1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. Adaletin bu mu dünya (4)
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

Adaletin bu mu dünya (4)

A+A-

Dün kaldığımız yerden devam edelim.

Dünyanın ne suçu var aslında.. Suç dünyalılarda.. Ve ben aslında dünya derken dünya halklarını, dünyalıları sarsmak, onların dikkatlerini adalet konusuna çekmek istiyorum. En azından biz burada yaşayan insanlar için bir hatırlatma olsun diye..
Dünya bir garip yer oldu.. Herkes kendi çıkar, güvenlik ve refahı açısından bakıyor olaylara, kişilere, kurumlara. Herkes kendi derdine odaklanmış.. Kimileri adeta “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” havasında.. Çoğu kimse kendinden başka, ötekilerin dertleri ile çok da ilgili değil.. Herkes sonucu tartışıyor, konuşuyor, bu sonuçta kendi payını, sorumluluğunu, ihmalini, bu sonucu hazırlayan süreci tartışmıyor, sorgulamıyor, konuşmuyor.. Bu büyük bir felaket.. Bu gerçekler var, ama tek gerçek bu değil.. Gözümüze kibriti çok yaklaştırınca arkasındaki koca bir ormanı kaybediyoruz..
Bugün en çok konuşulan konu Kürt sorunu, en az konuşulan sorunsa Çingenelerin sorunu.. Kürtler mesela Kürt Ergenekonunun sorgulanması konusunda çok da istekli değiller..
Mesela Adana Romanları Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Abdullah Demir de dertli. Başbakana gönderdiği mektubunda, “Roman halkının aşağılanmışlığı, dışlanmışlığı, ezilmişliği, sahipsizliği, ihmal edilip, el tersiyle itilmişliğini, insan yerine konulmamayı şikâyet ediyor ve bu anlamda Roman açılımı ile ilgili 14 Mart tarihini yeni bir başlangıç için Milat olarak kabul ettiklerini söylüyor.. Bu açılımı, Roman halkı olarak gözyaşları içinde ve ayakta alkışladıklarını söylüyor..”
Romanların dramı hangimizin dramından daha az.
Ya dindarların başına gelen. Dersim sürgünü.. “Dersimli kayıp kızlar”ın, “Gürbüzler”in hikayesi!
Acı hatıralardan yeni kavga sebebleri üretmek değil asıl mesele. Bu olaylardan birbirimizi sorumlu tutarak birbirimize düşman olmak değil, bu kanlı ve kirli oyunun arkasındaki gerçeği görmek asıl mesele.. O zihniyeti, o kadroyu ortaya çıkarmak, asıl konu..
Biz Müslümanlar az mı bedel ödedik, az mı acı çektik.. Camilerimiz ahır yapıldı. Meyhane yapıldı! Vakıflarımıza el konuldu.. Hâlâ kılık kıyafetimiz sorun, ibadetlerimiz, mabedlerimiz, dini vakıflar, dini eğitim hepsi devletin tekelinde.. Dini vergilerimizi toplayamıyoruz. Mezhep ve tarikatların statüsü belli değil.. Ağlayanlar ve şikâyet edenler kervanına katılmak istemiyorum.. Bu ağrıma gidiyor. Ama birileri sürekli eleştirmek, talep etmek, şikâyet etmek, suçlamaktan başka bir şey yapmak istemiyor..
Allah cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmez.
Sonuçta biz kendimizi değiştirmedikçe bizim hakkımızda olan değişmeyecek.. Başkalarının gözünde çöp ararken kendi gözümüze de bakmamız gerek. Biz kendimizi de öz eleştiriye tabi tutabilecek miyiz.
Kimin kapısını çalsanız bin ah işitirsiniz..
Yeteri kadar bilgili, dürüst ve cesur muyuz?
Bu kadar suç varsa, suç kimde dediğinizde kimse yok ortada..
Herkes bir başkasını gösteriyor..
Evet tek suçlu var o da benim. Eşim, kızım, gelinim, kardeşim, yeğenlerim başörtülü ve ben Allah’a ve ahiret gününe inanıyorum. Annem de öyleydi. Neler yaşadığımızı ben bilirim! Bunun için benim suçlanmam gerekiyorsa, evet ben buradayım: 40 yıllık sanık!
Birileri daha dün mahkemeye çıktı ve bugün ağlıyorlar. Ben 40 yıldır sanığım ve yüzlerce yılı bulan mahkûmiyet talepleri ile yargılandım. Evim haczedildi, gay ve lezbiyenleri eleştirdiğim için sanık olarak yargılanıyorum.. Başörtüsünü savunduğum, bu konuda Sezer’i eleştirdiğim için de.. Hem de bizim arkadaşlarımızın iktidar oldukları bir zamanda..
Koman’la, Erkaya ile, Tolon’la, Çetin Doğan’la mahkemelik oldum bunları yazdığım için, darbe planlarını, Faili Meçhulleri eleştirdiğim için.. Biz yargılanırken, Barolar Birliği’nin, HSYK’nın, Yargıtay Başkanı’nın, Danıştay Başkanı’nın hiç sesi çıkmıyordu.. 312 general davasında da sessiz kaldılar, söylemediğim bir sözden, yazmadığım bir yazıdan dolayı, söyleyenler ve yazanlar beraat ederken ben mahkûm oldum.. Askeri mahkemede yargılanırken, davacı mahkemeye üye atama yetkisi var, kimse bunu tartışmadı. Verilen kararı yazılı emirle bozma yetkisini kimse tartışmadı askerlerin..
Bu işte bir gariplik yok mu? İşin ucu gelip kendilerine dayanınca, birileri nasıl da ayaklanıverdi öyle. Suçüstü oldu kimi, kimi deşifre oldu..
Brifingli yargı, akredite media, sahibinin sesi politikacı, örtülü KİT şeklinde örgütlenmiş özel sermaye, kendini emir eri sanan bürokrat, emir komuta zinciri içinde hareket eden bilim adamı, siyasetin Truva atı sivil toplum örgütü ve önderi, hepsi bu yapının içindeki unsurlar.. Herkesin ikinci bir kimliği var..
Bu “Maskeli balo” artık son bulmalı..
“Milli” etiketli işbirlikçi ajanlar, Trojanlar sistemden ayıklanmalı..
Adalet, barış ve özgürlük için resmi tarih, resmi ideoloji dönemi kapanmalı artık. Adalet yoksa barış da yok. Adalet ve barış yoksa, hiçbir özgürlük güvence altında değil demektir.. Onun için de kapsamlı bir anayasa değişikliği şart.. Ve tabii arkasından kapsamlı bir hukuk reformu. Herkes inandığı gibi yaşamalı ve düşündüğünü özgürce ifade edebilmeli.. Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, STK ve Bürokrasi arasındaki karanlık ve kanlı ilişki sonlandırılmadan kimseye huzur yok..
Bakın, insan hakları konusu pazarlık konusu değildir. Kan ve gözyaşı tartılarak adalet dağıtılmaz.. Birileri bizim hakkımızı savunmasa da biz onların hakkını savunabilmeliyiz.. Sen benim hakkımı savunmazsan ben de senin hakkını savunmam diye bir şey olamaz. “Bir kavme olan düşmanlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” der Kitap.. “Adil şahidler” olmaya çağırır bizi. Celladımızın bile hakkını savunmaya.. Kendileri için hak isteyenler, bir de dönüp başkalarının hakkını ne kadar savunduklarına bakmaları gerekir kendilerinin.. Sanırım bu konuda hepimiz sabıkalıyız.. Sonunda “Allah cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmiyor” işte.. Gelin itiraf edelim, “Biz zalimlerden olduk” ve şimdi tevbe ederek yeniden başlayalım hayata.. Merhametimiz gazabımızı, sevgimiz nefretimizi yenmeden olmayacak bu iş.. Affedeceğiz ki, affedilmeyi de hak edelim..
Bu işler başımıza niye geldi diye olanları sorgularken, hepimizin, “biz nerede yanlış yaptık” sorusunu da sorması gerek..
Unutmayalım ki, karanlık aydınlığın yokluğudur. Şeytanın varlığı, yapılan yanlışların gerekçesi olamaz.. Selâm ve dua ile..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT