AİHM'in Lautsi kararı: Din özgürlüğü bakımından yeni içtihat

03.04.2011 18:18

Mustafa Şentop

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), din özgürlüğü ile ilgili yeni bir karar verdi.

Bu kararın, bir iki değini dışında, basında pek fazla alaka görmemesi üzüntü vericidir. Zira karar hem AİHM'nin başörtüsü kararının yeniden değerlendirilmesine, hem de bizatihi Mahkeme'nin tarafsızlığının, hatta hukukiliğinin tartışılmasına yol açacak nitelikte çok önemli bir karardır. Üstelik bir daire kararı değil, AİHM Büyük Dairesi tarafından verilmiştir.

Olayı kısaca şu şekilde özetleyebiliriz. 2002 yılında, İtalya'da bir anne (Bayan Lautsi), iki çocuğunun eğitim gördüğü bir devlet okulunda, duvarlarda çarmıha gerilmiş Hz. İsa heykellerinin kaldırılmasını talep etmiş, ancak bu talep kabul edilmemiştir. Lautsi, İtalya'da çeşitli mahkemelerde davalar açarak talebini kabul ettirmenin yollarını aramıştır. Ancak İtalya mahkemeleri, devlet okullarında çarmıha gerilmiş Hz. İsa figürlerinin bulunmasını din özgürlüğüne aykırı bulmamıştır. Nihai kararda yüksek mahkeme, bu tür figürlerin İtalyan milli kimliğinin bir unsuru olduğunu ifade etmektedir. İç hukuk yollarını tüketen Lautsi AİHM'ye başvuruyor. AİHM'in 2. Dairesi, 3 Kasım 2009'da verdiği kararda, Lautsi'yi haklı bulmuş, devlet okullarının duvarlarında haç asılmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din özgürlüğüne dair 9. maddesi ile Ek 1 numaralı protokolün eğitim hakkıyla ilgili 2. maddesine aykırı bulmuştur. İtalya hükümetinin itirazı üzerine dava Büyük Daire'ye gitmiştir. 18 Mart 2011 tarihinde verilen kararda, 2. Daire'nin kararının aksine, devlet okullarında haç bulunmasının din özgürlüğünü ve eğitim öğretim hakkını ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.

Büyük Daire'nin kararında görüldüğü üzere, Sözleşme'ye taraf birçok devlet, Avrupa'daki birçok sivil toplum örgütü, Avrupa Parlamentosu'ndan 33 parlamenter davada müdahil olarak bulunmuştur. Bu müdahiller birçok yazılı görüş bildirmiş, duruşmada açıklamalar yapmıştır. Devlet okullarında haç bulundurulması sadece İtalya'ya ait bir uygulama olmadığı için birçok devletin ve sivil toplum örgütünün konuyla alakadar olmasını tabii karşılamak gerekir.

Büyük Daire, kararında, kısaca, haçın bir dinî simge olduğunu kabul etmekle beraber okullarda asılmasının öğrenciler üzerinde etki doğuracağı, dolayısıyla din özgürlüğünü ihlal edeceği iddiasını reddetmektedir. Devlet okullarında haç bulundurma konusundaki kararın devletin takdir yetkisinde bulunduğunu ifade ederek, Leyla Şahin kararına da atıf yapmaktadır. İtalya'daki okullarda başörtüsünün ve diğer dinî sembollerin de yasak olmadığı belirtilmiştir.

Mahkeme, eğitimin ebeveynin inançlarına aykırı olmaması ilkesinin sadece müfredatı kapsamadığını, eğitim ortamının da bu ilkeyle ilişkili olduğunu kabul etmektedir. Eğitim ve öğretim hakkıyla ilgili Ek 1 numaralı protokolün 2. maddesinin de ihlal edilmediğini ifade eden Mahkeme, okullarda haçın varlığının tek başına ebeveynin dinî inançlarına aykırı bir durumun varlığını göstermediğini, ebeveynin çocuklarını kendi inançlarına göre yetiştirme haklarının bulunduğunu belirtmektedir.

AİHM, bu kararı ile dinî simgelerin (haçın) devlet okullarında bulundurulmasının Sözleşme'nin din özgürlüğüyle ilgili maddesini ihlal etmediğini kabul etmiş olmaktadır. Peki, Mahkeme'nin başörtüsü ile ilgili kararlarını nereye koymak gerekir? Mahkeme bir içtihat değişikliğine mi gitmiştir?

Devlet okullarında haç bulundurulması konusu başörtüsü ile kıyaslanabilecek bir konu değildir. Haç, kurum kararıyla, devletin tutumunun/tercihinin göstergesi olarak bulundurulmaktadır. Başörtüsü ise kurumsal bir tercihi değil, öğrencilerin kişisel tutumlarının/tercihlerinin bir göstergesidir. Hatırlamak gerekir, AİHM, bazı öğrencilerin başörtülü olmasının diğer öğrenciler üzerinde baskı oluşturup onların özgürlüklerini ihlal edeceğini ileri sürmekteydi. Başörtüsü söz konusu olduğunda, devletin bazı öğrencilere dinî simge kullanmaları için izin vermiş olmasını diğer öğrencilerin din özgürlüğünün ihlali olarak gören AİHM, bizzat devletin bir dinî simge kullanmasını öğrencilerin din özgürlüğünü ihlal olarak görmemektedir. Bu büyük çelişkinin farkında olduğu için Leyla Şahin kararına atıf yaparak, devletlerin dinî simgeler konusunda farklı uygulamaları benimseyebileceğini, bunun takdir hakkı kapsamında bulunduğunu açıklamaya çalışmaktadır.

DEVLETE SERBEST BİREYE YASAK

AİHM, devletlerin takdir hakkına atıf yaparken, kendisinin denetleme imkânının da ortadan kalkmadığını belirtmektedir. Başörtüsü meselesi ile haç arasında bu bakımdan da önemli bir fark vardır. Başörtüsü meselesinde doğrudan bir "yasak" tartışılmaktadır; yasakla kişilerin din özgürlüğünün ihlal edildiği ileri sürülmektedir. AİHM başörtüsü yasağının Sözleşme'ye aykırılığını incelemektedir. Hâlbuki devlet okullarında haç bulundurulması meselesinde bir yasak değil bir uygulamanın dolaylı etkisi söz konusudur. Haç meselesinde devlet belli bir dinin simgesini benimsediği halde diğer dinlerin simgelerinin kişisel kullanımını da kabul ediyor; başörtüsü meselesinde ise belli bir dinî simge devlet tarafından yasaklanıyor. Başörtüsü konusu hangi açıdan bakılırsa bakılsın evleviyetli bir meseledir. Buna rağmen AİHM'in başörtüsünde din özgürlüğü ihlali görmemesi yeni içtihadındaki yaklaşımları daha da tartışılır hale getirmektedir.

Gerekçelendirmenin bir yerinde Mahkeme, 2. Daire'nin Dahlab kararına yapmış olduğu atfı da değerlendirmekte, okulda haç bulundurulması ile başörtülü öğretmenlik yapılması arasında fark bulunduğunu iddia etmektedir. Burada ileri sürülen değerlendirmeler tamamen mesnetsizdir. Başörtüsünü bir tarafa bırakalım, sınıfın duvarındaki haçla öğretmenin boynundaki haç arasında bir fark var mıdır? Gerçi böyle bir konu tartışılmamıştır; ancak Mahkeme tam da bunu iddia etmektedir. Burada din özgürlüğünün korunması bağlamında, devlet adına küçük çocuklara bir telkinin yapılmaması esas alınmaktadır, çıkış noktası budur. Devlet okulunun duvarlarında yer alan dinî simge mi, bazı öğretmenlerin üzerlerindeki dinî simge mi daha etkilidir? Birincisinde devlet adına bir tercih "tekel" olarak ortaya konulurken, diğerinde kişisel tercihin daha belirgin şekilde ortaya çıktığı açıktır. Öğretmenlerden biri veya birkaçı başörtülü iken diğerlerinin başörtülü olmaması bir çeşitliliği, farklı dinî anlayışlar arasında eşitliği gösterirken, devlet okullarındaki haç başka dinî simgelerin devlet tarafından eşit statüde kabul edilmediğinin açık bir göstergesidir. Dahlab kararı ile Lautsi kararı birbirinden farklıdır; ama bu fark AİHM'in ileri sürdüğü kanaatin tam tersini desteklemektedir.

Hangi açıdan bakarsak bakalım, Lautsi kararı, AİHM'in din özgürlüğü bakımından Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında farklı yaklaşımlara sahip olduğunu, İslam için ikincil standartlarının bulunduğunu ispat etmiştir. Leyla Şahin (başörtüsü) kararıyla ilgili değerlendirmeler yaparken, AİHM'in "şark için" ayrı bir standardının bulunduğunu ifade etmiştik. Lautsi kararı bu değerlendirmeyi açıkça ispat etmiştir. AİHM din denince Hıristiyanlığı anlamaktadır; bütün dinleri kapsayan bir tanıma ulaşacak kültürel olgunluğa ulaşamamıştır. Hatta İslam söz konusu olduğunda "hasmâne" tutuma sahiptir. Hâlâ dinleri ve dinî gereklilikleri kendi kültürel (Hıristiyanlık) müktesebatıyla tanımlamaya kalkmakta, dinlerin kendi tanımlarını yok saymaktadır. Lautsi kararı sadece din özgürlüğü anlayışını değil, AİHM'in ne kadar objektif ve tarafsız bir mahkeme olduğu konusunu da ciddi bir tartışmaya açmaktadır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim