de olsa müzakereleri yürütüyor. Nefesi erken tükenen iktidarın AB maratonunu koşmaya hiç niyeti yok. Dolayısıyla Gümrük Birliği'nin üzerine bir iki artı ayrıcalık konursa daha fazla fedakârlık yapmak istemeyen Türkiye imtiyazlı ortaklığı pekâlâ kabul edebilir.

Bu teze "acaba olabilir mi?" diye kulak kabarttıracak birtakım karineler de mevcut. AB üyelik müzakereleri son derece zor bir süreç. Aday ülkeler genelde müzakerelerin sonuna doğru yorulurken, kısa süre öncesine kadar "sessiz devrim" yapan bir hükümet olarak nitelendirilen AK Parti'nin daha işin başında takati kalmamış gibi görünüyor. Müzakerelerin başladığı 3 Ekim 2005'ten bu yana "Brüksel'i şaşırtacak" herhangi bir reform hamlesine rastlanmadığı gibi bazı alanlarda geriye dönüş intibaı veren gelişmeler yaşanıyor. En "devrimci" hükümetin bile enerjisinin birkaç yılda tükendiği bir Türkiye'nin AB'ye üye olması mümkün değil.

17 Aralık 2004 kararlarında zaten üyelik olmadığı takdirde Türkiye ile mümkün olan en kuvvetli bağların kurulacağı kararlaştırılmıştı. Müzakereler sürdürülür, Türkiye'den alınabilecekler alınır ama yolun sonu üyelik yerine başka bir yere çıkar. Şu an Rum Kesimi ve Fransa yüzünden 14-15 fasıl zaten donmuş durumda, Ankara pek bir şey yapmadığı için 2009 içerisinde hem müzakerelere açılacak hazır fasıl kalmayacak hem de Brüksel söz verdiği gibi 2009'da limanlar meselesine tekrar bakmak zorunda kalacak. Bu hesabı yapan Avrupalılara göre kendilerinin pek bir şey yapmasına da gerek kalmayacak. Yani "ahde vefasızlık" söz konusu olmayacak.

Brüksel'de görüştüğümüz Dışişleri Bakanı Ali Babacan bütün bu iddiaları net bir şekilde reddederken, mahallî seçimlere kadar Meclis'in takvimi dolayısıyla pek bir şey beklemenin doğru olmayacağını ama seçimlerden sonra bir hareketlenme beklediğini söyledi. Bu hareketlenme gerçekleşmezse imtiyazlı ortaklık senaryoları daha fazla konuşulacak.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim