Af Çıkmış Neyime Kan Damlar Yüreğime

18.11.2008 09:03

Nuray Kayacan

Sevgili Günlük;

Bu güz bir kez daha emin oldum ki, bu işin sonuçlanacağı yok. Oysa ne kadar da heveslenmiştim, sana neden yalan söyleyeyim ki? Bu yasak kalkmaz desem de çevreme, hepsi laf. Gerçektende inanmış, belki de inanmak istemiştim. İnanır mısın, kalacağım yere kadar hesabımı yapmıştım. Şaşırmadın eminim, bilirsin hep tez canlıyımdır. Her şey hemen oluversin isterim ama hiçbir şey hemen oluvermez.

Nasıl ümitlenmeyeyim? Tapu gibi yasa çıktı, üzerine birde en kaymaklısından genel af… Tamda hayallerimizdeki gibi... Ama ne oldu; hepsi fasa-fiso. Ülkeyi gerçekte TBMM’nin yönetmediği bir kez daha anlaşıldı o kadar.

Bende karar verdim; olacağı yok madem, bir işe gireyim çalışayım dedim. Yeter artık bu ev hanımı muhabbeti. Sigorta yok, boğaz tokluğuna çalış, kıymete de binse bari! Sen ev hanımı olacak eleman mıydın he-heyyyttt. Gir bir (işe) yara değil mi?

Ama o ayrı bir teraneymiş. Laik kesim “örtülüyüm” diye geri çevirdi, birkaç yer eğer başörtümü çıkartırsam alabileceklerini söyledi. Trajikomik diyorlar ya, işte o hesap bizimkisi.

Ayıdan post, gâvurdan dost olmaz! dedim, aldım soluğu bizim tayfanın yanında. O da nesi, komik paralara, hiç de komik olmayan mesailere çalıştırmak istiyorlar. Altı gün, günde on bir saat. Yok artık… Ben vaktimin bir bölümünü vermek istiyorum şimdilik, tamamını değil. Eee ne demişler: “Eşek olursan semer vuran çok olur.Ya esir gibi çalıştırırlar, ya da ikinci hanım yapmaya kalkarlar demişlerdi. Haklılarmış ne diyeyim!

 

Sevgili Günlüğüm;

Biraz araştırma ve istişare sonucu en iyisinin belediyeye girmek olduğuna karar verdim. Ortam iyi, saatler ve maaşı makul. Fakat anacım oraya da girmesi bir olay. Yok ihaleleri takip et, taşeron firmalarla konuş, KPSS’ye girmezsen kadrolu olmayı unut. Hoş, girsen de olabileceğin şüpheli ya, iyisi mi sen her halükarda unut. Sınava başvuran arkadaşlarla konuştum, başörtüyle girebiliyormuşuz, tabi üzerine peruk takarsak. Daha neler, on sekizimde yapmadığım şeyleri bu yaş da mı yapacağım. Boş geç dedim ya, her iş de bir hayır vardır. Âleme madara olmaya, racona ters düşmeye gerek yok.

 

Merhaba Günlük;

 Çok heyecanlıyım, Bursa’ya gidiyorum.

 İşe başvuracağımda elimde ilkokul diploması bile yok. Liseyi aradım; “Çıkış belgesini son bıraktığınız okuldan alacaksınız” dediler. Orası da illaki benim gitmem gerektiğini, başkasına resmi evrakın verilemeyeceğini söyledi. Ah, ah… Kim derdi bir zamanlar yaka paça atıldığım okuldan bir gün gelip de böyle ısrarla çağrılacağımı? (Bilseler örtülüyüm, eminim gelmeyin derlerdi ya, neyse.) Çok özlemiştim, bir şekilde buda bahanem oldu.  Şimdi çıkmam lazım, dönüş de her şeyi yazarım.

 

Döndüm Kürkçü Dükkânına

Harika iki gün geçirdim. Öylesine özlemişim ki, doya doya nefes aldım.  Bursa’nın tarih kokan, yeşil kokan havasıyla ciğerlerim bayram etti. Neden öğrenciler okudukları ile böyle zaaf şeklinde bağlanır, hatta kopamaz oraya yerleşirler acaba? (Ben beceremedim, o ayrı mesele.) Herhalde onları erişkin yapan, otoriteden uzakta kimliklerini oluşturabildikleri, kendilerini keşfettikleri şehre bir vefa borcu hisseder, hayranlık duyarlar da ondan.

Gelelim minik gezimizin karanlık yüzüne. Belki de hafızamdaki kötü hatıraların etkisiyle sıkıntılı geçti yolculuk. Açıktı, korkuyordum. Kampusa vardığımda, fakültemin olduğu binayı dekanlık yaptıklarını gördüm. Yoldan geçen bir bayana: “Burada edebiyat fakültesi vardı, ne oldu?” diye sorduğumda: “O çok eskidendi, yeni bina yapıldı oraya taşındı” dedi. Öyle bir söylemişti ki, sanırsın aradan yüzlerce yıl geçmiş. Velev ki öyle olsun, inan hiç de komplekse girmedim. Kendimi yaşlımı hissetmem gerekiyordu? Her zaman söylerim; ben burada işim bitsin de gideyim diye bakıyorum. Dünyaya kazık çakmak gibi bir niyetim yok. Neden şaşırdın? Formalite değil mi bu yaşadıklarımız, dünya bir sınav salonu ve mutlak gerçeklik ise ahir zaman değil mi? Âdem’in sürgüne yollandığı bu mekânda gözüm yok. Senin anlayacağın benim gözüm yükseklerde. Hedefini büyük tutacaksın ki, kazanımların en azından ortalamanın üzerinde olsun.

Ayaklarım ağrıdan hissizleşecek gibi olmuştu ki, o koskoca kampus da yeni binamızı ancak bulabilmiştim. Ama kime meramımı anlatacak olsam, dehşet dolu gözlerle beni yanından uzaklaştırmak istedi. Hepsinin ortak cümlesi: “Başımı belaya sokacaksınız” oldu. Gitmem gereken yeri, güvenlik görevlilerinin kovalamacaları eşliğinde zar zor bulabildim. Orda da kimse bana yardım etmek istemedi. Dışarı çıkmam istendiğinde yılarca öncesinden alışkın olduğumdan mıdır bilmem, sırada bekleyen öğrencilerin üzerime doğrulttukları acıyan bakışları ne canımı sıktı ne de utandırdı beni. Hatta onlara tebessüm ederek: “Virüs taşıyorum da, onlarda haklılar bir yerde. Toplum sağlığı bu şakaya gelmez.” dedim. Dilekçemi beni içeri sokmayan güvenlik görevlisiyle göndermeye karar verdim. Tam üzerime doğru hiddetlenerek gelirken uzatıverdim kâğıdı eline. Yüksek sesle söyleyeceği sözler ağzına tıkılmış olmasından herhalde yanakları şişmiş ve yüzü kızarmıştı. “Tamam dedi ben götüreyim ama çıkış kâğıdını almaya girerken açacaksın başını.” Hoppala, bunlar imanlarını yitirirken akıllarını da mı yitiriyorlar, bilmem ki! Başını açmadığı için okuldan çıkış belgesi almaya gelenden başını açmasını istiyorlar. Açsam zaten, okulu neden bırakayım, anam bacım.

Kadın geri gelene kadar sürekli dua ettim, Rabb’im de yardım etti de yanıt evinize gelecekmiş dedi, emir kulu bayan.

 

Günlüğüm;

Belgem elime geçti. İş için torpil olmazsa işin zor diyenleri dinleyerek, en afillisinden bir torpil bulup görüştüm. ‘Eğitim şart.’ Diyorlar ya hani, bence o söz bizim ülkeye pek de uymuyor. Bizde şart olan ‘tavassut’, eğitimi kim ne yapsın? Yahu elektrik faturası öderken bile; “TEK’de adamın var mı, nasıl ödeyeceksin?” diye soracak duruma geldik milletçe. 

Torpili bulduk bulmasına ama maalesef o iş de yaş çıktı. Vay efendim diplomam olsaymış, bu şekilde bulunacak iş beni tatmin etmezmiş. Yahu torpil bey kardeşim; diploma olsa seninle ne işim var? Gider öğretmen olurum, mis gibi iş... Allah seni inandırsın hafta da sadece iki gün derse giren arkadaşım var benim. Anlayacağın iş-miş hikâye oldu. Mortingen şitraze…

 

Evreka, Evreka!!!

Sevgili günlük; sonun da çözümü buldum. Dedim, Nuray (kendime hep böyle hitap ederim) 1)Kimseden fayda yok. 2)Yardımcı olarak Allah yeter. 3)Müminin müminden başka dostu yok. Topla üçünü… yani bütün başörtüsüzede arkadaşları toplayıp, beraber bir iş yapacağız. Adını da nananaaaan Direniş LTD ŞTİ koyarız. Nasıl ama? Perfect değil mi?

Şimdi şöyle bir düşünelim, ne iş yapabiliriz biz? Öncelikle ticarette ki en iyi iş bildiğin iştir düsturundan yola çıkarak, bildiğimiz, yapabileceğimiz işleri sıralayalım.

1)     Dedektiflik bürosu açabiliriz mesela… Her gün eylemlerde olduğumuz, polis tarafından takibe alındığımız o yıllarda, az buçuk hepimiz; yakın-uzak takip, kamuflaj, kim sivil, kim terörle mücadele, kimin vaatleri gerçek kiminki sahte v.b. konularda uzman olmuştuk. Bence takip, yakalama, suçüstü… Tam bize göre işler ne dersin?

2)     Psikolojik danışmanlık merkezi; Ahhhh ah, az mı yara aldık, çoğumuz gitmedi mi psikiyatrlara, psikologlara. Birçoğumuz depresyon ilaçları kullanmadı mı? Paranoyak olanlarımız azımsanamayacak kadar çok değil mi?(valla birkaç arkadaşım eşinin aslında polis olduğunu, bilgi sızdırmak için, onunla görev gereği evlendirildiğini düşünüyor. Aslında arada bende şüphelenmiyor değilim!) Ne demişler; “Paranoyak olmam, takip edilmediğim anlamına gelmez.”

3)     Organizasyon şirketi; komiteler kurup, temsilciler seçip, görev dağılımları yapmadık mı? Eğitim fakültesinden Hakan Ağabey’in sesi hala kulaklarımda:“ Siz partilere, siz TV kanallarına, Metin al abicim şu iki grubu, birini radyonun, diğerini gazetenin önüne koy. Hangi gazete, radyo mu? Ne fark eder birinin önüne bırak canım kardeşim. Nasılsa hepsini gezmeyecek miyiz? Esra bacım siz de dernek ve vakıfları gezin.” Amma kaptırmıştı kendini.

Hangi saatler de nerelerde toplanılacak, program akışı ne olacak, kimler destek için çağrılacak, medyaya kimler haber verecek… Daha ne organizasyonlar yaptı. Şimdi kıytırıktan düğünmüş, sünnet merasimiymiş onları mı halledemeyeceğiz? Bence bize en uygun seçeneklerden biri de bu!

4)     Hukuk bürosu; kapılarını aşındırdığımız hukuk büroları… Prosedür nasıl işler, dava açımı, takibi, AİHM bile bizden sorulur. İşte hepimizin anladığı bir meslek daha… Yurt dışı mezunlarını da koyduk mu? Diğer işlere de biz bakarız, daha iyisi Şam’da kayısı.

5)     Tesettür giyim; bak günlüğüm işte buna çok ihtiyacımız var. Başka bir şeyde yapamayacağım bari giyimde devrim yapayım diyenler sayesinde tesettüre uygun pek bir şey bulamaz olduk. Kendimize göre bir kreasyon yapsak fena mı olur?

6)     Hastane; İlginç bir anekdot: yasaktan sonra diğer üniversiteleri bilmem ama bizimkinde en çok başörtüsünü açmayan tıp fakülteliler oldu. O sebepten olacak o kadar çok yurt dışında mezun olup gelen doktorumuz var ki. Al sana iş gücü. Geriye sadece onların bursiyerlerini, finansör yapmak kalıyor. Olma mı?

7)     Anaokulu; yurt dışına gidemeyenler netsin gardaş! Evlenip çoluğa, çocuğa karıştılar. Çocuk bakımında uzman olmayan kaldı mı aramızda? Hımm ne dersin?

8)     Okul-dershane; en çok da öğretmen fazlamız var, bu en işlevsel seçenek.

9)     Gazete veya TV kanalı; Bir gazetemiz, efenim ne bileyim bir Tv’miz olsa fena mı olur? Sabah akşam özgürlük çağrısı yaparız malum medyanın aksine. Bir gün gelir bizde Zenci muamelesi gördüğümüz şu memlekette, Obama gibi hak ettiğimiz en güzel mevkilere gelebiliriz kim bilir? Nede olsa medya dördüncü güç olarak; yasama-yürütme-yargıdan bile önde geliyor bizim gibi küresel iklimlerde.

10) Restaurant-catering firması; alın bir uzmanlık alanımız daha. Ders arası ikramlar, günler, obur koca ve çocuklar derken, Oktay Usta’ya taş çıkarırız alimallah.

İlk etapta benim aklıma gelenler bunlar. Bakalım arkadaşlar, hangilerine sıcak bakacak, ya da ne gibi öneriler getirecekler?

Not: Yazıda geçen günlük, farazidir. İçimden öyle yazmak geldi. Günlük tutmuyorum zaten. (Nokta Dergisi’ne noktayı koyduklarında bıraktım. Neme lazım, şeytan doldurur. )

Dileğimiz görevlerini yeni devralan ve devreden tüm generallerin günlük tutmasından yanadır. Gün gelir lazım olur… Sonrasında bir skandal silsilesi daha patlak verirse adı da hazır: Alp Er Tunga or Gılgamış, nasıl ama?

  • Yorumlar 17
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim