İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Adıyaman

A+A-

Siz hiç Adıyaman’a gittiniz mi?  

Sokaklarında yürüyüp insanlarına karıştınız mı? Suyundan içtiniz mi? Ekmeğine dokundunuz mu?

Ben gittim. Günlerce kaldım hem de. O şehre Ramazan ayının son günü gitmiş, son iftarımı orada açmış ve bayramın tamamını Adıyaman’da geçirmiştim. Orada geçirdiğim günler bayram günleri olduğundan, pekçok insan topluluğu içine karışmış ve birçok insanla tanışma, konuşma şansı bulmuştum.

Adıyaman’da geçirdiğim birkaç günün sonunda, içimden aynen şunları söylemiştim: “Allâh’ım! Bütün güzel insanları Sen bu şehirde mi topladın?”

Edebiyat olsun diye anlatmıyorum bunları; gerçekten böyle demiştim. Oraya giden herkesin böyle söyleyeceğine eminim.

“Fıtratları bozulmadan tertemiz kalmış insanların biraraya gelerek oluşturduğu bir toplum nasıl olur acaba?” diye merak ediyorsanız, Adıyaman’a gidip birkaç gün kalmanızı salık veririm.

Kötülük yoktur orada. İyiliğini ise, ancak oraya giderseniz görürsünüz. Kendi içinde saklıdır çünkü.

Kürtler’le Türkler’in, Sünnîler’le Alevîler’in barış içinde, kardeşçe yaşadığı bir ilimizdir, Adıyaman. Orda da her siyasî düşünceden ve farklı ideolojilerden insanlar çıkar ama yine de terör ve anarşi olmaz o topraklarda. Her şeyden önce medenîdir çünkü, Adıyaman insanı. Ve bu medeniyeti, “köylüce” yaşar.

Hazıra kaçmaz Adıyaman insanı; “hazır tüketim kültüründen” uzaktır. Kadınları ekmeği kendi açarlar; erkekler de sigarayı kendi sararlar. Birini buğdaydan, birini de tütünden elde ederler.

Orada “insan”, her şeyden önce gelir. Adıyaman’ın en önemli zenginliği, bizzat kadınları ve erkekleri olduğu için, en çok  buğday ve tütün yetişir o topraklarda. Toprak, buğdayı kadına, tütünü de erkeğe sunar tüm cömertliğiyle.

Adıyaman’ın renkleri de “yeşil – sarı”dır bu yüzden.

Yeşilini tütünden, sarısını buğdaydan alır.

* * *

Dünyanın ve insanlık ailesinin uyuyan vicdanını, erdem ve fazilet duygularını harekete geçiren Mavi Marmara gemisinde Adıyaman’dan da bir şehîdimiz vardı. 9 şehîdimizden biri, bu kutlu ve ulvî yolculuğa Adıyaman’dan katılmıştı.

Adıyaman (Semsur) ilimizin Besni (Beheştî) ilçesindendi, Şehîd Fahri Yaldız. 43 yaşında, 4 çocuk babasıydı.

Lakabı “Deli” imiş bu kardeşimizin, arkadaşları arasında “Deli” diyerek çağrılıyormuş. Bunun sebebi de, imânlı biri olarak cihad ve şehâdet delisi olmasıymış. İslam’a, toplumuna ve yaşadığı topraklara hizmet etmek için bütün zamanını ve varlığını, sahip olduğu ne varsa her şeyini gözünü kırpmadan fedâ edebildiği ve yorulmak, bitmek nedir bilmeyen hiperaktif bir enerjiye sahip olduğu için, arkadaşları O’na böyle bir sıfat yakıştırmışlardı.

Sağlığında böyle bir kardeşimizin varlığından birçoğumuz habersizdik; şehâdetinden sonra O’nun hakkında aile ve arkadaş çevresinin anlattıklarını dinlediğimizde, o topraklarda 43 senedir nasıl bir insanın yaşadığını öğrenmiş olduk.

Eski adı Beheştî olan Besni ilçesinin küçük bir köyünde doğan bu kardeşimiz, daha küçük yaştayken babasını kaybetmiş ve yetim olarak büyümüş. Küçük yaşlardan itibaren çalışıp annesine ve kardeşlerine bakmış.

İslamî çalışmalarda oldukça aktif bir insandı Fahri Yaldız. Çevresinde sevilen, sayılan ve fikirlerine değer verilen bir Müslüman’dı. Arkadaşlarının anlattığına göre, içine girdiği her ortamda kısa sürede dikkatleri üzerine çekebilen bir kişiliğe sahipti. Hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz ve her zaman kendisi için istediğini arkadaşı için de isterdi.

Camisi olmayan camiye ilk caminin temellerini de daha iki yıl önce yine Fahri Yaldız atmıştı. Her işte öncü şahsiyete sahip biriydi.

Şubat – Mart 2010 döneminde “Rotamız Filistin Yükümüz İnsanî Yardım” kampanyası başladığında, kolları sıvamış Fahri Yaldız. O günden sonra işi gücü, ailesi, çevresi, dünyası, her şeyi ama her şeyi bu kampanya olmuş Fahri’nin. Evini, işyerini, arabasını, parasını ve zamanını tamamen bu Gazze kampanyasına harcamış.

“Rotamız Filistin Yükümüz İnsanî Yardım” kampanyası, Doğu’dan Batı’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e, Marmara’dan İç Anadolu’ya, bütün ülke çapında başlatılan bir kampanyaydı ve 81 vilayetin her biri, kendi çapında faaliyetler düzenleyip bu kampanyaya katkıda bulunmaya çalışıyordu. Mavi Marmara yolculuğundan önceki 4 – 5 ayı yeniden hatırlarsanız, bütün ülke adeta Gazze için, Gazze’ye insanî yardım götürecek bu gemiler için seferberlik başlatmıştı. İşte bunun Adıyaman’daki öncülüğünü bu kardeşimiz, Fahri Yaldız yapmıştı.

Gazze için Adıyaman ve ilçelerinde ardı ardına kermesler düzenleniyor, paneller gerçekleştiriliyor ve bunun öncülüğünü Fahri Yaldız yapıyordu. Gazze kampanyasına insanların desteğini sağlamak için aylar boyunca Adıyaman’ı ilçe ilçe, evleri kapı kapı gezdi Fahri Yaldız.

Ancak arkadaşlarının anlattığına göre, kendisini diğer insanlardan ayıran çok ilginç bir özelliği vardı Fahri’nin: O, yaptığı her işte, girdiği her çalışmada hep başı çekmek isteyen, hep öncülük yapmak isteyen bir karaktere sahipti.

Bir gün yine arkadaşlarıyla birlikte bütün gün Gazze kampanyası için koşturduktan sonra tamamen yorgun düşmüş bir şekilde evlerine döndüklerinde, arkadaşları “Ne güzel! Bütün ülke Gazze için seferber olmuş ve Adıyaman da buna dahil” deyince, tamamen iyiniyetle söylenmiş bir söz olmasına rağmen Fahri bu tarz düşünmeye itiraz etmiş ve arkadaşlarına şöyle demişti: “Arkadaşlar, bu çok aciz bir düşünce tarzı! Ne yani, bütün bu koşturmalarımızın gayesi, Adıyaman’ın da bu kampanya içinde yer alması mıdır? Eğer amacınız buysa, boşuna gece gündüz koşturuyoruz demektir. Çünkü Gazze’deki insanî dram ortada ve Adıyaman halkı onurlu ve erdemli bir halktır. Adıyaman zaten elinden gelen yardımı esirgemeyecek ve katkıda bulunacak. Bunu sağlamak için illa da kapı kapı dolaşmamıza gerek yok ki.”

Arkadaşları oldukça şaşırmıştı bu çıkışa ve “Peki amacımız ne olmalı bu kampanyada?” diye sormuşlardı. Fahir Yaldız, amacı şöyle açıklamıştı: “Amacımız, bütün yurt çapında gerçekleştirilen bu kampanyada Adıyaman’ın en başı çekmesi. Bu bir insanlık ve hizmet yarışı, bu yarışta Adıyaman’ın ismini en üste, en yukarıya yazdıracağız.”

Sonra da şu açıklamayı yapmıştı: “Allâh ‘hayır yapın’ demiyor, ‘hayırda yarışın’ diyor. Yarış nedir? Yarış, en önde olmak, ismini en yukarıya yazdırmak için yaptığın bir mücadeledir; aynı işi yapan diğerleriyle girdiğin bir rekabettir. Öyleyse bize emredilen, hayırlı çalışmalar içinde bulunmak değil, hayırlı çalışmalarda öncülük etmek, başı çekmektir. Bizim amacımız bu kampanyada Adıyaman’ın ismini en başa, en yukarıya yazdırmak olmalı arkadaşlar. Diğer illerle birlikte Adıyaman da olsun diye değil, bütün iller içinde Adıyaman en yukarıda olsun diye çalışmalıyız.”

Fahri Yaldız böyle bir karaktere sahipti işte. İslamî kavramları böyle çarpıcı bir şekilde yorumlar ve bu ilginç bakış açılarıyla tanıyan herkesi kendisine hayran bıraktırırdı.

Bu inanç ve gayeyle yola çıkan Fahri Yaldız ve arkadaşları, “Rotamız Filistin Yükümüz İnsanî Yardım” kampanyası için varını yoğunu ortaya koydular, gecelerini gündüzlerine kattılar.

Fahri’nin Adıyaman’da küçük bir kadayıf atölyesi ve bir de mzel arabası vardı. Hem işyerini, hem de arabasını bu kampanya için seferber etti. Kendi özel arabasını faaliyetin reklâm afişleriyle giydirip üzerinde ses cihazlarını bir de ses cihazlarını çalıştıracak jeneratör monte ettirdi.

Fahri’nin amacı, tüm yurt çapında yürütülen bu kampanyada Adıyaman’ın da katkıda bulunması değil, Adıyaman’ın “hayırda yarışın” düsturunca bu kampanyada başı çekmesiydi. O, Adıyaman’ın ismini en üste, en yükseğe, en yukarılara yazdırmak istiyordu. Amacı buydu.  Bunun için Adıyaman il merkezi ve Besni (Beheştî) ilçesi ile yetinmedi. Adıyaman’ın tüm ilçelerini karış karış gezdi; kampanyaya destek için, Kâhta (Kolîk), Çelikhan (Çêlıkan), Gölbaşı (Serê Golan), Gerger (Aldûş), Yenisamsat (Şemîzad), bütün ilçelerini gezdi Adıyaman’ın.

Gittiği her yerde insanların desteğini ve dûâlarını alıyordu. Kadınlar O’na Kürtçe dûâlar ediyordu:

- Xwûdê alikari we be... Xwûdê we ber rehma xweke.

Bu dûâlar yol azığı olmuştu Fahri’nin, kampanya boyunca O’na güç veren enerji olmuştu.

Özellikle kadınları motive ederek Adıyaman ve ilçelerinde ardı ardına kermesler düzenlettirdi. Bu kermerslerde kadınlar tarafından hamur işleri, pastalar ve börekler yapılıyor ve bunlar Gazze yararına satılıyordu.

Kermeslerle yetinmedi; paneller, konferanslar, geceler düzenlettirdi. Adıyaman’ın tüm erkekleri, kadınları, gençleri ve kızları seferber olmuştu.

Amaç belliydi: “Hayırda yarışmak” ve bu yarışı en önde, zirvede tamamlamak. Adıyaman’ın ismini en üste, en yükseğe, en yukarılara yazdırmak.

Aylarca bu amaç için çalıştıktan sonra, hısım, akraba, arkadaş, dost ve çevresi ile beraber 4 çocuk ve eşiyle vedâlaştı. “İnşallâh şehîd olmaya gideceğim” diyerek Antalya’ya gitti ve bu duygularla Mavi Marmara gemisine bindi.

* * *

31 Mayıs sabahı Mavi Marmara ve beraberindeki gemilere düzenlenen siyonist korsan saldırıda şehîd olan 9 kardeşimizden biri de işte bu insandı, Adıyamanlı Fahri Yaldız’dı.

Saldırıda 9 kişi vâhşîce katledilirken, yüzlerce gönüllü de esir alınıp hapishaneye atıldı.

2 Haziran gününü 3 Haziran gününe bağlayan gece, saat 02:00’de, 9 şehîdin naaşı ve 466 gönüllü İstanbul’a, özgürlüğe uçmak üzere Tel Aviv’den havalandı.

Gönüllüleri özgürlüklerine kavuşturan o uçak öyle bir havalandı, öyle bir havalandı ki, dağların, bulutların bile üzerine çıktı.

Uçağın tabiî ki bir ismi vardı ve bu isim, uçağın üzerinde kocaman kocaman harflerle yazılıydı. Bu isim dağlardan da daha yüksekteydi, bulutların bile üzerine çıkmıştı. En yukarıda, en yüksekteydi o yazı.

Fakat uçağın dış tarafına yazıldığı için, içerideki gönüllüler görmüyorlar, bilmiyorlardı o yazıyı. Gönüllüler özgürlüğe uçmanın sevinci içindeydiler fakat bindikleri o uçağın ismini bilmiyorlardı. Ama uçağın içinde, bir tabutun içindeki Şehîd Fahri Yaldız görebiliyordu o ismi, okuyabiliyordu o yazıyı.

Çünkü Adıyamanlı Fahri şehîd olmuştu ve şehîdler herşeyi görebiliyordu. Dağlardan bile daha yüksekteki, bulutların üzerindeki o yazıyı okuyabildiği için, tabutun içinde çok mutluydu Adıyamanlı Fahri.

Dağlar, bulutlar da görebiliyordu en yüksekteki o yazıyı; okuyabiliyordu.

Mavi Marmara’nın 9 şehîdini ve özgürlüğüne kavuşan 466 gönüllüyü Tel Aviv’den İstanbul’a götüren ve dağlardan bile daha yüksekte, bulutların üzerinde uçan işte o uçağın üzerinde kocaman kocaman harflerle şu isim yazıyordu:

ADIYAMAN.

 

sediyani@gmail.com

 

YAZIYA YORUM KAT

10 Yorum