Adrese Teslim Mülteci Krizi!

22.09.2015 15:10

Abdullah Muradoğlu

 

Mülteciler doğru yoldan ilerliyorlar. Bir zamanlar ülkelerini talan eden, yerleşik yaşam biçimlerini alt üst eden, yerel uzlaşma kanallarını tahrip eden Batı'ya sömürgecilik geçmişini hatırlatıyorlar. Her gün daha fazla ölerek, daha fazla yürüyerek yapıyorlar bunu. Tek istedikleri insanca yaşama koşullarını elde etmek. Şunu söylüyorlar Batı'ya:

“Siz refahınızı ülkelerimizi mahvederek elde ettiniz. Bizi sömürgeleştirerek, zenginliklerimizi yağmalayarak, insanlarımızı köleleştirerek, uzlaşma kültürümüzü zayıflatarak, aramıza yapay sınırlar sokup biribirimizle savaştırarak, diktatörlerimizi destekleyerek iyi yaşam standartları satın aldınız. Siz aranızdaki sınırları kaldırırken, bizi daha da bölüp parçalayan politikalara mahkûm ettiniz. 'Size demokrasi ve uygarlık getirdik.' derken bile biz her gün binlerle ölüyorduk. Biz sizin 200 yıldır izlediğiniz hayırsız politikaların bir ürünüyüz. Bizi içine hapsettiğiniz cehennemlerden kaçıyoruz. Başka ne bekliyordunuz ki! Şimdi ödeme sırası sizde.”.

Mülteciler sorunun kaynağına doğru sınır kapılarından, dikenli teller ve öldürücü dalgalar arasından yol bularak ilerliyorlar. Bu trajediye kayıtsız kalan Batı'ya ve uluslararası camiaya silahsız bir isyanı simgeliyorlar. Sorunun parçası olan Batı, çözümün parçası olana kadar bu mülteci akıntısı devam edecek. Amerikalı siyaset bilimci Prof. Michael Mann, Batılı sömürgecilerin yerli ve yerel toplumsal ilişkileri üretmiş siyasî yapıları yıktığını belirterek şöyle diyor:

“Sömürgeci gelişme, eldeki kurumları yıkarak ama yerine eşdeğer yeni hiçbir şey getirmeyerek, kıtaya muhtemelen zarar verdi. Sömürgecilik ile ekonomik gelişme arasındaki ilişkiyi sayısal olarak incelemiş çoğu araştırmacının da ulaştığı sonuç bu gibi görünüyor, her ne kadar istatistikler çok kötü olsa da..”.

Sömürgeleştirilmenin bedeli Prof. Mann'ın yarım ağızla ifade ettiğinden çok daha fazlasıdır. Zira Batılı devletler, sömürgelerini terk ettikten sonra bile bu ülkelerin kaderinde başrol oynadılar. Prof. Daron Acemoğlu ile Prof. James A. Robinson, Batı'yı Batı yapan kurumların Doğu'da yerleşememiş olmasının kötü yönetim, yoksulluk ve diktatörlük getirdiğine dair bir araştırmayı “Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri” başlığıyla yayınladılar. “Neden bazı ülkeler zenginken bazı ülkeler yoksuldur?” sorusuna cevap arayan araştırma bazı temel sorunlara ışık tutuyor. Ancak Latin Amerika'nın, Hindistan'ın, Afrika'nın, Doğu ve Güneydoğu Asya'nın sömürgeleştirilmesinin bu ülkelerde yarattığı ekonomik, siyasî ve kültürel tahribatın çapına dair bir fikir vermiyor. İşte o fikir, Asya'lı, Latin Amerika'lı, Afrika'lı ve Ortadoğu'lu on milyonlarca mültecinin 50 yıllık kıtalar arası yolculuklarıyla ifadesini buluyor.

Akdeniz üzerinden çoğu ölümle sonuçlanan umut yolculuğu Batı'nın Doğu'da sebebiyet verdiği yıkımın utanç verici tasviridir. Bu yıkımın ağır sonuçlarını telafi etme sorumluluğu Batı'nın üzerindedir. Kriz, artık Batı'nın krizidir. Mülteci meselesi, “Avrupa Birliği”nin merkez ülkelerinin durağan ve tek-kültürcü rejimlerinin iç dönüşümünü hızlandıracak bir katalizör olmaya namzet görünüyor. Öte yandan Avrupa'nın merkezine doğru yoğunlaşarak ilerleyen bu mülteci akıntısı, Batı'nın Batı dışı toplumlara ilişkin politik tutumunda köklü bir değişimi gerçekleştirememesi hâlinde küresel bir krize dönüşebilir. Doğru algılanmaması hâlinde bu kriz hiçbir devletin kayıtsız kalamayacağı daha büyük çevresel patlamalara sebebiyet verebilir.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim