1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ahmet Şık’ı Ergenekon’a Kalkan Yapmak
Ahmet Şık’ı Ergenekon’a Kalkan Yapmak

Ahmet Şık’ı Ergenekon’a Kalkan Yapmak

Sokaktaki simitçi, ev kadınları, öğrenciler... kanunlar önünde gazeteciler kadar eşit değiller mi? Bu meslek fetişizmi, ayrıcalık talebi de ne oluyor?

A+A-

Ahmet Şık ve Nedim Şener'in Ergenekon davasından tutuklanmalarıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Son olarak Ahmet Şık'ın Darbe Günlükleri'ni yayınlayan kişi olmadığı bizzat Alper Görmüş tarafından belirtilmişti. Taraf yazarı Melih Altınok da bugünkü yazısında bu konuya devam ederek "Söz konusu kişiler için 'suçludurlar' iddiasında bulunmayan insanları, 'suçsuzdurlar' diye ikrar etmedikleri için insafsızlıkla, dahası polis devleti savunuculuğuyla suçlamanın âlemi var mı?" diye soruyor. Altınok, sözü gazetecilere kelepçe meselesine de getiriyor.

İşte Melih Altınok'un yazısı:

Şık'ı Ergenekon'a kalkan yaptırmayın

Melih Altınok / Taraf

Geçen cuma Ahmet Şık'ın Ergenekon üyesi olduğuna inanmadığımı ancak kendisi hakkında tamamen kişisel düşüncelerimizden kaynaklanan şerhlerimizin, ulusalcıların ve ilişiklerinin istediği gibi, Ergenekon davasının bütününü değersizleştirmeye yetmeyeceğini yazmıştım.

Ama yok, aklıselim bir tutum sergilemek adeta suç. İsteniyor ki, suçsuzdurlar diyelim.

Yahu iyi de bilmiyorum, suçlular mı suçsuzlar mı? Gözaltına alınanların hepsini yakından tanıyan insanlar var. Soner Yalçın alındığında da pek çok kişi kendisine kefil olduğunu açıkladı.

Örneğin Cumhuriyet yazarı Şükran Soner de "Terörle mücadeleye ömrü adamış şerefli askerlerin, JİTEM'cilerin bu dava kapsamında nasıl olup da PKK ile ilişkilendirildiklerini" anlayamadığını söylüyor.

Ahmet'in kapı komşuları, çalışma arkadaşları, dostları falan da kişisel kanaatlerini açıklıyorlar, açıklıyoruz. Kimsenin de bir şey dediği yok. Ahmet'e kefil olanların pek çoğunun yaratılan atmosferden etkilendiğinden ve iyi niyetinden şüphem de yok.

Ama bırakın da davayı önemseyen ve bu kişiler hakkında şahsi kanaati olmayan insanlar da, kimilerinin "solcu, sosyalist bir ismin Ergenekon'la nasıl ilişkilendirilebileceğine" dair şüphelerine katılmadığını söyleyebilsinler. Ahmet'in pek çok solcu gibi örgüte üyelik seviyesinde olmasa da "cemaat ya da AKP paranoyasından mustarip olduğu, savrulmalar yaşamış olabileceği türünden naif eleştirilerini yapabilsinler, özetle (şeker de yiyebilsinler.)

Sözkonusu kişiler için "suçludurlar" iddiasında bulunmayan insanları, "suçsuzdurlar" diye ikrar etmedikleri için insafsızlıkla, dahası polis devleti savunuculuğuyla suçlamanın âlemi var mı?

Biliyorum, Savcı Zekeriya Öz'ün kamuoyunu tatmin etmediği, yeterli açıklamada bulunmadığını söylüyorsunuz. Gayet makul bir gerekçe. Ancak birileri de çıkıp, "Küçükler, Perinçsizler ya da Kerinçekler hakkında da savcı kamuoyunu yeterince aydınlatmamıştı ama bu kişilerin suçsuz olduğunu iddia edeni Haliç'ten (Simonlar değil) denize atıyorlar" dese ne diyeceksiniz?

"Bu vatandaşların yedikleri herzeler ayyuka çıktı" değil mi?

Hah, bu tartışmada kriter "kemiksiz" hukuk değil de kişisel kanaatlerimizse, bazılarımızın, evlerinin aranmasına bile tahammül edemeyecek kadar yakından tanıdığı, kefil olduğu isimleri herkesin tanıması gibi bir zorunluluk olmadığını da kabul etmesi gerekiyor değil mi?

Mesele bu davayı ne kadar sindirip sindiremediğimiz, birbirimiz kandırmayalım.

Bir önemli notu da düşmeden edemeyeceğim. Ahmet Şık'ın Darbe Günlükleri'ni ortaya çıkartan kişi olduğunu söyleyip "Ergenekon'un ortaya çıkmasını sağlayan biri nasıl olur da Ergenekon soruşturmasından gözaltına alınabilir" diye soranlar, kafalarındaki bir doğruyu desteklemek için ciddi bir manipülasyona alet olduklarının ve de Darbe Günlükleri'ni büyük bedeller ödeyerek yayımlayan bir gazeteciye saygısızlık ettiklerinin farkında değiller. Bu hataya iyi niyetinden şüphe etmediğimiz pek çok usta gazeteci de ortak oldu, oluyor. Darbe Günlükleri'ni kamuoyuna duyuran ve Türkiye tarihinin en önemli demokrasi davasının önünü açan yegâne kişi gazetemiz yazarlarından Alper Görmüş'tür. Ahmet Şık da hepimiz gibi bu günlüklerden Nokta dergisi sayesinde haberdar olmuş, oradan okumuştur, o kadar.

***


Kimi Türk gazetecisi en asil duyguların insanıdır

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) "Gazetecilere de mi kelepçe" uyarısını duyunca, Ayrancı'da bir taksi durağının tabelasında yer alan Atatürk imzalı şu slogan aklıma geldi:

"Türk şoförü en asil duyguların insanıdır."

Ankara Emniyet Müdürlüğü de çıkıp "Olur mu efem, olur mu gazeteciye kelepçe takmak" türünden bir açıklamada bulundu.

Pardon ama niye gazetecilere kelepçe takılamıyormuş?

Tamam tamam zıplayanları görüyorum, oturun, herkese kelepçe takılsın falan demiyorum elbette. Bu talebinizi yalnızca bir kesim için dillendirmeyin, elitistliğiniz sırıtıyor, rezil oluyorsunuz diyorum.

Bir dönem de aynı martavalı işadamları, generaller, akademisyenler için okuyorlardı, hatırlıyorsunuz değil mi?

Sokaktaki simitçi, ev kadınları, öğrenciler... kanunlar önünde gazeteciler kadar eşit değiller mi? E bu meslek fetişizmi, ayrıcalık talebi de ne oluyor?

Mesleğim cemiyetine ve ne zaman köşelerini okusak (şaka gibi) yazacak mecra bulamadıklarından yakınan ürken, tırsan, küsen ama "bağır bağır bağıran" gazetecilere sesleniyorum.

Bıkmadan usanmadan tekrar edeceğim çünkü sahipsizler, nüfuzsuzlar. Halen tutuklu bulunan gazetecilerin yüze doksanı Azadiya Welat çalışanları, yani Kürtler ve bir kısım sosyalist basın emekçileri. Öldürülen Gündem çalışanlarının cenazeleri de şuracıkta duruyor. Gazetecilere özgürlük çığlıkları atmak Ergenekon davası vesilesiyle mi aklınıza geldi?

Peki ya, kanser hastalığı vücudunun her yerine yayılan Odak dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erol Zavar'ın tedavisinin engellendiğinden haberiniz var mı? Kelepçe takılsın da yeter ki Erol hastaneye götürülsün, razıyız.

Dram görmek istiyorsanız, karakollarda sürünen, cezaevlerindeki ranzalarda aç sefil nöbetleşe yatan yoksul gençlere, Kürtlere, ötekilere çevirin yüzünüzü.

Sizin elinizde kelepçe falan yok, uydurmayın ama gözünüzün kör, kulağınızın sağır, dilinizin lal olduğu kesin.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum