1. YAZARLAR

  2. Bengin Boti

  3. Adil Şahitler Olmayı Başarabilmek
Bengin Boti

Bengin Boti

Yazarın Tüm Yazıları >

Adil Şahitler Olmayı Başarabilmek

A+A-

Değişim bir zihniyet, bir bilinç meselesidir. Aynı zamanda bir süreç meselesidir. Yeni olan, doğru olan bile olsa ona alışmak, onu kabullenip, yorumlayabilmek çoğu zaman kolay olmuyor. Kronikleşen geleneksel yaklaşımlardan bir anda sıyrılmak mümkün olmayabiliyor.

Yaşadığımız topraklarda alabildiğince kökleşen tek tipleştirme çabaları, toplumun her kesimine sirayet etmiş durumdadır. Kendilerini değişime açık, aykırı düşünebilen, farklı yaklaşımlara sahip olarak tanıtan çevrelerin çoğunun, aslında klasiğin ötesine geçemedikleri, bir noktadan sonra süregeleni taklit etmekten başka bir meziyetlerinin olmadığı görülmektedir.

Bu Ülke’de, Kürtçeye, Kürdî olana karşı gösterilen resmi refleksin bir paralelini, muhalif kesimlerde gösterebiliyorlar. Kürtçe olan, Kürdî olan gündeme geldiğinde bir anda statükocu kesilebiliyorlar. Tavırlarını ortaya koyarken de çoğu zaman kırıcı olabiliyor, insaf sınırlarını zorlayan yaklaşımlarıyla dikkat çekiyorlar.

Maalesef ki; bazı Müslüman çevreler de bu durumdan yeterince nasiplenmektedirler. Birçok konuda farklı yaklaşımlara sahip olmayı başaran söz konusu kesimler, sıra statükonun bazı tabularına geldiğinde, sınavı kaybetmekte ve süregelen söylemleri tekrar etmektedirler. Her alanda değişimden, yenilenmeden söz edenler, söylemlerini pratiğe aktarma sürecinde tavır değiştirebiliyorlar.

Bazı kesimlerin pragmatist sebeplerle, Müslüman Kürt Halkı’nı anlamaya çalıştığı, onları yanlarına çekmek için her türlü ayak oyununa başvurduğu bir dönemde, bazı Müslüman çevrelerin, Kürt gerçekliğine bu denli duyarsız kalması, olumlu girişimleri hazmedemeyen bireylerin, ait olduğu yapılardan destek görmesi çok düşündürücüdür. Hemen hemen her kesimin Kürtçeye, Kürt değerlerine en azından nötr duygularla yaklaştığı bir dönemde, Müslüman camia’nın kayda değer adımlar atmaması, atılan adımları, ilkel yaklaşımlarla mahkum etmesi, söz konusu kesimlerde duyguların bilincin önünde durduğunu göstermektedir.

Milli aidiyetlerini, hayatın merkezine yerleştiren çevreler, İslam’ı her türlü yaklaşımlarına alet etmekte, Kürtçe‘ye ve Kürt kültürüne karşı İslam’ı kullanmaktan çekinmemektedirler.

Bir internet sitesinde, ya da bir yayın organında çıkan Kürtçe bir yazıyı bile hazmedemeyenler, böyle bir girişimden dolayı, yazanları, yayınlayanları “Kürtçülük” yapmakla suçlayanlar, e-mail adreslerine hakaretler yağdırmaktan çekinmeyenler, Ümmet’ten ne anladıklarını, kardeşliği nasıl yorumladıklarını, Milli aidiyetlerinin ne kadar ön planda olduğunu göstermektedirler. Kardeşlik kelimesinin içini boşaltarak, yapay ve insaf sınırlarının çok ötesinde yeni anlamlar yükleyerek, kendilerine yorumlayarak, ortaya çıkmakta, gayri İnsanî, gayri İslamî yaklaşımlarla insanları töhmet altında bırakabilmektedirler.

Üstelik bunu yaparken de Yüce İslam’ı kalkan yapmaktan çekinmemektedirler. Öyle ki İslam ile bu şahıslar arasındaki farkı anlayamayan çevreler, İslam’a karşı önyargı geliştirebiliyorlar.

Kürt’ler attıkları her adımı izah etmek zorunda değildirler. Hangi hakları talep edeceklerini, hangilerini kullanmaktan çekinmeyeceklerini ve ne kadarını kullanacaklarını, statükonun kutsallarına bulaşmış, sentezci çevrelerin insafına soracak değiller.

Ortaya konulan her tavır için başkalarına, hele de Müslüman’lara açıklama yapmak zorunda kalmak, acı veriyor. Düşünebilen herhangi bir insanın yaklaşımlarını, ortalama bir Müslüman’da görememek, ayrı bir acı veriyor.

Her konuşmanın başına “her türlü ırkçılıktan beri olduğunu” açıklama gereğini hissetmek, bu psikolojiyle hareket etmek, Müslümanların tavırlarının ortaya çıkardığı bir durumun sonucudur. Kürt’ler böyle bir yaklaşımı hak etmiyorlar.

Her türlü davranış ve düşünüşlerinde başına buyruk davranan, Ümmet’in diğer parçalarını umursamayan, onur kırıcı küçük menfaatler için bile herkese sırtını dönebilecek bir anlayışa sahip çevrelerin, Kürt’lerin tercihlerini sorgulamaya hakları yoktur. Bu anlamda kimsenin Kürtçe yazma, okuma/okutma konusunda atılan adımları fırsat bilip saldırmaya hakkı yoktur.

Dünya’nın hiçbir yerinde, hiç kimse, bir dilde- hele de anadilinde- yazmaya çalıştı diye eleştirilmez. Bunda ısrarlı davrandı diye, ırkçılıkla, bölücülükle, bozgunculukla suçlanmaz. Bu, hiçbir dine, hiçbir düşünceye, hiçbir vicdana sığmaz. Böyle bir şeyi tarihin hiçbir aşaması kayda geçmemiştir. Ama maalesef ki, kardeş bildiklerimiz, dost bildiklerimiz bu suçlamayı çok rahat bir şekilde yapabiliyorlar. Üstelik de kahredici bir şekilde, İslamî dili de kullanmaktan çekinmemektedirler. Kitaba uymayı başaramayanlar, bu noktada da Kitap’ı kendilerine uydurmaya çalışmaktadırlar.

Bu topraklarda Kürtçeye “herhangi bir dil” muamelesi yapılamaz. Herhangi bir dilin sahip olduğu imtiyazlarla karşılaştırılamaz. Kürtçe bu toprakların aslî unsurlarından biridir. Başka bir diyardan gelip de burada sorun çıkaran, huzur bozan bir dil değildir. Yerlilikten kaynaklanan doğal hakları vardır. Bu haklar teslim edilmelidir. Herkes bunu hazmetmek durumundadır.

Sırası geldiğinde kardeşlikten bahsedenlerin, iş icraata geldiğinde çark etmeleri,  anadilde bir yazı yazmayı bile birçok iftira ile karşılık vermeleri üzerinde durup düşünmek, sağlıklı tahlillerde bulunmak gerekmektedir.

Herkes oturup, yaklaşımları üzerinde yeniden düşünmek durumundadır. Beraber yaşamaya hazır olup olmadığını öncelikle kendine sormalı ona göre hareket etmelidir. Beraber yaşamanın bütün yükünü Kürt’lere yüklemek İslamî /insani değildir. Aynı ortamları paylaşacaksak, beraber yaşama kültürü geliştirmek durumundayız. Eğer mevcut imkânları ortak kullanamayacaksak, mevcut yayın organlarından, dergilerden internet sitelerinden ortaklaşa, kardeşçe yararlanamayacaksak, Kürt’lerin ya da diğer Halkların kendi alternatiflerini geliştirmelerine önyargılı yaklaşmamayı öğrenmek zorundayız. Onların alternatifli çalışma çabalarını etiketlemeye hiç kimsenin hakkı yoktur/olmamalıdır.

Eğer beraber yaşamayı başaramazsak, eğer beraber yaşamanın kurallarını uygulayamazsak, kimseyi beraber yaşamaya zorlayamayız. “Beraber yaşayalım, ama benim gibi yaşayalım” anlayışı faşizan bir anlayıştır. Gayri İnsani/ gayri İslami bir anlayıştır.

İrademiz yok sayılarak anadilimiz dışında bir dil ile okumak /yazmak zorunda kalmış olmamız, ilelebet bu şekilde devam etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmemektedir. İsteyen, istediği dilde yazabilme/okuyabilme hakkına sahiptir. Bu hak evrensel bir haktır. Bu hak tartışmaya açık değildir. Hepimiz, hepimizin anladığı tek bir dili kullanarak okumak yazmak, fikir alışverişinde bulunmak zorunda değiliz. Bir dilde yazılanı engellemeye çalışmak yerine, farklılıklarımızı hazmederek, birbirimizi farklılıklarımızla sahiplenmek durumundayız. Hiçbir dil, bir diğerinden üstün değildir. Hiç bir dil bir diğerinden öncelikli değildir. Birbirimizi anlamak için birimizin diğerinde yok olması değil, birbirimize karşı fedakârlıkta bulunmamız gerekmektedir.

Ümmet birliğinden bahseden çevrelerin, bu tezlerinin altını doldurmaları, ellerini taşın altına koymaları gerekmektedir. Kendileri için istedikleri her şeyi, diğerleri içinde istemeleri, bunu pratikleri ile göstermeleri gerekmektedir. Kendi yaklaşımları için uygulama alanları geliştirip, başkalarının yaklaşımlarına hayat hakkı tanımamak, beraber yaşama tezine ihanet etmektir.

Müslüman’lar olarak inşa etmeye çalıştığımız toplum modelinin her şeyden önce,  yaradılışta bahşedilen özellikleri göz önünde tutması gerekmektedir.  Hem yeri geldiğinde Ümmet birliğinin öneminden bahsetmek, hem de insanları, anadillerinde yazdılar ve okudular diye, ırkçılıkla suçlamak, bilinçaltlarını kurcalamak, Müslüman’a yakışır bir tavır değildir.

“Benim anlamadığım, çözemediğim bir durumun bir tercihin burada yeri yoktur, eğer buradaysa art niyetlidir ” demek, diktatörce bir yaklaşımdır. İslami terbiyeyle tedavi edilmesi gerekmektedir.

Ne yazık ki, İslam ile şereflendiğini iftiharla iddia eden çoğu kimseler, vicdan sahibi, muhalif kimselerin ulaşabildikleri zihinsel ve duygusal meziyetlere ulaşamamışlardır. Böyle olmasaydı, hakarete varan ifadelerle, e-mail adreslerini, yorum köşelerini saldırı alanı olarak seçmezlerdi.

Bizler sadece Allah’a hesap veririz. Eylemlerimizde de yaklaşımlarımızda da ölçümüz Hakk’ın çizgisidir. Eğer tercihlerimizden dolayı, yaradılışta beraberimizde getirdiğimiz özellikler ve bu özelliklerin gereklerinden dolayı kınanacaksak, bu bizim değil, kınayanların meselesidir. Kendi yaklaşımlarına çeki düzen vermesi gerekenler de bu tavrın sahibi olanlardır.

Bir başka millete/halka mensup birine kendi dilinde değil de başka bir dilde yazması gerektiğini telkin etmek, üstelik bunu yaparken İslam’ı söylemlerine alet etmek, realiteyi hatırlatmaya çalışmak, bir kişilik problemidir. Cahili yaklaşımlarla arasına gerekli mesafeyi koyamamaktan kaynaklanmaktadır. İslamî hassasiyetleri olmayan birinin bunları söylemesi, yoğun tersine propagandanın etkisiyle ortaya çıkabilecek bir durum iken, bu tarz yaklaşımların bazı Müslümanlar tarafından da dile getiriliyor olması ise büyük bir talihsizliktir.

Her birey, her toplum ya da halk, Hakk’ın yaradılışta kendisine bahşettiği bütün özellikleri istediği ölçüde kullanma, istediği ölçüde devre dışı bırakma hakkına sahiptir. Hiç kimse yekdiğerini, İlahi bağışların kullanımı dolayısıyla kınayamaz ya da engelleyemez. Kayda değer olmayan gerekçeler eşliğinde Hakk’ı gasp etmek, gasp edene destek olmak ya da seyirci kalmak, Müslüman’ca bir tavır değildir.

Yazılan bir yazıdan yola çıkarak insanları ırkçı ilan etmek, gizli bir ırkçılığın dışa vurumu da olabilir. Bunun başka bir izahı yoktur. Böyle bir iftirayla gelenler, Hakk’ın huzurunda verecekleri cevabı düşünmelidirler.

Herhangi bir dilde yazmak ya da okumak insanı ırkçı yapmaz. Irkçılık bir insanlık suçudur. Cahiliye dönemi geleneğidir. Modern zamanların da en zehirli yaklaşımlarındandır. Bizim dünyamızda, bizim yaşayış biçimimizde ırkçılığa yer yoktur. Bizim yüreğimiz bütün coğrafyaları kuşatacak büyüklüktedir. Bizim yüreğimiz, bütün sınırları aşan, bütün sınırları yerle bir eden bir duygu ve düşünce denizidir.  Bizim yüreğimiz, aynı zamanda bütün yerel renkleri de taşıyabilecek ve evrenselin bir parçası yapabilecek bir yürektir.

Yüreği bütün değerlere açık olmayanların evrensel bakışları olamaz.  Evrensel bakışlara sahip olmak evrensel değerlere saygılı olmak demektir. İslam evrensel bir dindir. İslamî yürek, bütün coğrafyaları içinde barındıran bir yürektir.

Bu yürekte hayat bulanlara selam olsun.

bengin_boti@hotmail.com

YAZIYA YORUM KAT

9 Yorum