Ahmedinejad'ın Lübnan ziyaretinde konuşulmayanlar

30.10.2010 00:02

Didier Billion

1979'da Şah rejimini deviren Şii devriminin yöneticileri İran Devrimi'ni İslam dünyasına yaymayı istemişlerse de, bu tutum çok kısa bir dönem için sürdürülmüştür.

1980 Eylül ayında Saddam Hüseyin'in askerî birliklerinin saldırısına uğrayan genç İran İslam Cumhuriyeti uzun yıllar boyunca (1980-1988) tüm enerjisini ülke topraklarını korumaya hasretmişti. Bu bağlamda ateşli retorik ve söylemler ne olursa olsun İslamî Devrim'in ihracı gündemden düşmüştür. Tam aksine İran iktidarı bu dönemden beri devletler ve siyasi-dinsel örgütler nezdinde ittifak ve destek ağı oluşturmaya çalışmaktadır. Böylece Basra Körfezi bölgesindeki çıkarları ABD tarafından da kabul edilmiş olsa da Tahran, Yakındoğu'da da etkili bir aktör olmak istiyor. Burada İran'ın dış politikasındaki "İslamilik" unsurunun dışında, ilk Körfez savaşında olduğu gibi muhtemel bir Arap cephesini aşma seçeneğini muhafaza etme iradesini de görmeliyiz. Bu amaca ulaşmak için İran'ın elinde iki kart var: Suriye ve Lübnan Hizbullah'ı. Golan tepelerinin Suriye'ye iadesini de içeren, İsrail ile barış süreci başarılı olsaydı İran Yakındoğu'dan dışlanmış olacaktı, çünkü Şam hükümeti sürece entegre edilmiş olacak, Hizbullah ise 1989 Ekim ayı Taif antlaşmalarının kendisine verdiği 2008 Doha antlaşmalarının da onayladığı üzere Lübnan'daki hükümet dışı silahlı kuvvetler oluşturmayı içeren özel statüsünü yitirecekti. Barış sürecinin başarısızlığı ve İsrail yöneticilerinin katı tutumu bu bakış açısından değerslendirdiğimizde Tahran'ın çıkarlarına uygun görünmektedir.

Bu politikada Ortadoğu'daki "azınlıklar" cephesi ortaya çıkmaktadır: Şiiler, Nusayriler ve bazı Hıristiyan gruplar, özellikle 1982'de Lübnan'ın işgali sırasında İsrail ile ittifakları nedeniyle zarara uğramış olan Marunilerin bir bölümü. Suriye eski devlet başkanı, Nusayri azınlığın mensubu olan Hafız Esad'ın cemaatine, Sünniler tarafından reddedilen, İslami meşruiyeti kazandırmak için gayret gösterdiğini anımsatalım. Ancak Nusayrilerin "İslamî" kimliğini tanıyan tek fetva o dönemde Lübnan Şiilerinin lideri olan babası İranlı, annesi Lübnanlı İmam Musa Sadr'ın 1969'da açıklanan fetvasıydı. İran'ın eski cumhurbaşkanı Hatemi, Musa Sadr'ın bir akrabasıyla evliydi ve Hıristiyanlarla yakınlaşmaya çalışıyordu. Hatemi 1999 Mart ayında Papa II. Jean-Paul tarafından kabul edilmişti ve cumhurbaşkanı olarak seçilmeden önce Marunî yöneticilerle de görüştüğü bir Lübnan ziyareti yapmıştı. Lübnan Hizbullahı'na gelince, o da ruhani lideri Şeyh Fadlallah Lübnan'ın çok inançlı yapısını tanımakta ve Hıristiyanlarla bağlantı kurmak için kendisini ulusal hareket olarak göstermektedir. Hizbullah'ın en güçlü Marunî lider olan General Michel Aoun ile 2006 baharında imzaladığı ve halen yürürlükte olan siyasi antlaşma bu siyasi çizgiyi teyit etmektedir.

Yukarıda sıraladığımız, durumu tam anlamıyla açıklamakta yetmeyen birkaç unsur İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın ziyareti sırasında yapılan yorumlarda sessizlikle geçiştirildi. Oysa Ahmedinejad Lübnan ziyaretini Lübnan Cumhurbaşkanı Süleyman'ın davetine uyarak gerçekleştirdi ve dini kökenleri ne olursa olsun ülkenin tüm siyasi liderleriyle görüştü. Ayrıca Ahmedinejad'ın Lübnan Sünnileri üzerindeki etkisini hepimizin bildiği Suudi Kral Abdullah'la iyi niyeti konusunda güven tazelemek ve Lübnan'daki bölünmeleri artırma niyetinde olmadığı konusunda garanti vermek için kendisiyle Lübnan'ı terk etmeden hemen önce bir telefon görüşmesi yaptı. Ahmedinejad Sedirler ülkesine varır varmaz "güçlü ve birleşik Lübnan'ın" gerekliliği üzerinde duran bir konuşma yaptı. Böylece Hizbullah tarafından oluşturulan "Lübnan Direnişi"ne sarsılmaz desteğini yeniden belirtmesiyle birlikte, Şiiler ile Sünniler arasındaki gerilimleri yatıştırmak için de gayret gösterdi.

Diğer yandan Hizbullah'ın İran iktidar(lar)ına bağlılığı tezini de yeniden değerlendirmek gerekiyor. Olgular daha karmaşık ve nüanslı. Hiç kimse bu iki tarafın arasındaki sıkı ilişkileri reddedemez, ama Hizbullah'ın siyasi ajandasının kararlarını Tahran belirlemiyor. Hizbullah, artık Lübnan siyasetinin, kuşkusuz etkinliğini birçok kez kanıtladığı askeri kanadı olan ve en yoksul kesimleri hedef alan sosyal yardım ve eğitim ağlarıyla diğerlerinden farklılaşan, etkili bir ulusal aktördür. Lübnan Şiilerine İran'ın finansal yardımının -1 milyar dolar düzeyinde olduğu söyleniyor- 2006'daki 33 Gün savaşları sırasında İsrail ordusunun sebep olduğu yıkımların ardından Güney Lübnan'ın yeniden inşasında büyük destek sağladığı da unutulmadı. Bu durum Mahmud Ahmedinejad'a gösterilen sevgi selini anlamamızı sağlamaktadır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim