1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Adem Özköse ve Hamit Coşkun’u istiyoruz!
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Adem Özköse ve Hamit Coşkun’u istiyoruz!

A+A-

Gazeteci arkadaşlarımız Adem Özköse ve Hamit Coşkun, “Arap Baharı”yla ilgili belgesel hazırlamak maksadıyla gittikleri Suriye’de kayboldular. Bu yazı kaleme alındığında iki arkadaşımızın Suriye istihbaratına teslim edildiği iddiaları ajanslara düştü. Adem’i üniversiteli günlerinden beri tanıyorum, Vakit ve Milat gazetelerinde başarılı dış haberler ve savaş muhaberatı performansıyla dikkat çekti. Yazdığı kitaplar kalbimize tutundu; “Cennete Otostop”, dünya gençliğinin sınırların ötesini merak eden ve zorlayan yönünü tanıtıyordu bize.

Gerçek Hayat dergisi, pek çok kıdemli gazeteci gibi onun da okuluydu: Uluslararası okur kitlesiyle gençliği, dünyanın aslında zannedildiği kadar büyük bir yer olmadığına ikna ediyordu. Açık Görüş Editörümüz Halime Kökçe, uzun yıllar Adem Özköse’nin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Halime’yle konuşurken, kayıp arkadaşlarımızla mesleki dayanışmadan çok, oğullarını isteyen iki anne gibi dertleştiğimizi, telaşımızı fark ettim. Hele Hamit Coşkun’un yüzündeki çocuksu tebessüm, fotoğraflarına bakınca, orada bir gazeteciden çok oğlunu görüyor insan... Kameraman Hamit, henüz üniversite öğrencisi...

Hakikaten bahar mı?

“Arap Baharı” dünya gençlerine müthiş bir heyecan ve özgüven verdi. Fakat dedim ya, anne olunca insan, hayata dair sorumluluğunuz sizi mevcut heyecanlara hemen teslim etmiyor. Bu yüzden hep çekincelerle kaydettim “Arap Baharı” denilen süreci notlarıma. Dışarıdan bakıldığında çok rahat bir şekilde belki “işbirlikçi”lik olarak bile adlandırılacak “düzen”e, “selamet”e, “kimsenin burnu bile kanamasın”a, “iyilik, sağlık”a dair dualara karışıyor insan anne olunca. Diplomasi, stratejik derinlik, toplumsal mühendislik ötesinde, derin bir kaygı eşlik ediyor eğer anneyseniz. Arap Baharı”na içerideki kadınların bakışlarını önemsiyorum. Libya’dan İşletme Prof. Fathia Kadura, Ness Berr Libya Kurulu Kurucu Başkanı’dır, Libya Baharı’nın ve iç çatışmalardaki ağır bilançonun en çok kadınları yaraladığını dile getirmişti. Kendisi etkin bir devrim taraftarı olduğu halde, o kargaşanın içinde en yoğun olarak uğraştıkları konunun kız çocuklarının eğitimi, yoksul ve işsiz ailelerle dayanışma olduğunu ifade etmişti; “çocuklarımızı kaybettik” derken. Mısır’dan Sena el-Benna (Hasan el Benna’nın torunu, akademisyen); kadınların yakınma ve yas tutma üzerinden hareketle, derin üzüntü

halini, Tahrir sürecinde birbirleriyle paylaştıklarından bahsetmişti. Yani bizlerin dışarıdan heyecanlı bravolarla, pankartlar ve protestolarla, adeta şenliklerle kutladığımız “Arap Baharı”nın, içeriden ve öz kahramanlarının dilinden işitildiğinde, bedeli oldukça ağır, hüzünlü, yaslı bir yüzeyi de var... Bizim gibi dışarıdan veya diasporadan konuşmak çok daha kolay.

Suriye’de bitmeyen gece

Tabutlara uzatılmış minnacık çocukları gördükçe, bunun kim tarafından işlenmiş suç olduğunu tartışmak anlamsızlaşıyor. Bunun derhal durması gerektiğinde birleşiyor tüm vicdanlar. Velev ki hiçbir suçu dahi olmasa, sadece bu vahim katliamlar ve delik deşik edilmiş şehirler bile Suriye rejimini hesap veremeyecekleri bir duruma getirdi. Kaldı ki, işledikleri suç artık dirayetsiz bir yönetimden çok, açık vahşet, zulüme dönüşmüştür. İran’ın ve Nasrallah yönetimindeki Hizbullah’ın bu aşikar vahşete artık sahip çıkacak halleri kalmamıştır. İran devlet geleneği ve kadim diplomasi marifeti, halen bölgede tansiyonu durdurabilecek, Türkiye’nin barış çağrılarına eşlik edebilecek bir manivelayken, niçin olumlu adımlar atılmıyor anlayabilmiş değiliz...

İslam İşbirliği Teşkilatı Başkanı Ekmeleddin İhsanoğl • Suriye’deki krize ilişkin olarak; “askeri müdahaleye, muhalefetin silahlandırılmasına ve krizin iç savaşa dönüşmesine” karşı olduklarını söyledi. Nelerin yapılmaması gerektiğinde anlaşmışlar. Peki nelerin yapılması gerektiğinde anlaştılar mı acaba?

STAR

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum