Aile Müessesesinin Önemine Dair

22.01.2010 03:54

Mustafa Atav

Hz. Peygamber, “Müddessir/1-2-3: Ey örtüye bürünen Muhammed! Kalk da uyar. Rabbinin büyüklüğünü dile getir.” ve “Şuara/214-215: Öncelikle en yakın akrabalarını uyar. Sana uyan mü'minlere karşı alçak gönüllülük kanatlarını indir.” ayet meallerinden ve yine örneklikler bağlamında dile getirilen rivayetlerden anlaşılacağı gibi tebliğe en yakınlarından başladığı ortadadır. Peygamberimizin, Hz. Hatice ve sonrasında hadis rivayeti ve tenkitleri konusunda meşhur Hz. Ayşe olmak üzere diğer eşleri ve kızları ile olan diyaloglarının bu çerçevede geliştiği, devamla “Safa Tepesi”nde tüm kabilesine hitaben vahyi sorumlukları bildiren konuşma yaptığı; vahyi çağrıya süreç dahilinde eşleri, kızları ve damatlarının olumlu cevap verdiği ve onunla birlikte omuz omuza tevhid mücadelesini sürdürdükleri tarihsel gerçekliklerdir.

Geldiğimiz nokta itibariyle ve şimdilik bizi ilgilendiren tarafıyla söylersek, Hz. Muhammed’in eşleri ile olan ilişkilerini anlatan tarihsel verilerden anladığımız şudur: Hz. Peygamber eşleriyle sürekli iletişim içinde olmuş ve onları bir eş olarak sürekli mutlu kılmaya çalışmıştır. Eşlerinin arasındaki rekabete olumlu katkılar sağlamış, Tahrim suresinin ilk ayeti ve devamından da anlaşılacağı üzre, kendisini feda ederek olası gerilimlerin önünü almak için azami gayreti göstermiştir. Ayrıca çocukları ve sonrasında torunlarına gösterdiği şefkatle ve diğer aile bireyleriyle gerçekleştirdiği paylaşımla da şimdinin insanı için, genel anlamda aile ortamında ve özel anlamda evlilik sürecinde birbirlerine nasıl davranması gerektiği hususunda en iyi örnekliği göstermiştir.

Yani O, şimdinin bazı müslümanlarına örnek olması gereken tevhit mücadelesini sürdürürken bir takım bahanelerle ailesiyle, eşleriyle olan münasebetini hiçbir surette kesintiye uğratmamış ve insan olarak ve özellikle vahye uygun olarak yaşanacak her ne varsa örneklikler bağlamında sosyal platformlara taşımıştır.

Hz. Peygamber’in kısa değiniler halinde ele almaya çalıştığımız örnekliğini bugüne taşıma iddiası taşıyan günümüz insanı ve müslümanı adına, yazılı ve görsel medyada takip ettiklerimizden, okuduğumuz dergi ve kitaplardan, internette takip ettiğimiz, bilhassa psikolojik sorunlara çözüm bulma iddiası taşıyan ve sorunlara fıkhi cevaplar üretmeye çalışan anlı şanlı islami sitelerden çıkardığımız sonuç, ne yazık ki geleceğe dair olumsuz ipuçları vermektedir. Yine kendi yaşadığımız zamanı merkeze alıp söylersek, yeni nesil Müslümanların ebeveyn ve eş ilişkilerinde problemler vardır ve bu problemler sosyal anlamda başka sıkıntılara yol açmaktadır. Bu çerçevede Müslüman psikologların, müslüman aile örneklerinden mülhem gelişmiş istatiki verilerine bakıldığında, mutsuz insanlar, parçalanmış aileler, boşanmalar, tatminsizlikler, cinsel arayışlar, hazcı bir toplum ve birey olmaya doğru sürükleniş, öfke kabarması, şiddet, başarısızlık, kişilik oluşturamama ve daha bir dolu olumsuzlukları görmek mümkündür.

Hâlbuki bu tür sıkıntıları aza indirgeyecek Kur’ani tavsiyeler ve Peygamber örnekliği ortadadır. Öğrenciyse okul ve dersinden, işçi/memur veya esnafsa mesaisinden arta kalan zamanda inancı gereği diğer insanlara vahyi gerçekliği ulaştırmak ve kendilerine zulmeden sisteme karşı tepki geliştirmek adına tevhidi mücadele içinde olanların, ondan da arta kalan zamanda eşlerini, çocuklarını ve diğer aile bireylerini ihmal etmesi, yine Kur’ani gerçeklik ve peygamber örnekliği bağlamında istenilen ve tavsiye edilen bir şey değildir.

Daha da açarsak; çocukları anaokuluna, kreşlere giden anneler, kendi cinsleriyle oluşturdukları sosyal aktiviteler içinde… Babalar, günlük mesailerinin akabinde yine benzer atraksiyonları kurgulamanın peşinde… Çekirdek aile vazgeçilmezlerden olmuş, dede, nine ve diğer akrabalar yok...Eş-dost,akraba ziyaretleri  askıya alınmış..Evde olunan zaman diliminde mutfak,çamaşır ve diğer ev işleri…Keza televizyon,haber,dizi,sinema,varsa bilgisayar,hadi iyi niyetle ve olmazsa olmaz cinsinden söyleyelim kitap,dergi ve gazete okumaları…Ve en nihayetinde yorgunluk,off,püff,yani diyalog yok,sürekli monolog ve tabii ki ertesi sabah aynı koşuşturmaca ve yine aynı bahaneler ..E,bu şartlarda eşe ve çocuklara değer veren ve zaman ayıran bir aile gerçekliğinden bahsedilebilir mi?

Her zaman ifade etmeye çalıştığımız gibi Türkiye, gündemi sürekli değişen siyasal ve toplumsal bir yapıya sahip. Daha dün denecek kadar geçmişte darbeler, muhtıralar ve bir türlü sonu gelmeyen Ergenekon, Kozmik oda,küresel ekonomik kriz vs. Şimdi de balyoz operasyonu… Arkası yarın(!).. Dua edelimde rabbimiz aklımıza mukayyet olsun.Olacak ne varsa olsun ama Ümmet-i Muhammedin lehine olsun,yoksa çıldırmak işten bile değil..

Ama bizim, bütün bu gündemlere kafa yormanın, alternatif tepkiler üretmeye çalışmanın yanında; bu tür tepkileri islami duyarlılıkla sosyal platformlarda seslendirmenin yanında, hemen yanı başımızda, bizden olanları elimizden kaçırmamamız için yine Kur’ani ve Muhammedi referanslarla çözümler üretmemiz olmazsa olmazlardandır. Yoksa bu hengâme içinde bir hayli zayiat vermemiz, kendi ailelerimize, yani eş ve çocuklarımıza telafisi mümkün olmayacak bir şekilde yabancılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

Hülasa..

Toplumsal anlamda İslami bilinçlenmenin yolu, İslami bilgileri, İslami hassasiyetlerle ve en insani tarafımızla aile bireyleriyle paylaşmaktan geçer. Aile bireylerini “elde var bir” kolaycılığıyla ihmal etmek, olması gereken değildir. Çünkü onlar, Peygamber örnekliğinden de anlaşılacağı gibi öncelikli olarak şefkatle, sevgiyle, merhametle ve daha bir dolu güzelliklerle yaklaşmak zorunda olduğumuz bizden olan değerlerdir. Hz. Nuh, Hz. Lut, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf gibi peygamberlerin tevhidi çağrılarına karşı çıkanların oğulları, eşleri, babaları, kardeşleri olsa da, mücadelenin sürekliliği ve peygamberlerin onlar için dua(eylem)larına devam etmeleri esasına göre hemen yanı başımızdakiler üzerinde hassasiyetle durmamız Müslümanlığımızın gereğidir.

***

Bir fıkra: İki kör kendilerine ikram edilen dolmadan yemeye başlamışlar. Körlerden biri arkadaşına; ”Hop hemşerim yavaş ol! Bir, iki derken tıkıştırıp duruyorsun!”

?!!

Arkadaşı cevaben;” İyi de hemşerim, sen kör, ben kör. Nereden biliyorsun ne kadar dolma atıştırdığımı?”

Diğeri; ”E,kendimden pay biçiyorum.. Ben öyle yapıyorum da ondan!”

Altı üstü, bir fıkra işte!

Selam ve dua ile..

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim