1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Afganistan'da Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?
Afganistanda Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?

Afganistan'da Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?

“Dünya kamuoyu, ABD ve NATO’nun Afganistan’la Pakistan’daki ikili savaşı ‘kazandığı’ uydurmasıyla acımasızca dehşete uğratılıyor.”

A+A-

SSCB'nin 32 yıl önce başlattığı işgali NATO'nun sürdürmesine rağmen geçen sürece Batılı güçler Afganistan'da sonuç alamadı. 80 ve 90'lı yıllarda farklı mücahid grupları şimdi ise Taliban, Batılı işgal güçlerine kan kusturuyor.

Peki, Afganistan'da kim kazandı; kim kaybetti? Pepe Escobar, Asia Times’da yayınlanan yazısında bu soruya cevap veriyor ve NATO’nun propagandasını yerle bir ediyor.

Escobar, Taliban’ın “Kandahar kralı” olarak anılan Veli Karzai suikastına da dikkat çekerek Tacikler, Özbekler, Hazaralar ve laik Peştunların bu suikasttan öğrendiği dersin, Karzai hükümetinin, Karzailerin en güçlüsünü bile korumaktan aciz bir palavra olduğunu belirtiyor. Escobar, büyük çaplı uyuşturucu ticareti yapan ve CIA’in maaş listesinde yer alan Veli Karzai'nin, Kandahar yerel konseyinin başkanı olarak kentin en nüfuzlu adamı olduğunun altını çiziyor.

İşte “NATO’nun süreç içinde Afganların kalplerini ve zihinlerini fethettiği, onlara Kabil’deki merkezi hükümeti sevdirdiği hikâyesine gelince... Bu yalanı Hindukuş’taki bir kayaya söylemeyi deneyebilirsiniz.” diyen Escobar’ın kaleminden Afganistan’daki gerçekler:

abd_asker_tabut.jpg

AFGANİSTAN'DA KİM KAZANDI; KİM KAYBETTİ?

Pepe Escobar / Asia Times*

Washington’dan Brüksel’e, oradan Kabil’e kadar uzanan yalan erbapları, belli ki epey uykusuz geceler geçiriyor. Dünya kamuoyu, ABD ve NATO’nun Afganistan’la Pakistan’daki ikili savaşı ‘kazandığı’ uydurmasıyla acımasızca dehşete uğratılıyor.

Fakat artık mızrak çuvala sığmıyor. ABD yönetiminin Pakistan ordusuna 800 milyon dolarlık yardımı ‘askıya alma’ kararının hemen ardından, Pakistan Savunma Bakanı Ahmed Muhtar ulusal Express TV kanalına, “Neticede işler sarpa sararsa, bütün güçlerimizi geri çekeceğiz” açıklamasında bulundu –yani İslamabad’ın aşiret bölgelerinde Peştun çoğunluklu gerillalarla savaşmak için artık asker göndermeyeceğini kastediyor.

Muhtar’ın şu sözlerinden daha açık ne olabilir: “Amerikalılar bize para vermeyi reddederse kendileri bilir… Orduyu dağlarda bu kadar uzun süre tutmanın altından kalkamayız.”

Bu, bir hususu bir kez daha çırılçıplak gözler önüne seriyor: Pakistan (gönülsüzce), Washington’ın aşiret bölgelerindeki terörle mücadele/isyanla mücadele oyununu oynuyor. İslamabad Peştun milliyetçiliğinden ne kadar korkuyorsa, ordu da o derece temkinli ilerlemesi gerektiğini, aksi takdirde en dokunulmaz tabuyu (yani Peştunistan’ın kurulması ve bildiğimiz Pakistan’ın parçalanması) gündeme getirecek kitlesel bir Peştun aşiret isyanıyla yüz yüze kalacağını biliyor.

Kukla lider Hamid Karzai

Bir de ortada Kabil’deki tahtını zar zor kontrol eden kukla Devlet Başkanı Hamid Karzai var. Libya’nın neo-Napolyoncu kurtarıcısı Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Afganistan ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Karzai şunları söyledi: “Afgan halkının evlerinin içinde, hepimiz aynı türde acılardan mustaribiz. Ve umudumuz o ki, inşallah, Afgan halkının çektiği acılar son bulacak ve barış ve güvenlik hâkim olacak.”

Başkanın üvey kardeşi Ahmed Veli Karzai’nin öldürülmesi karşısında ‘aynı türde acı’ hissedecek pek fazla Afgan olmadığını söylesek başımız ağrımaz. Büyük çaplı uyuşturucu ticareti yapan ve CIA’in maaş listesinde yer alan Veli Karzai, Kandahar yerel konseyinin başkanı olarak kentin en nüfuzlu adamıydı.

Taliban’ın gerçekte ülkenin yüzde 70’e yakınını kontrol edebildiği göz önüne alındığında, suikast hakiki bir darbe sayılır. Sorumluluğu derhal üstlenen Taliban, sözcüsü Yusuf Ahmedi aracılığıyla şu açıklamayı yaptı: “Bahar operasyonu başladığından beri, elde ettiğimiz en büyük başarılardan biri bu. Yakın dönemde Serdar Muhammed’i onu öldürmekle görevlendirdik ve Muhammed de şehit düştü.”

Karzai’nin Kandahar’daki güvenilir komutanlarından olan ve aynı Popolzai aşiretinden gelen Serdar Muhammed, Ahmed Veli’yi ‘uyuşturucuyla ilgili’ ve kişisel sebeplerle kafasına sıktığı iki kurşunla öldürdü.

veli-hamid-karzai.jpg

Kandahar kralı Ahmed Veli

Taliban, halkla ilişkiler savaşını zaten kazanıyor; 2010 ilkbaharından bu yana Kandahar polis şefini, vali yardımcısını, Argandab bölge şefini ve Kandahar belediye başkan yardımcısını öldürmeyi başardı.

Şimdi de sadece Kandahar’da değil, Afganistan’ın bütün güneyindeki -ki NATO, Taliban’ın ruhani merkezi ve destek tabanının bulunduğu bölgede büyük bir ezme harekâtı yürütüyor- en önemli Washington yanlısı aktörden kurtuldular. Suikast, hâkim olan ‘NATO kazanıyor’ hikâyesini paramparça ediyor.

Pakistan’daki Belucistan eyaletinin başkenti Ketta’da Ahmed Veli’yle uzun bir öğle geçirmiştim; 2001 sonbaharıydı ve ABD Taliban’ı bombalıyordu. Ahmed Veli ve üvey kardeşinin (sokak jargonuyla söylersek), ‘kebap satıcılarından’ siyasetin ağır toplarına dönüşmesine haftalar vardı.

Çoktandır CIA’in adamlarından biri (o dönemde ABD, Hamid Karzai’yi Afganistan içine paraşütle indirmekle meşguldü) ve büyük bir afyon kaçakçısıydı; yanı sıra aşiret lideri ve üvey kardeşinden çok daha etkili bir şahsiyetti.

2000’lerde bütün bu rolleri sürdürdü, bir yandan da otellere, gayrimenkullere ve hatta bir Toyota bayiine sahip oldu. Fakat en önemli işi, Taliban’ın her daim ağırlığının olduğu Kandahar’ı ‘zaptetme’ mücadelesiydi. Sıkı, özel bir paramiliter grup olan ve CIA ve ABD Özel Kuvvetleri’ne üst düzey Taliban komutanlarına yönelik hedefli suikastlarda yardım eden Kandahar Özel Timi’nin başındaydı.

Fiili valiydi aynı zamanda, halk arasında ‘Kandahar Kralı’ diye anılıyordu –validen ve sözünü kimseye geçiremeyen yerel meclisten çok daha güçlüydü.

Tacikler, Özbekler, Hazaralar ve laik Peştunların bu suikasttan öğrendiği ders, Karzai hükümetinin, Karzailerin en güçlüsünü bile korumaktan aciz bir palavra olduğu (gerçi Afganların çoğu bunu zaten biliyordu). NATO’nun süreç içinde Afganların kalplerini ve zihinlerini fethettiği, onlara Kabil’deki merkezi hükümeti sevdirdiği hikâyesine gelince... Bu yalanı Hindukuş’taki bir kayaya söylemeyi deneyebilirsiniz.

Kazanan ABD  değil miydi?

NATO’nun Afganistan’da ‘kazandığı’ falan yok. Pakistan’ın aşiret bölgelerinde ‘kazanıp kazanmadığı’ meselesindeyse, güçlü Genelkurmay Başkanı General Eşfak Pervez Kiyani -ki o da Pentagon’un gözdelerindendir- ve İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Ahmed Şuca Paşa’nın ne düşündüğüne bakmak lazım. Alt rütbeliler üzerinden şunu söylüyorlar: Washington’ın ‘askıya aldığı’ 800 milyon dolar olmadan başlarının çaresine bakabilirler ya da ihtiyaç duydukları her şey için ‘her mevsimin dostu’ Çin’e başvurabilirler.

Pentagon sözcüsü Albay David Lapan’a göre İslamabad, bilhassa ABD casusları için daha fazla vize ver-diği ve terör ve isyanla mücadelede Pakistanlıların yaygın biçimde eğitilmesini tekrar devreye soktuğu takdirde, 800 milyonu alabilir. Halihazırda ABD’nin aşiret bölgelerinde yürüttüğü insansız savaş uçağı saldırılarıyla iştigal eden İslamabad’ın ilgisini çeken bir öneri değil.

Bu durumda ‘kazanan’ aslında Kaide; aşiret bölgelerinde Pakistan’daki Taliban’ı Pakistan ordusuna karşı bir dikkat dağıtma taktiği olarak kullanırken, halifeliği hedefleyen siyasi programını Orta Asya’ya yaymak için dolaplar çeviriyor.

Fakat durun bir dakika: ABD, Kaide’ye karşı ‘kazanmıyor muydu’? Şu an Afganistan’daki başkomutanlıktan CIA şefliğine geçmekte olan General David Petraeus’un attığı palavrayı unutmak ne mümkün: “Federal Aşiret Bölgeleri’nde Kaide’ye büyük darbe vuruluyor… ve Kaide için gerçek bir stratejik yenilgi ihtimali söz konusu.”

Aşiret bölgelerine insansız savaş uçaklarıyla ölüm saçmadığınız sürece pek de öyle değil.

* Tercüme: Radikal

HABERE YORUM KAT