Adeviye'de teselli arayan şaşkın darbeci

22.07.2013 15:31

Yasin Aktay

Arap Baharı'nın ve ondan sonra bütün dünyadaki sivil muhalefet hareketlerinin sembolü haline gelmiş olan Tahrir 30 Haziran cuntası tarafından resmen çalındı, artık darbecilerin, entrikacıların, baltacıların ve statükonun sembolüne dönüşmüş durumda.

Allah'ın ayetlerini tahrif edip başka türlü mesajlar üretebilen Belam geleneği, doğrusu Tahrir'i tahrif edip tam tersi bir mücadelenin safına katmakta hiç zorlanmadı. Buna mukabil gerçekten özgürlüğü bütün incelikleri ve boyutlarıyla hissedenler için meydanın ismi ve yeri hiç önemli değil.

Bugün Tahrir'in dışında Mısır'daki bütün meydanlar 'darbeye karşı ve demokrasiden yana' en net, en katışıksız mesajlarını haykıran insanlarla dolup taşıyor. 'En net ve en katışıksız biçimde' mesajın verilmesinin ne kadar önemli olduğu hiç bir zaman bu kadar 'net' bir biçimde anlaşılabilmiş değil.

30 Haziran'a yaklaştığımız günlerde Tahrir'deki gösterilere, Mursi'ye uyarıda bulunmak üzere katılacağını söyleyen ve aralarında Arap Baharı devrimcisi olanlarla yaptığım konuşmaları hatırlıyorum. Görebildiğim kadarıyla bu işin sonunun iyi olmadığını, gidişatın devrimin bütün kazanımlarının eski rejim tarafından geri alınacağı bir karşı-devrime doğru gittiğini söylediğimde bu endişemin çok yersiz olduğunu çünkü Tahrir eyleminin Mursi'yi demokrasi çizgisine çekmek üzere bir uyarı olarak yapıldığını anlatmaya çalışıyorlardı.

Dahası, en önemli şiarlarının da 'ne Mursi, ne darbe' olduğunu söylüyorlardı ki, ben de tam da bu sloganın olayın gidişatı hakkında yeterince uyarıcı olması gerektiğini anlatıyordum. Zira askeri vesayetin fiili bir durum olduğu bir ortamda 'ne Şeriat ne darbe' veya hatta 'ne komünizm ne darbe' gibi sloganlardan 'sadece darbe' anlamak için yeterince tecrübeliyiz.

Mısır'da Tahrir'i dolduran ve aralarında gerçekten de darbe karşıtı da olan yüzbinlerce insanın bugünlerde nasıl bir duygu içinde olduğunu izlemeye çalışıyorum. Bir kısmı çoktan Tahrir koalisyonundan ayrılıp Adeviye meydanına katılmış bile, ama sonsuz bir nedamet ve şaşkınlık içinde. Her akşam grup grup insan Adeviye Meydanı'nın kürsüsünden bu nedametlerini itiraf edip 'darbe karşıtı cepheye' katılımlarını ilan ediyorlar.

6 Nisan veya Kifaye hareketinin lider tabakası değilse bile gençleri, Nur Partisi'nin Selefileri, bazı Kıptiler, Y kuşağı gençleri vs... Hepsi de şu anda 'ne Mursi ne darbe' demenin darbeden korunmak için yeterince korunaklı olmadığını çSok hızlı ve acı bir tecrübe ile yaşamış oldular. Mursi hakkında nasıl bu kadar kısa bir süre içinde 'diktatör' ve 'yönetimde beceriksiz' imajının yaratıldığını ve buna kendilerinin de nasıl ikna edildiklerini anlamaya çalışıyorlar.

Mursi bir yıldan az bir süre içinde tamamen eski rejimin kurumları ve adamlarıyla nasıl bir etkili yönetim kurabilirdi? Üstelik bu kurumlar tamamen kendisine karşı direnmekte, adamları da altını oymak için her türlü entrikayı çevirmeye devam ederken. Diktatör olarak isimlendirilmesine sebep olan hadiseler aslında değiştirmeye çalıştığı bir iki adam ve düzeltmek üzere değmeye çalıştığı bir-iki kurumun çıkardığı gürültüye dayanmış olmalı. Bir anda ortaya çıkan ve halkın gündelik hayatında candan bezdiren benzin sorunu daha darbenin gecesinde çözüldü ve halk benzine doyuruldu. Çünkü benzin sorununu çıkaran bizzat darbecilerdi ve sırf darbeyi haklılaştırmak için bu türden sorunları çıkarmış oldukları bugün herkesin dilinde. O yüzden insanların önemli bir kısmı nasıl bir oyuna geldiklerinin farkına varmış durumdalar. Ancak iş işten geçmiş durumda.

Baskılarından şikayetçi oldukları Mursi, bir yıllık süre içinde tek bir gazeteci tutuklamamışken darbeciler daha ilk günden 7 muhalif TV kanalını kapatmış ve yüzlerce insanı tutuklamış oldular. Mursi, anayasa oylanıncaya kadar yetkilerini artıran tek bir geçici kararnameye imza atmışken, darbeciler bütün anayasayı lağvedip hergün kafalarına göre istedikleri kararnameleri ihdas etmeye başladılar. Yol haritasında parlamento seçimlerinden önce (ki onun da olup olmayacağı veya ne zaman olacağı artık tamamen meçhul) anayasanın yazılacağı anlaşılıyor. Peki anayasayı kim hangi yetkiyle yazacak? Anayasa için danışma kurulu şu an itibariyle darbeciler tarafından görevlendirilmiş olan ve halk tarafından yetkilendirilmemiş kişilerden oluşacak.

Tabi, bu esnada halkta neredeyse artık konsensüs haline gelmiş bulunan 25 Ocak kazanımları tamamen geri alınmış oldu. Halka açıkça 'bu kadar devrim rüyası yeter' denmiş oldu. Mübarek rejiminin bütün kurumları ve hatta adamları teker teker görevlerine iade oldu, eski düzen güçlendirilerek restore edilmiş oldu.

'Ne Mursi ne darbe' sloganına itibar etmenin Mısır'ı getirip dayandığı yer, buna safça inananları enayi yerine koyan ahlaksızca bir darbeden başkası olmadı.

30 Haziran hareketine katılanlara ise daha önceden bizzat soruldu, cevapları da bizzat alındı. 'Darbeye gider bu yolun sonu' dediğimizde, o saf-temiz Mısırlı gençler samimiyetle kızıyorlardı, çünkü onların darbeye niyeti yoktu.

Eeee biz de biliyoruz sizin darbeyi yapmayacağınızı. Zaten darbeyi siz yapmayacaksınız, sizin bu samimiyetinizden faydalanacaklar yapacak darbeyi, diyorduk.

Eee şimdi ne oldu?

Sevgili Mustafa Akyol, işte o gençler de aynen öyle, kendi iradeleriyle hareket ettiklerini düşünüyorlardı. Mursi bir diktatördü ve devrimi devam ettirmek, demokrasiyi geliştirmek için sadece uyarılması gerekiyordu.

Tabii ki darbe istemiyorlardı, ama şimdi Adeviye'deler. Teselli arıyorlar.

Bizimkilerse istemeden yol açmaya çalıştıkları darbenin ne menem bir şey olduğunu bile anlamış değiller. Anlasalar teselliyi nerede arayacaklar?

YENİ ŞAFAK

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim