1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Adıyamanlı Gazeteciden BDP’ye Özerklik Tepkisi
Adıyamanlı Gazeteciden BDP’ye Özerklik Tepkisi

Adıyamanlı Gazeteciden BDP’ye Özerklik Tepkisi

Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun bazı illerinde “çok oy” alan BDP, bölgeyi kendisine ait, bölge insanını ise emir eri sanma yanlışlığına düşüyor.

A+A-

Adıyaman'da yayınlanan Güne Bakış adlı yerel gazetenin genel yayın yönetmeni Naif Karabatak, demokratik özerkliği yorumlayan bir yazı kaleme aldı. Geçtiğimiz hafta Taraf gazetesinden Neşe Düzel'in BDP'li Bengi Yıldız'la yaptığı röportaj üzerinden eleştirilerini sıralayan Karabatak'ın yine Taraf'ta yayınlanan yazısını sitemiz okuyucuları için iktibas ettik:

ADIYAMAN ve ÖZERKLİK

Naif Karabatak / Taraf

14 Temmuz’dan bu yana iki farklı duyguyu birarada yaşıyoruz. Bir tarafta henüz “muammaları“ çözülmeyen 13 askerin şehit olmasının getirdiği acı. Diğer tarafta ise aynı gün DTK adıyla açıklanan ve nereden çıktığı pek anlaşılmayan “Demokratik Özerklik” şaşkınlığı.

Kendi içinde çelişen, ne olduğunu okuyanın bile bilmediği, içi boş, sonra doldurulmak üzere bırakılmış, adeta laf salatasından öteye gitmeyen bir metin. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun bazı illerinde “çok oy” alan BDP, bölgeyi kendisine ait, bölge insanını ise emir eri sanma yanlışlığına düşüyor.

İşin ilginci, bölge insanına devletin bugüne dek zulüm yaptığını, yoksul bıraktığını, hakkını elinden aldığını, vermesi gerekeni ise vermediğini söyleyerek, bir gerçeği ifşa ediyor.

Ama aynı zamanda “Demokratik Özerklik”le de, bölge insanına bu defa kendi elleriyle zulüm yapılacağını, yoksul bırakılacağını, haklarının verilmeyeceğini ifşa ediyorlar.

Ya da kaba tabirle, “tecavüzcünün değişeceğini, mağdurun ise aynı kalacağını” söylüyorlar.

Öncelikle DTK’nın açıkladığı Demokratik Özerklik, bölge insanının beklentisi değil, özlemi değil, arzusu değil. Olursa, BDP’ye oy veren bir bölümünün arzusu, hayali ve özlemi olabilir. Hele hele, Adıyaman, Gaziantep, Malatya gibi BDP’ye oy vermeyen veya çok az veren illerin de “Özerklik” içinde düşünülmesi, bölgeyi ve insanımızı tanıyamadıkları gerçeğinin göstergesidir.

Taraf Gazetesi’nde Neşe Düzel, BDP’li Bengi Yıldız‘la söyleşi yaptı. Biz de demokratik özerklik diye ilan edilenin “şey” olmaktan öteye gitmediğini öğrenmiş olduk.

DTK’nın ilan ettiği “Demokratik Özerklik”in ayaklarının yere basmadığı, ne olduğunu kendilerinin bile bilmediği, bunu izah edemediklerini öğrendik. Yine bu söyleşide, özerkliğin, bir yol haritası ve hiçbir ikinci adımı olmayan “şey”den öteye gitmeyen bir hayal olduğunu gördük.

Bengi Yıldız, Neşe Düzel‘in sorularına cevap verirken “durduğu yeri bilmeden” konuştuğu anlaşılıyor. BDP adına konuşmuyor, PKK adına konuşmuyor, KCK adına konuşmuyor, hatta DTK adına da konuşmuyor ama sonra hepsinin birden “kendileri” olduğunu söylüyor.

PKK adına konuşmuyor ama “Özerklik işi yürümezse, otuz yıldır ne oluyorsa, o olacak” diyebiliyor.

Demokratik özerkliğin asla bir dayatma olmadığını söylüyor ama “Devlet, ilan ettiğimiz şeyi ya kabul edecek ya kabul edecek” diyebiliyor. Yine BDP’ye hiç destek vermeyen illerde bunu uygulayacaklarını söyleyerek, baskı yapacaklarını ikrar ediyor. Bölge halkının yoksulluğundan bahsediyor, “Demokratik özerkliğini ilan eden yer, Ankara’ya vergi vermemeli ama devletten yardım almalı” derken, halkı koruduğunu sanıyorsunuz ama sonra yanıldığınızı anlıyorsunuz. Çünkü özerklik ilan edilen yerdeki görevliler halktan vergi toplayacak. Bir başka deyişle de haraç alacak. Vergi yönünden halk için değişen bir şey olmayacak, sadece alan değişecek, veren hiç değişmeyecek.

Sayın Düzel’in “DTK, demokratik özerkliği hangi bölgede ilan etti?” sorusuna önce “Bu sistem, Türkiye’nin tamamı için önerilen bir modeldir” diye cevap veriyor.

Ama sonra “Tabii ki, Kürtlerin yaşadığı bölgede... Yani Barış ve Demokrasi Partisi’nin, Demokratik Toplum Kongresi’nin gücünün olduğu yerlerde...” diye özerklik alanını hayli daraltıyor. Buna da şükür.

Sayın Yıldız, demokratik özerkliğin adındaki gibi demokratik olduğunu sıklıkla söylüyor. Hatta “Biz, talep meselesine bakıyoruz” diye iç rahatlatıcı şeyler de söylüyor. Sonra sınırlarını kendilerinin de anlatamadığı Kürdistan’dan bahsediyor.

Demokratik özerklik ilan edilmesini önce bağımsızlık olarak görüyor, sonra özerklik diye düzeltme gereği duyuyor.

Söyleşi boyunca özerklik alanı bir türlü çizilemiyor. Önce Türkiye’nin tamamı, sonra BDP’nin çok oy aldığı birkaç il, sonra bütün bölge, sonra bölge dışındaki illerden de birkaçı da dahil ediliyor. Sayın Düzel, Gaziantep, Adıyaman ve Siirt gibi illerin durumunu biliyor olmalı ki, “adım adım gidelim” diye ısrar ediyor.

Yıldız‘ın cevabı, “Şimdi şüphesiz hedeflenen öyledir” diye Adıyaman, Gaziantep ve Siirt’i katıyor. Sonra iller bazında ‘bir formülasyon eliştirmedik’ diyerek, tüm söylediklerini bir çırpıda yalanlıyor.

Bunun “Kürtlerin talebi“ olduğunu, “bizlerin talebi” diyerek de Kürtlerin kendilerinden ibaret olduğu yanlışına düşüyor. Bölgede sadece Kürtlerin yaşamadığını ve yaşayan Kürtlerin de BDP’yi desteklemediğini es geçiyor.

Ve nihayet sayın Düzel, Adıyaman’ı net olarak soruyor. Cevap çok ilginç, “‘Ben bir milletim. Ben bir halkım. Benim dilim, kültürüm, tarihim var. Anadilimde eğitim görmek istiyorum. Kendi kendimi yönetmek istiyorum’ demek için BDP’ye oy vermek mi gerekir? AKP’ye oy veren insanlar da bunu pekâlâ talep edebilirler.”

Sayın Düzel’in Adıyaman’ı ilgilendiren ikinci sorusu “Adıyaman’da özerkliği nasıl yapacaksınız? Halk desteği olmadığı yerlerde özerkliğin dayanağı ne olacak?” Sayın Yıldız, “özerkliği anlatacağız” demekle yetiniyor...

Anlatmasını bekliyorsunuz tabii. Acaba nasıl bir şey diye merak içinde kıvranıyorsunuz. “BDP adına konuşamam” diye işi geçiştirmeye çalışıyor.

Sonra kendi adına konuşuyor; askere gidilmeyeceği, Kürtlerin kendi kendini idare edeceği, kendi polisini kuracağı, verginin yerelden toplanacağı gibi şeyler söylüyor.

Yani eğer eziliyorsa, daha önce halkı devlet eziyordu, şimdi demokratik özerklik ilan edilen yerdeki yetki verilecek kurumlar ezecek.

Eğer, devlet burada halkına zulmeden, taciz eden konumundaysa, halkı bundan kurtarma yerine, “biz ezelim” düşüncesi hâkim.

Sayın Düzel’in özerkliğin nasıl uygulanacağına ilişkin ısrarlı sorularına bir cevap veremiyor, “internete girin, öğrenirsiniz” diyor.

Belki de Demokratik Özerkliğin Google efendinin yardımıyla ortaya çıktığını söylemeye çalışıyor.

Özerkliğin Adıyaman’da uygulanacağını söylüyor ama Adıyaman’da BDP’ye verilen desteğin çok düşük seviyede kaldığını es geçiyor.

Oysa 12 Haziran seçimlerinde Adıyaman’da, 284 bin 623 kişi, BDP dışındaki siyasi partileri tercih etmiş, sadece 19 bin 811 vatandaşımız ise BDP’ye oy vermişti...

Peki sayın Yıldız, Adıyaman’ı özerklik alanında değerlendirdiği zaman, “BDP’ye destek veren” derken, hangi kriteri göz önüne aldı?

Oysa Adıyaman’ı iyi analiz edebilse, Adıyaman’ın ne Kürt Kenti, ne Türk Kenti olmadığını, “Kardeşlik Kenti” diye özetlenebileceğini anlardı.

Bugüne kadar kendi içindeki ırksal, mezhepsel ayrımlara kapalı olan Adıyaman, destek vermediği bir partinin özerklik dayatmasına olumlu cevap vermesini mi bekliyorlar?

İspanya’dan veya Google efendiden demokratik özerklik gibi içi doldurulmamış, ne olduğunu kendilerinin bile bilmediği metinleri aşırmanın alemi yok.

Gelin, Adıyaman’a, “Kardeşlik Modeli”nin barışın sembolü olabileceğini görün.

Ne yapıyorsanız yapın, ne diyorsanız deyin, özgürsünüz ama lütfen size destek vermeyen ve asla ayrımcılıkta adı geçmeyen, huzur kenti Adıyaman’ı işin içine katıp, aldığınız 19 bin oyu da daha aşağılara çekmeyin...

Bizim gibi çözüm istiyorsanız, barış istiyorsanız, “bütünleştirici” mesajlar verin.

Herkes çok iyi biliyor ki, ne çekiyorsak, “ayrıştırıcı” mesajlardan çekiyoruz.

HABERE YORUM KAT