Ahh Cive Pakistan

03.09.2010 11:27

Elif Çakır

Afetzedelerin bulunduğu Pir Sabak Nowshera kampındayım.

Hissedilen sıcaklık 60 derece.

Nem oranı yüzde 83.

Açık hava olmasına rağmen kesif bir koku burun direklerinizi kırıyor.

Etrafta ne olduğunu bilemediğimiz hayvan iskeletleri ve leşlerinin kokuları.

Afetzedeler artık ağızlarının içlerine kadar girmeye çalışan sineklerden tedirgin dahi olmuyorlar.

Hiçbir şey olmasa bile, ilk bakışta

buranın bir sinek istilasına uğradığını düşünebilirsiniz.

Pek çoğunuz hatırlayacaktır.

Pakistan sel felaketinin simgesi olabilecek bir fotoğraf karesi vardı.

Bir çocuk.

Elinde kuru bir ekmek lokması. Bu çocuğun gözünün etrafını, ağzını, elini, ekmek parçasının üzerini kaplayan yüzlerce sinek!..

Buraya gelmeden önce, fotoğrafçı bu kareyi nasıl yakalamış acaba diye düşünmüş, “Bu çocuk ekmekle birlikte sineği de yemiş olabilir” diye evhamlanmış, “Bu gerçek olamaz” demiştim.

Gerçekmiş.

Buradaki acı, kelimelerin anlatamayacağı kadar büyükmüş.

Benim “Bu kare nasıl yakalanmış acaba” dediğim şey meğer bir fotoğrafçılık başarısı filan değilmiş. Gözünüzü nereye çevirseniz benzer manzaralarla karşılaşıyorsunuz.

Şunu daha iyi öğrendim ki; felaket anlatılamazmış!

Yaşayanların ise umutları kesilmezmiş...

Umut ve felaket birbirinden ayrılmazmış.

Evimizde bir sineğe tahammül edemeyen bizler, elimizin kalemimizin üzerinde onlarca sinekle birlikte notlar aldık...

Yaptığımızı zannettiğimiz o  “çook büyük yardımların” burada ne kadar az olduğunu gördüğümüz zaman, yer yarılsa da içine girsem mahcubiyeti kaplıyor içinizi...

Burada bir saat geçirenin, dönüşte o şaşalı iftar sofralarına oturabileceğini hiç sanmıyorum.

“Utandım” demişti. “Yerin dibine geçtim. Öldüm öldüm dirildim” demişti Emine Erdoğan da anlayamamıştım.

“Ama toparlanan yardımlar fena değil, 3 milyon lira, az mı? Artık yardımlaşma konusunda o kadar da kötü değiliz. Dünyanın neresinde yardıma ihtiyaç olsa biz koşuyoruz” demiştim.

Ben söylerken gülümsemiştim ama Emine Hanım’ın yüzünde aynı gülümsemeyi bulamadım, yutkunmuştu sadece.

Şimdi anlıyorum...

Emine Erdoğan, Tikad’ın ev sahipliğinde Pakistan’a yardım amaçlı düzenlenen iftar yemeğinde yapılan yardımları yetersiz bulduğunu anlattı...

“Ben zannettim ki herkes 1 milyon, 1 milyon verecek. 20 bin, 30 bin, 50 bin rakamları görünce çok utandım... Biz galiba ‘yardıma muhtaç insanlar var’ ne demek, bunu anlatamıyoruz. Anlatamadığım için de mahcubum. Yardımlaşma konusunda, Pakistan’a ne yapabiliriz bu konuda ayrıca bilinçlenmemiz gerekiyor. Birer çanta parası değil, pahalı restoranlarda yiyecekleri yemek parası değil bu yapılanlar. Daha fazlasını bekliyorum” dedi.

Şimdi anlıyorum.

Buradaki felaketi kameraya çekebilecek, gösterebilecek bir profesyonel yok.

Dram öyküsünü yazabilecek bir

edebiyatçı da...

Kardeş ülke Pakistan’ın önemli kaynakları sular altında kaldı.

2 Ağustos’ta sel felaketiyle sarsılan Pakistan’da, afet bölgesindeki mayınlar yer

değiştirmiş!..

Halka uyarılar yapılıyor...

Salgın hastalıktan sonra yer değiştirmiş mayınlardan ölümler olacak Pakistan’da.

Pakistan’da insanlar bundan önce de elverişli olmayan -hatta kötü- şartlarda yaşam mücadelesi veriyordu...

Bundan sonrası tarif edilebilir mi?

Eğer dünya kamuoyunun dikkatleri çekilebilirse ve İslam ülkeleri vaad ettikleri yardımları yaparlarsa burada ancak 10 yıl sonra hayatın normale dönüşebileceğini söylüyor Kızılay yetkilileri...

Ne dersiniz?

Burada ki insanlar on yıl bu şartlarda yaşam mücadelesi verecek kadar sabırlı ve dirençli olabilirler mi?

“Marka çantalara, kıyafetlere, seyahatlere, pahalı restoranlarda yapılan iftar sofralarına harcanan paraların buraya verilmesini beklerdim” diyen Emine Erdoğan utanmakta hiç de haksız değil.

Emine Hanımı bu ortamda çok sahici gördüm ve ne yalan söyleyeyim, gurur duydum.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim