Ahmet’in şık gazeteciliği, Ergenekon’u pejmürdeleştiremez

04.03.2011 13:45

Melih Altınok

Ahmet’in şık gazeteciliği, Ergenekon’u pejmürdeleştiremez

Dün sabah Ergenekon soruşturması kapsamında aralarında Ahmet Şık’ın da bulunduğu bazı gazetecilerin evlerinin arandığı haberini alınca, dört yıla yakın bir süredir devam eden bu soruşturmanın labirentlerindeki yolculuğumuzu düşündüm.

Solun kolektif hafızasının çoraklaşmaya yüz tutmuş bahçelerinde çıkacağımız bu tarz gezintilerin, Ergenekon davasının ilk zamanlarında “temkinli” davranan zamanla ise açıkça demokrasiden yana tavır alan demokratların, solcuların kafasında bugünlerde yeniden yaratılmaya çalışılan tereddütleri gidermeye yardımcı olacağını düşünüyorum.

Çünkü gözaltı haberinin hemen ardından başlayan, Ahmet’in gazeteciliğinin şıklığıyla, onca ciddi delilin yer aldığı davayı pejmürdeleştirme girişimlerinin, onca iç hesaplaşmanın ardından demokratlığa terfi edenleri bile “acaba” dedirtmeyi başardığını üzülerek görüyorum.

2008 yılı başlarında Ergenekon soruşturması kapsamında Küçükler, Kerinçekler, Perinçsizler gözaltında alındığında, şaşıracaksınız, Birgün gazetesi operasyonu “Ortalık güzel koktu” manşetiyle selamlıyordu.

Ancak yine de hiçbir otoriteye güvenmeyen solcu refleksiyle, arkasında, yıllardır resmî ideolojinin emir kulu olarak görev yapmasına alıştığımız siyasal iktidar konumundaki AKP’nin iradesinin bulunduğu bu soruşturma sürecinin düzen içi bir hesaplaşma olabileceği şeklindeki şerhimizi düşmeden edemiyorduk.

Tartışmaların çok hararetli olduğu 20 Aralık 2008’de SKY TURK’te katıldığım bir programda tavrımı şöyle özetlemiştim:

“Yanlış anlaşılmasın, TKP Genel Başkanı Kemal Okuyan’la aynı safta falan değilim. Çünkü öyle bir algı yaratılmaya, davaya karşı homojen bir tavır alan cepheye dâhil edilmeye çalışıyoruz. Ergenekon fasa fisodur falan diyebilir miyim, hâşâ. Benim durduğum nokta, hukuka tam riayet edilerek davanın daha da ileriye görülmesi, emeklilerin yanında muvazzafları, siyasileri ve polisleri de kapsayacak şekilde genişletilmesidir.

Zamanla bir kısmımız, taleplerimize uygun olarak, muvazzaf subayların da aralarında bulunduğu isimlerin gözaltına alınmasıyla, Balyoz, Kafes... gibi aynı zamanda Ergenekon’u tamamlar nitelikte yeni ve çok ciddi soruşturmalarla sürecin daha da derinleştirilmesi üzerine tavrımızı netleştirdik. O dönem aynı noktada durduğumuz bazı arkadaşların sertleşmesi ise, ne yazık ki Ergenekon’un bir komplo olduğu noktasına doğruydu.

Köprünün altından çok su aktı.

Yukarıda anlattığım dönemlerde kimi zaman farkında olmadan kimi zamansa
bilinçli şekilde Melih Pekdemir gibi devrimcilere Ergenekoncu yaftası yapıştırılarak soruşturmalar ciddiyetsizleştirilmeye çalışılıyorsa
şimdi de Ahmet Şık gibi, gazetecilik serüveni boyunca (Radikal’deki haberleri, Nokta serüveni vs.) demokrasiden yana durmuş bir ismin evinin aranması gibi prosedürler üzerinden tüm sanıklar için masumiyet karineleri çıkartılmaya çalışılıyor.

Çalışmalarıyla ve ortak tanıdıklarımızın referanslarıyla tanıdığım Şık’ın Ergenekon örgütüyle organik bir bağı olduğuna inanmadığımı söyleyebilirim. Ancak Henüz savcıların Şık’ı soruşturmanın neresine oturttuklarını ayrıntılarıyla bilmiyoruz. Örneğin Şık, geçtiğimiz günlerde gönderdiği mailde, bir kitap üzerinde çalıştığını ve bu kitap henüz basılmadığı halde Oda TV bilgisayarında çıkmasına anlam vermediğini söylüyordu.

Muhtemelen savcılar, Ergenekon’un medya ayağını oluşturduklarını iddia ettikleri kesimlerin Ahmet Şık ile ilişkilenme çabalarının nedeni ve Şık’ın Ergenekon hakkında kitabında anlatmadığı başka bilgilerin de olabileceği gibi noktalar üzerinde duruyorlar.

Hülasa ilerde yine pişman olmamak için biraz sükûnet. Zira iddianamenin aleyhine bir delil ortaya çıkmış değil.

Kürtçe yayın yaptıkları için yüzlerce yılla yargılanan tutuklu Azadiya Welat çalışanları ya da kanser olduğu halde tedavisi bile yaptırılmayan Erol Zavar gibi gazeteciler için ağzını açmayan vicdan simsarlarının şimdilerdeki intifada çağrılarına karşı, 22 Temmuz 2008’de Birgün gazetesindeki köşemde yaptığım uyarıyla bitireyim:

 “Artık Ergenekon’un varlığına dair bir kanıt sunma ihtiyacında değiliz. Darbe günlükleri ortada; örgütün arşivleri çarşaf çarşaf yayımlanıyor. Ancak gelinen noktada patolojik bir vaka olan komplo teorisyenlerinin bu temizlik hareketine, demokrasi mücadelesine zarar verdiğini artık görmeliyiz. Bu fırsatı kaçırmayalım, Ergenekon susurluk olmasın.

Bir daha asla.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim