Afganistan nereye gidiyor?

02.01.2012 00:58

Didier Billion

Aralık ayının başında, Taliban'ın iktidardan düşüşünden sonra BM himayesinde 5 Aralık 2011'de yeni Afgan Devleti'nin kurulduğu Bonn kentinde Afganistan'ın geleceği hakkında yeni bir konferans gerçekleştirildi.

Bu yıldönümü, binlerce insanın ölümüne mal olan her yıl milyarlarca dolar harcamaya neden olan bir siyasî-askerî bölümü kapatma fırsatı olabilirdi. Ancak Pakistan ve Taliban'ın yokluğunda gerçekleştirilen bu konferans, Afganistan durumundaki gerilemeyi ve toplantıda hazır bulunan ülkelerin görüş farklılıklarını yansıtan tam bir başarısızlık oldu.

Bu konferansın hedefi esas olarak 2014 sonrasında ekonomik durumunu koruyabilmesini sağlayacak uluslararası yardım örgütlenmesini içeriyordu. Asıl sorun, ülke bütçesinin yüzde 90'ına yakınının yabancı yardımlarından oluşan Afgan hükümetinin askerlerine maaş ödeme imkânlarına ve devleti döndürecek duruma sahip olmamasıdır. Askerî duruma gelirsek, herkes güç ilişkilerinin merkezî yönetimi kabul etmeyen isyancıların lehine değiştiğini kabul ediyor. Durumun kötüleşmesi, sadece Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nü (ISAF) oluşturan farklı ülkelerin analiz ve yönelim farklarından kaynaklanmıyor; bunun yanında nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Şii azınlığı, yapılan saldırıların neyin işareti olduğu konusunda kendini göstermektedir. ABD, kendi cephesinde ülkesinin çıkarları doğrultusunda bölgesel destek noktaları oluşturması beklenen 5 askerî üssü korumalarını sağlayacak uzun vadeli bir ortaklığı yürürlüğe koymayı denedi. İran, Rusya ve Pakistan muhalefetlerini hemen belli ettiler, Hamid Karzaî hükümeti ise bu senaryo karşılığında öyle finansal koşullar koydu ki, ABD bile artık bunu düşünmekten vazgeçti.

Fransızlar, İngilizler ve Almanlar birbirlerine danışmadan ikili yardımların pazarlığını yapmaktalar. Nihayet, 10 yıldır NATO'nun marjinalleştirdiği BM de, 2014 sonrasındaki uluslararası finansal yardımı idare etmesi için kendisinden çok şey beklendiğini anlamaya başlıyor. Taliban karşısında gösterilecek tutum hakkında, müttefikler arasındaki fikirler ayrışmaktadır. Amerikalılar ve İngilizler gerçek anlamda görüşmeleri başlatmaksızın kendi ilişkilerini kurmaktalar, Almanlar ortaklarının karşı olmasına rağmen Bonn'daki konferansa Taliban'ın temsilcilerini davet etmeyi istiyorlardı. Bu birkaç neden aylarca süren görece gizli görüşmelerden ya da İstanbul'daki gibi zirvelerden sonra konferansın neden başarısız olduğunu açıklamaktadır. Obama yönetimi, daha şimdiden başkanlık kampanyası içinde bulunduğundan önümüzdeki aylarda herhangi bir inisiyatif almayacaktır. Taliban ise güçlü pozisyonda olduğu kanısında olduğundan, muhtemelen çıkarlarının 2014'ü beklemekten geçtiğini düşünmekteler. Bu tarihte Karzaî hükümeti birkaç büyük kent dışında denetimi yitirecektir ve ancak bazı etnik gruplara, kuzeyde Taciklere ya da batıda Hazaralara dayanabilecektir.

Bu durum diğer bir deyişle kırsal alanların büyük bir bölümünün ve Afganistan-Pakistan sınırının Taliban ve benzeri gruplar tarafından denetim altına alınmış oluşuna işaret etmektedir. Böylece on yıldır ülkede süren Batı varlığından sonra Afganistan, sadece Batılı ülkelere değil, aynı zamanda Hindistan ve Pakistan hükümetine öfkelerini açıkça gösteren grupların sığınağı oldu. Bu bağlamda ülkenin tarihi boyunca hiç görülmemiş olan ve amacı 'Afgan İslamı'nın iki kolunun birbirine karşı dikilmesini hedefleyen 6 Aralık Şii karşıtı saldırılar meydana geldi. Bu saldırılar aynı zamanda, ISAF nezdinde bir araya gelmiş olan yabancı güçler koalisyonunun siyasi durum üzerindeki denetimlerini azar azar yitirdikleri Afgan krizinin bölgeselleşmesinin ifadesidir.

Hindistan gelecekte bir iç savaş pahasına da olsa Afganistan'ın kuzeyindeki bölgeyi kutsal sığınakları haline getirmeyi hedefleyen tüm Taliban karşıtı grupları açıkça destekleme siyaseti uyguluyor. Yeni Delhi'nin başlattığı bu siyaset, Pakistan ile yaşanan temel gerilim noktasını Keşmir'den Afganistan'a yönlendirmeyi hedeflemektedir. Hindistan stratejisi Afganistan-Pakistan sınırında durumun kötüleşmesine oynayarak ve bölgede bulunan, Afganistan'dan hareket ederek gitgide daha fazla İslamabad üzerine harekâtta bulunan Pakistanlı aşırı grupların eylemlerini kolaylaştırarak Pakistan'ın iç krizini daha da ağırlaştırmayı hedeflemektedir. Bu nedenle Pakistan'ın, Kabil'de, Taliban yanlısı bir hükümetin en kısa zamanda hükümete getirilmesinde çıkarı var. Böylece ISAF birlikleri geri çekildikçe esaslı bir çatışmanın unsurları yürürlüğe girmeye başlıyor. Diğer yandan İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabet Afganistan'daki cemaatler arası gerilimi yoğunlaştırmak için Şii karşıtı Pakistanlı grupların stratejisiyle birleşmektedir.

*Paris Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü Müdürü

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim