1. YAZARLAR

  2. Rasim Ozan Kütahyalı

  3. Ahmet Kaya cinayeti ve sansür
Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Ahmet Kaya cinayeti ve sansür

A+A-

Ahmet Kaya cinayeti bu ülkenin benim bizzat yaşadığım tarihinde beni en çok etkileyen olaylardan biri. 10 Şubat 1999’dan 16 Kasım 2000’e uzanan ağır çekim bir cinayetle öldürüldü Ahmet Kaya. Gözümüzün önünde oldu bu cinayet...

Bu işin görünen sorumluları bütünüyle özür dilemedikçe, görünmeyen sorumluları da ortaya çıkmadıkça düzenli olarak bu konuyu yazmaya, bu konu hakkında konuşmaya devam edeceğim. O ağır çekim cinayeti,o medyatik infazı unutturmayacağım...

10 Şubat 1999’da MGD gecesi Kürtçe şarkı söyleyeceğim, Kürtçe bir klip yapacağım” dedi diye Ahmet Kaya önce oradaki kitle tarafından linç edilmek istendi. O linç görüntüleri insanların hafızalarında, somut kayıtları bende de var... Geçen sene Mahmut Övür’le yaptığımız TV programında da yayınlamıştık. Magazinciler Şenay Düdek ve Müge Anlı, yapımcılar Levent Altınay ve Tunca Yönder’in saldırma ve küfretme görüntüleri çok açık. Ve bu isimler hâlâ babasız kalan Melis’ten ve hayat arkadaşını kaybeden Gülten Kaya’dan tek bir özür bile dilemediler, hâlâ yaptıklarından utandıklarını ifade etmediler... O gün kitleye gaz veren Serdar Ortaç ise özür dileme ve utanma erdemini gösterdi. O özrü Melis ve Gülten Kaya kabul eder, etmez, o ayrı bir konu ama söylenmesi önemlidir.

Bu ağır çekim cinayet operasyonunda iki net fail var. İkisi de Türk medyasında tepe konumlarda iki adam. Ertuğrul Özkök ve Fatih Altaylı... O dönem alçakça yazılar yazmış, manşetler atmış başka düşük profilli adamlar da var, ama onlar önemsiz. Bu iki isim ise konumları gereği önemli. Hâlâ böyle bir linç kampanyasını başlatacak güçte ikisi de.

Geçenlerde beni Hülya Avşar Habertürk’teki programına davet etti, tam bu olayların yıldönümü dönemiydi. Ben de o dönemin gazete kupürlerini ve yazılan yazıları bir dosya yapıp programa gittim, bant çektik. Yalan ve uydurulmuş haritadan kaynaklanan manşetleri gösterdim. O yalan harita üzerinden DGM savcısının soruşturma başlattığı yazısını gösterdim. O savcının talebine Hürriyet gazetesi hukuk bürosu tarafından verilen “Elimizde böyle bir fotoğraf, bilgi, belge yoktur” yazısını gösterdim. Neredeyse iki ayda bir, aralıklarla çıkmış manşetler ve köşe yazılarını deşifre ettim... Sevilay Yükselir de kısa bir süre önce bunları yazıp, yayımlamıştı. Ertuğrul Özkök’ün ve Fatih Altaylı’nın özür dilemesi gerektiğini söyledim. Kin ve intikam niyetiyle konuşsam konuşabilirdim. Tam aksine ben bir vicdan ve adalet çağrısı yaptım. Bu konuda bizzat Özkök’le konuşmuştum, karşılıklı mesajlaşmıştık. Bana, “Bugün olsaydı o manşetleri atmazdım. Ama Ahmet de çok provakatördü, onu bil” demişti. Onu söyledim. Bunu aleni biçimde yazması ve özür dilemesi gerektiğini belirttim. Dahası Habertürk’te olduğumdan –keseceklerini düşünerek- Fatih Altaylı’ya da çok yüklenmedim, özür dilemesi gerektiğini hatırlattım yalınca. Oysa Altaylı Özkök’e göre çok daha ağır ve çok daha ayıp şeyler yazmıştı...

Hülya Avşar da dinledi, bana sorular sordu, o günleri hatırladık sonra bu linç operasyonunun niçin yapıldığına değindik. “Ergenekon denen şey budur işte” dedim ben. Ergenekon zihniyeti budur... Farklı olanı, muhalif olanı boğmak için “sahte delil yaratarak” linç operasyonları düzenleyen zihniyettir derin yapılanma zihniyeti...

İki gün önce, perşembe gecesi yayınlanacağını söylediler programın, anonslar da yapılmıştı... Ben aynı saatlerde Kanaltürk’teki programımdaydım. Programdan çıkar çıkmaz mesaj kutumun dopdolu olduğunu gördüm, program yayınlanmamıştı, külliyen sansürlenmişti. Sabahleyin beni Yiğit Bulut’un arayacağı söylendi, sonra Yiğit hariç hemen her gazeteci aradı... Hülya Avşar’la da uzun uzun konuştuk. Sonra ben Yiğit’i aradım, aramızda bir hukuk da vardır Yiğit’le, beraber az TV programı yapmadık... “Sana döneceğim Rasim” dedi, orda kaldı... Şimdilik daha fazla da detaya girmiyorum... Yine de iyi niyetli düşünüyorum ve bekliyorum... “Sansürsüz” diye program yapan Yiğit’in alenen “sansürcülük” yapabileceğine inanmak istemiyorum...

Ahmet Kaya olayı gibi tarihe mal olmuş bir olayın deşifre edilmesinden ötürü bir yayının tamamen kesilmesi skandal olur. İşin bana ve Hülya Avşar’a karşı yapılan ayıp tarafını bir yana bırakıyorum. Bu her şeyden önce Ahmet Kaya’ya karşı yapılmış bir ayıptır. Ahmet Kaya’nın haksız biçimde suçlandığı bugün her vicdan sahibi tarafından kabul ediliyor. Hürriyet’in 14 Şubat 1999’da manşetine konu olan fotoğrafın sahte ve yalan bir harita olduğu herkes tarafından biliniyor. Bu süreç sonunda Ahmet Kaya ülkesini terk etmek zorunda bırakıldı, bunu da herkes biliyor... Bu gerçeklerin anlatılmasını “Özgür ve bağımsız “olduğunu iddia eden bir yayın organı sansürlüyorsa, kesiyorsa ve yayınlamıyorsa bu büyük bir skandaldır...

Ciner Medya’nın Grup Başkanı Kenan Tekdağ’ın da böyle bir sansüre imza atacağını sanmıyorum. Dediğim gibi hâlâ iyi niyetimi koruyorum. Yeniden bu köşeden de tekrarlıyorum...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum