1. YAZARLAR

  2. Madeleine Bunting

  3. Afrika'daki açlık Batı'nın eseri
Madeleine Bunting

Madeleine Bunting

Yazarın Tüm Yazıları >

Afrika'daki açlık Batı'nın eseri

A+A-

Nüfusun üçte birinin yetersiz beslendiği alt Sahra Afrikası'nda verimliliğin azalması ve gıda fiyatlarının artmasının nedeni, ekonomik yetersizlik ve Batı'nın kendi çıkarlarını düşünmesi. Kıta, serbest piyasa köktenciliğinin 30 yıldır dayattığı ve tarımı ezen önceliklerin bedelini ödüyor

En son ne zaman aç kaldınız? Kaçırılan bir kahvaltıdan veya gecikmiş bir öğle yemeğinden söz etmiyorum; 24 saat boyu kurt gibi aç kaldınız mı? Ben 25 yıl önce, 10 gün boyu kahvaltıda sadece bir tas yulaf ezmesiyle yaşadığım zaman aç kalmıştım en son. Güçten düşüren bir zayıflığın takip ettiği çaresiz bir yiyecek arzusuna dair hatıramı 25 yıldır unutmadım. Benim deneyimim bir yaşam tarzı tercihiydi; fakat Uganda'nın Katine bölgesinin kırsalında yaşayan köylüler için bu günlük hayatın ta kendisi.

Uganda'da, borç silme ve artırılan yardımın katkısıyla, 5 milyon çocuk daha okula gidiyor olabilir, fakat önemli bir bölümü boş karınlarla sıralara oturuyor ve günde bir öğün yemek yedikleri evlerine dönmeden önce derslere yoğunlaşmak için mücadele ediyor. Bu arada çocuklarını beslemek için tarlalarda çalışan annelerinin sağlığı yetersiz beslenme yüzünden bozuluyor. Katine'nin açlıkla savaşı ona has değil; alt Sahra Afrikası'ndaki nüfusun üçte biri yetersiz besleniyor.

Biyo-yakıt günahı

Son yıllarda manşetler Batı'daki obezite salgınının işgali altında, fakat şimdi açlık küresel karar mercilerinin zihinlerinde tekrar ön plana çıkıyor. Gıda fiyatlarının fırlaması, bu konuya yönelik son derece ihtiyaç duyulan dikkati seferber etti - siyasetçilerin ödünü koparan ayaklanma ve siyasi istikrarsızlığı açlık tehdidinden daha fazla tetikleyen bir şey yoktur. Gıda arzının talebin gerisinde kalmasıyla ortaya çıkabilecek Malthusyen paniği yükselen gıda fiyatlarından daha çok hiçbir şey kışkırtamaz. Gıda fiyatlarındaki artış özel bir günahı da beraberinde getiriyor, zira tankları yürütmek ve zengin ülkelerin et zevkini tatmin etmek için aç bebeklerin ağızlarından yiyeceği çekip alan biyo-yakıtlar küresel tahıl kaynaklarını kurutuyor.

Yani siyasi dikkati kendisine çekecek her bileşen (panik, günah, siyasi istikrarsızlık) mevcut. Tehlikeyse şu: Bu durum sadece gıda yardımı ve nakit darlığındaki hükümetlere bütçe desteği gibi kısa vadeli çözümlere yol açabilir; böyle yapılırsa, bir kez daha alt Sahra tarımına acil büyük yatırım gereği atlanmış olacak. Bu da bölgenin hak ettiği ve son derece ihtiyaç duyduğu yeşil devrimi hayalden ibaret bırakır.

Afrika'daki açların ıstırap tarihi, biyo-yakıtların veya Çin'in kendini hissettirir hale gelen et düşkünlüğünün öncesine uzanıyor.

Afrika tarımının yaşamsal istatistikleri hiç umut vermiyor: Ortalama mahsül dünyanın diğer bölgelerinin dörtte biri, toprak verimliliği azaldı ve hane başına tarımsal verimlilik 1961'den beri sürekli azalıyor; halbuki aynı dönemde dünyanın kalan bütün bölgelerinde artış söz konusu. Bu başarısızlık Asya'nın yeşil devrimiyle kıyaslanıyor ve çok az yağmur yağmasına, nüfusun fazla seyrek olmasına ve çok az yol ve demiryolu bulunmasına bağlanıyor. Bunlar rol oynuyor elbette, hatta savaşları da ekleyebiliriz. Fakat bunlar Afrika'nın insanlarını besleyememesinin en büyük nedenini gizlemek için kullanılamaz: Muazzam ekonomik yetersizlik ve Batılı bağışçılarla danışmanların kendi çıkarlarını göz önünde tutması.

Afrika tarımına yönelik yetersiz yatırım ve görmezden gelme sömürge dönemine uzanıyor, fakat bu durum Batı'nın kalkınma gündemi hız kazandıkça daha açık hale geldi. 1960 ve 70'lerde sınai kalkınmanın bedelini ödemek için tarım ezildi. Fakat Batı'nın 80'lerde dayattığı yapısal düzenleme paketlerinin (devlet kontrolünün azaltılması, ticaretin liberalleştirilmesi ve kamu harcamalarında ciddi kesintiye gidilmesi) gelmesiyle oluşan hasarın acısı hissedilmeye başlandı. Washington konsensüsü, devlet müdahalesinden kurtarılan piyasanın Afrika tarımına ivme kazandıracağına hükmetmişti. Devlet tarım geliştirme, araştırma ve kalkındırma birimlerinin elinden, devlet fonları, çiftçilerin elinden pazarlama ve kredi imkânları alındı; halbuki Asya'nın yeşil devrimi sırasında bütün bunlar hayati unsurlardı.

Sonuç felaket oldu. Geliştirilmiş tohumlar ve gübre kredilerinin yokluğunda verim düştü. Fatura her defasında çiftçilere çıkarıldı. Oxford Üniversitesi'nden Kevin Watkins şuna dikkat çekiyor: Verimin artırılabildiği yerlerde de kırsaldaki yetersiz yollar nedeniyle malları pazara nakletmek konusunda muazzam maliyetlerle yüz yüze kalındı. Pazara nakliye edilebildiklerinde de bu kez Batı'nın pompaladığı ihraç malları tarafından boğuldular.

1990'larda yardımlar artmaya başladı, zira Afrika kalkınmasının nasıl olup da tıkandığına dair endişe büyüyordu. Fakat devletin sadece sağlık ve eğitimde rol oynaması, ekonomik büyümenin artırılmasına dokunmaması gerektiğine yönelik bağnazlık sürdü. Bağışçılar tarıma yardım etmeye karşıydı: 1990-2002 ve 2000-2002 döneminde yardım artıyordu, fakat tarımı geliştirmeye ayrılan para miktarı yüzde 43 oranında düştü. Şu an toplam kalkınma desteğinin sadece yüzde 4'ünü oluşturuyor. 2006'da Malavi bu bağnazlığın yanlışlığını gösteren bir örnek olarak öne çıktı: Felaket bir hasatın ardından kıtlığı önlemek için hükümet tohum ve gübre desteğinde bulundu. Sonuç iyi bir hasat, kurtarılan binlerce hayat ve süren ekonomik istikrardı.

Malavi'nin hikâyesi, serbest piyasa köktenciliğinin 30 yıldır dayattığı önceliklere meydan okunmasına yardımcı oluyor. Tarımsal verimlilikteki büyümenin, 2015 için belirlenen milenyum kalkınma hedeflerine ulaşmak bakımından hayati önem taşıdığına dair belli bir idrak söz konusu. Alt Sahra Afrikası'nın yaklaşık yüzde 79'u tarıma bağlı, verimlilikteki çok küçük artışlar sağlık ve eğitim üzerinde muazzam etkiler yaratıyor.

Kalkınma politikalarının rota değiştirmesi uzun zaman alıyor, fakat bu yılın dünya kalkınma raporu neredeyse Dünya Bankası'nın şu itirafta bulunduğunu gösteriyordu: "Durun bakalım, tarımı unuttuk."

İklim değişikliği en büyük tehdit

Kalkınma politikaları Etiyopya'da gül, Zambiya'da fasulye yetiştirmekten ibaret olamaz; kıtayı besleyen milyonlarca küçük toprak sahibine yatırım yapma yollarını içermeli. Kofi Annan Gates ve Rockefeller'in desteklediği 'Afrika'da Yeşil Devrim İçin Dayanışma' adlı kurumun başkanlığını yürütüyor ve kurum hastalığa ve su kıtlığına dayanıklı olan, kıtanın dört köşesindeki şartların farklılığına uyum sağlayan tohumlar üzerine araştırmalara yatırım yapıyor. Geç kalındı, fakat umalım ki çok geç kalınmamış olsun.

Sevinmek için nedenler de yok değil, zira geriye gidişe dair genel manzaranın içinde yer yer çarpıcı başarılar da bulunabiliyor ve bunlar verimi hatırı sayılır ölçüde artırma potansiyeli olduğunu kanıtlıyor. Gübreye ulaşımın geliştirilmesi önemli yarar sağlıyor. Afrika çiftçilerin zekasının ve kararlılığının en müthiş örneklerinden biri, son 20 yılda sığır vebasının neredeyse tamamen yok edilmesi.

Tahminlere göre Afrika nüfusu gelecek yıllarda ciddi biçimde artacak; yani beslenmesi gereken milyonlarca ağız daha olacak ve 2050'ye gelindiğinde iklim değişikliğinin etkileri 60 milyon insanı daha açlık riskiyle başbaşa bırakabilir. Afrikalıların kendilerini besleyebilmesi için su sistemlerinin acilen geliştirilmesi gerekiyor. On yıllardır boyunca ideolojik veya siyasi saiklerle belirlenen etkisiz politikaları bu kadar zalim kılan da bu: İklim değişikliğinin dünyada en çok vuracağı kıtanın tarım sistemini düzeltmek bakımından çok değerli olan zamanı heba ettik. (21 Nisan 2008)

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT