1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Aile sempozyumundan
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Aile sempozyumundan

A+A-

Geçtiğimiz hafta sonu Medeniyet Vakfı'nın düzenlediği Aile Sempozyumu için Ankara'da idik. Dolu dolu iki gün yaşadık. Çok güzel insanlarla tanıştık, çok değerli ilim adamları ve ilim kadınları dinledik. Vakıf başkanı Beşir Eryarsoy ve değerli arkadaşları tevazu içerisinde herkesle ilgilenip sempozyumun verimli olması için ne gerekiyorsa yaptılar. Aynı Ekip geçen yıl da 'Uluslararası Hasan el-Benna' sempozyumu yapmışlar. Bildirileri iki cilt halinde basılmış.

Bu sempozyumda benim bildirim 'İslam Ailesinin Belirleyici Özellikleri' idi. Fırsat bulursam ondan da özetler sunacağım. Ama fakire bir de son değerlendirme oturumunda görev verdikleri için bütün bildirileri dikkatlice dinledim ve kısa notlar aldım. O notları kendi ifadelerim haline getirerek bir kısmını sizin de istifadenize sunmak istiyorum. Farklı konularda söylendikleri için cümleler arasında tutarlılık aranmasın. Hepsinin söyleyenini kaydedemediğim için bazılarının isimlerini veremeyeceğim.

Önce çoğunluğu profesör, diğerleri yazar olan bildiri sahiplerinden bazı isimler vereyim:

Mustafa Ağırman, Ömen Faruk Harman (bildirisini başkası okudu), Ahmet Taşğın, Beşir Eryarsoy, Faruk Beşer, Hamdi Döndüren, Orhan Çeker, Mustafa Tekin, M.Mahfuz Söylemez, Bekir Sağlam, Hacı Duran, Abdullah Özbek, Celaleddin Vatandaş, Necdet Subaşı, Mustafa Aydın, Ömer Küçükağa, Yasin Aktay, Sefa Saygılı, Abdurrahman Arslan, Süleyman Arslantaş, Burhanettin Can, Mahmut Hakkı Akın, Zuhal Güney, Hayriye Bican, Demet Tezcan, Hülya Şekerci, Sabiha Alpat Ateş...

İşte aldığım notların kendi cümlelerimle ifadesi:

Feminizm hep kadının haklarından söz eder, sorumluluklarından hiç söz etmez. Oysa sorumluluk getirmeyen hiçbir hak yoktur. Kadının sorumluluğunun olmadığını iddia ya da ihsas etmek aslında kadına hakarettir. Çünkü sorumluluğu olmayan ya çocuktur, ya da delidir.

İslam'da kadın erkek arasında mülkiyet ayrılığı esası vardır. Herkes kendi malı üzerinde, meşru çerçevede tasarruf hakkına sahiptir. Bu sebeple kadınının kendi malındaki tasarrufu için kocasının izni gerekmez. Koca eşinin çalışmamasını isteyebilir ama çalışmasına izin vermesi halinde maaşına el koyamaz, evin geçim külfetine ortak olmasını isteyemez.

Kadının zorunlu ihtiyaçları kocası tarafından karşılandığı için zekât konusunda erkekten farklıdır ve temel ihtiyaçları için bir miktar ayırmasına gerek yoktur. Zekâta tabi mallarının tamamından zekât vermelidir.

Boşanmanın, evlilik külfetini yüklenen kocanın elinde olması adaletin gereğidir. Eğer boşanma tek taraflı olmazsa eşlerden biri diğerini süründürür, zulme sebep olur. Bu gün gerçekten boşama sebepleri bulunduğu halde, diğer tarafın dayatması yüzünden altı yıl süren boşanma davaları vardır. Bu durum, özellikle kocayı mağdur etmekte ve gayri meşru yollara zorlamaktadır ve her iki tarafın da aleyhinedir.

Ülkemizde sadece imam nikâhı ile evlenen çiftler de vardır. Resmi tescili olmayan böyle bir nikâh bize göre geçerli değildir ama hiç yok sayılması da problemler doğurur. Bu durumda olan erkekler de boşanmak isteyen eşlerine zulmetmekte ve boşamıyorum diye kadının önünü kesmektedirler. Böyle bir durumda iki taraftan seçilen ehil insanlardan oluşacak 'Aile Meclisi', gerekiyorsa boşanmaya karar verebilir ve kadın askıda kalmaktan ve mağdur olmaktan kurtulur.

Günümüzde evlilik için aile mektepleri açılmalı, eş adaylarına dini temel bilgiler verilmelidir. Aksi takdirde seküler bir toplumun hayat anlayışıyla yaşanmış, İslam'ın yüklediği sorumluluklar yerine getirilmeden onun verdiği haklardan söz edilmiş olur. Bu da adaletsizliklere sebep olabilir (O. Çeker).

'Ayakları üzerinde durabilme' deyimi, aslında Feminizmin ekonomik özgürlük sloganından bir uyarlamadır. (M. Tekin). Erkek için sınırsız bir ekonomik özgürlük olmadığı gibi kadın için de yoktur. Ve bu slogan aileyi yıkan en önemli sebeplerdendir.

Hangi ülkenin ailesi en sağlam ve en huzurlu ise dünyanın en güçlü ülkesi orasıdır... Ailenin selameti aile fertlerinin birbirlerini anlamalarına bağlıdır. Anlama, anlama, anlama... Sonra konuşma gelir. Ne yapıp yapıp konuşmalıdırlar, gereksiz konularda bile olsa konuşmalıdırlar. Ne kadar çok konuşuyorlarsa o kadar huzurlu olurlar.

Konuştukları kelimeleri de çok iyi seçmelidirler. Bir adama kırk gün deli derseniz deli olur. Deneyle sabittir ki, sözler suyun kimyasını bile değiştirir. Bitkiler güzel sözlerle büyür, kötü sözlerle sararır solarlar. Hz. Peygamber'in evinde yetişen Enes bin Malik: 'Efendimiz on yıl boyunca bana hiç kırıcı bir söz söylemedi' diyor ve ekliyor: 'O vefat edeli onu rüyamda görmediğim hiçbir gece olmadı'. Böyle bir sevgiyi ancak güzel sözler oluşturur. Onun için 'Ya hayır söyle ya sus' buyurmuştur. (B. Sağlam). Devam edecek.

YENİ ŞAFAK

 

YAZIYA YORUM KAT