1. YAZARLAR

  2. Beytullah Emrah Önce

  3. Adapazarı’ndaki Kürt Meselesine Dair
Beytullah Emrah Önce

Beytullah Emrah Önce

Yazarın Tüm Yazıları >

Adapazarı’ndaki Kürt Meselesine Dair

A+A-

Adapazarı’na dışarıdan gelen biri ilk anda “Ne milletsin?” gibi soruyla karşılaştığında bunu yadırgayabilir. Ama şehir sakinleri tanışırken bu soruyu birbirine sorduğunda cevap alabilecektir. Çünkü şehirde hemen her milletten insan vardır; hepsinin de kendince irtibatları... Bazıları mahallelerde ya da sokaklarda evlerini yakınlaştırmıştır, derneklerde toplamıştır ya da bazılarının yaşam alanları gettolaşmıştır...

Bu yapının Adapazarı’ndaki sokağımıza yansımasını düşünüyorum. Manav, Laz, Gürcü, Boşnak, Abaza kökenli komşularımız vardır ama mesela Kürt yoktur. Gerçi mahallede uzun yıllardır yaşayan bir Kürt gelini var ama bu çok bilinmez, sanırım kendisi de pek dillendirmek istemez. Laz bir ailenin gelini olmasının etkisiyle de, o ailenin kökenindenmiş gibi düşünülür.

Kimi zaman, boşalan evlere bakan kiracılardan hangisinin yerleşeceği, “Ne milletsin?” sorusunun cevabına göre değişebilir; bazen insanların halleri başlı başına cevap gibidir, soruya gerek duyulmaz. Adı konulmamış bir ayrımcılık, acı bir ötekileştirme vardır ve bunun rahatsız ediciliği üzerinde kafa yorulmaz.

Sistemin ektiği nifak tohumları filizlenmiş gibidir. Örneğin bir tanıdık anlatmıştır: Zamanında Adapazarı’na göç eden akrabaları, Kürtlüklerinden ötürü, yerleştikleri mahallede bir türlü tutunamamışlar. Ne misafir edebilmişler komşularını, ne misafirliğe davet edilmişler. Bu dışlanmışlık halinden bıkıp, en sonunda taşınmak zorunda kalmışlar. ‘Münferit’ değildir hadise, kulak verilirse buna benzer daha bir çok dışlanmış hayat hikayesi duyulabilir... Acı ve gerçek!

* * *

Adapazarı’nda bir de Van mahallesi vardır. 90’lı yıllarda göç etmiş Kürtlerin yaşadığı kenar bir mahalle. Ne belediye hizmetlerinden yararlanabilir doğru dürüst, ne de depremden sonraki şehirleşme faaliyetlerinden... Üstelik zar zor yapılan evleri depremde çatlamıştır. O günlerde kimsenin uğramadığı mahallede, sağlıksız göletlerden karşılanmaktadır su ihtiyacı. Düşünün daha birkaç yıl önce, küçücük bir çocuk can vermiştir mahallede düştüğü su kuyusunda... Yoksulluğun halleri ayan beyan ortadadır ve yıllar içinde değişmez bu durum. Dışlanmış, unutulmak istenen ve yokmuş gibi davranılan bir mahalle ve sakinleri...

Benzeri bir durum, Van mahallesindeki getto örneğindeki kadar yalın olmasa da, Küpçüler Mahallesi’nde de hissettirir kendini... Van mahallesini değilse bile Küpçüler ismini belki bu günlerde haberlerde görmüşsünüzdür... Birkaç gece önce, azgın bir gurup, DTP’lilerin düzenlediği geceyi basmak istemiş; olaya gerektiği şekilde ve doğru müdahale edilmediği için gurup kalabalıklaşmış ve bu saldırının da sebep olduğu bir takım gelişmenin sonucunda Ebubekir Kalkalı hayatını kaybetmiştir. Haberlerden öğreniyoruz ki; Kalkalı da aslen Vanlıymış ve geçimini pazarcılık yaparak sağlarmış.

Onun canına mâl olanlar bu konuda ne hissetmektedir? Vazifelerini yapmış ve abilerinden aferin olmanın kıvancıyla mı yürümektedirler Çark Caddesi’nde sabahtan akşama? Bu kıyıcılığı insani bir vicdana sığdırmaya çalışanlar neye hizmet ettiklerinin farkında mıdır? Halkın evlatlarını birbirine karşı kışkırtmayı, çıkar hesaplarında artı hanesine yazanların; bizi nasıl bir ateşe sürükledikleri gerçekten görülememekte midir!

Sakarya’da yaşanan bu olay ilk değil. Linç girişimleri ve saldırıları kısa sürede birkaç kez gördük. Her olay, PKK aleyhtarı ‘masum’ bir gösteriymiş gibi sunuldu kamuoyuna. Atılan ‘provokasyon’ ya da ‘tahrik’ manşetlerinin altında, ‘genç’ kitlenin saldırganlığı meşrulaştırıldı, ‘tepki’ denilerek haklılaştırıldı. Bayraklar hep meydandaydı. Dillerde “vatan-millet-Sakarya” üçlemesi kutsanıyordu.

* * *

Görülen o ki, yüce din “milliyetçilik” için gözünü kırpmadan ölecek ve öldürecek diri bir nesil hazırlamaya niyetlenenler var ve bunlar her defasında kalabalığın kulaklarına aynı sloganları fısıldıyor gibi... Bu gidiş iyiye doğru değil. Adapazarı’nda gelişen olayları rastlantılarla izah etmek yeterli kalmıyor. Bir arkadaşım yereldeki köşesinde “Kürtleri sevmiyor Kürt olmayanlar… Tehlikeli işler yapıyoruz… "Ben aslında Kürtleri severim ama şu DTP'liler var ya!" demeye de hiç gerek yok… Öyle olmadığını biliyoruz… Eskiden öyle olabilir ama bu konudaki ölçümüzü çoktan yitirdik. O gece orada olanlar alev topunun ucunda olduğumuzu gösteriyor…” diye yazmış yaşananlarla ilgili... Yorumlarını bir kenara bıraktığımızda, şehirdeki Kürt sorunu için doğru bir durum tespiti...

Kürt sorununa Kürtler yol açmadı ama bugün bu sorun Kürtler olmadan çözülemez. Sorunun çözümü için en ufak adımın atılmasına dahi razı olmayanlar; durumu felç etmek için çabalıyor. Olası bir krizden koltuklarını kaybetmeden çıkmayı planlayan iktidar seçkinleri; zaman zaman her türlü yola başvurabileceğinin mesajını veriyorlar.

İşin kaygı verici bir boyutu daha var. Tüm bu olaylar yaşanırken, AKP hükümeti de kendisinin altını oyanlarla -bilerek ya da bilmeyerek- iş tutmaya devam ediyor. Hem kendisini ‘mazlum’muş gibi gösteriyor, hem de sistemin ezmek için çabaladığı diğer kesimleri ezmeyi ihmal etmiyor! Haliyle bu ikiyüzlülük sırıtıyor ve can sıkıcı bir hal alıyor. Meydanları işçilerden esirgediği gibi ‘baş-ayak’ denklemleri kuruyor. Uydudan birçok kanalın Kürtçe yayın yaptığı bir zamanda TRT’den Kürtçe resmi ideolojinin propagandasını yapmayı planlarken, diğer yandan eğitimde ana dil hakkını savunanları suçluymuş gibi gösterebiliyor. Bu nasıl bir mantık? Aynı siyaset tarzına bu kadar çok ilkesizlik ve tutarsızlık sığdıranlar, giderek merkezi bürokratik çarklara teslim olurken, daha nereye kadar işleyebilmeyi umuyor?

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum