1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Adâlete Dayanmayan Savaş-Barışta Hayır Yoktur!
Adâlete Dayanmayan Savaş-Barışta Hayır Yoktur!

Adâlete Dayanmayan Savaş-Barışta Hayır Yoktur!

Evet, bu gibi cinayetlerde, tarafların içindeki şahin- güvercin kutublaşması kadar; kendilerinin özellikle Ortadoğu’daki planlarının bozulacağı endişesine kapılan dış güç merkezlerinin parmağını da düşünmek gerekir.

A+A-

Selahattin E. ÇAKIRGİL

Adâlete dayanmayan barışta da hayır yoktur, savaşta da!

Bugünlerde, PKK ile TC. arasında yapılan görüşmeler birçok çevreyi harekete geçirdi. Hele, kanunî gerekler yüzünden Mardin bağımsız m.vekili konumunda olsa bile BDP / PKK cenahında etkinliği bilinen Ahmet Türk ile BDP Batman m.vekili Ayla Akat Ata’nın, yeni yılın ilk günlerinde, 1,5 seneye yakın zamandır görüşme kapısı kapatılmış bulunan Öcalan’la görüşmelerinin sağlanması ile birlikte önemli gelişmeler yaşandı, yaşanıyor..

Kimileri bu görüşmelerden sonra, silahlı çatışmalardan el çekileceği umuduna kapıldı;  kimileri, PKK’nin safdışı edileceği hayaline ve kimileri de PKK’ya yüz ve imtiyaz verildiği ve ülkenin daha büyük tehlikelerin eşiğine geldiği korkusuna.. Kimileri de, kendi eğilimlerine göre,  ya PKK’nin tükenme noktasına geldiği ve bunu gizlemeye ve hissettirmemeye çalıştığı iddiasına ağırlık verdi; ya da, TC’nin dolaylı olarak pess ettiği görüşüne..

Bazıları da bu arada, ’her nasıl olursa olsun, barış olsun; çünkü barış savaştan daha iyidir.. diye tempo tutmaya başladı..

Bütün bunlar, ülkeyi 30 yılı aşkın bir zamandır bıçak sırtında tutan, çok boyutlu ve kanlı bir sosyal problemin çetrefilliliğinden, karmaşıklığından kaynaklanıyor.

Ancak, bu noktada, böylesi karmaşık problemlerde unutulmaması gereken nokta, adâlete, hakkaniyete dayanmıyorsa; barışın, savaştan da beter olduğudur. Çünkü, elinizden savunma haklarınız da alınmış olur..

Bir kişi, toplum veya ülkeye dayatılan, yani kendi iradesi ve isteği dışında yüklenen bir savaş, elbette ki çok ağırdır. Böyle bir savaşa karşı, ne kadar hazırlıksız olursanız olunuz, yine de kendinizi savunma hakkınızı kullanmak imkanı vardır. Ve böyle bir direnme, bazen, hiç beklenmeyen, hesab edilmeyen, öngörülemeyen parlak zaferleri bile sunabilir kendisine savaşın zorla yüklendiği tarafa..

Ama, dayatılmış bir savaştan daha da ağır olan, dayatılmış bir barıştır.

Tarihten bir örnek hatırlayalım: Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren 28 Haziran-1919 tarihli Versailles (Versay) Barış Andlaşması için, ’Barışı bitiren barış’ nitelemesi yapılır.. Bu, yanlış da değildir. Çünkü, o andlaşma o kadar zâlimâne idi ki, o dayatılan barış şartlarına karşı yenilgiye uğratılan toplumlarda gelişen protestoların, itirazların neticesi olarak, Adolf Hitler’i ortaya çıkaran Almanya, 20 sene sonralarda, 2. Dünya Savaşını başlatıyordu.

Zoraki bir barışın getireceği problemlerin, devletlerarası ilişkiler açısından olduğu gibi, devletlerin iç durumları açısından da böyle olduğunu düşünebiliriz.

O halde, hedef, her ne olursa olsun savaşmak veya karşı çıkmak veya barışa ulaşmak değil; barışın da, savaşın da ancak adâlete dayanmasını sağlamak olmalıdır. Adâlete dayanmayan savaştan da, barıştan da hayır gelmez.. Diğer bir deyişle, hakkaniyetin, adâletin gereği bir barış ise, ’başım / gözüm üstüne’; ya da adâletin, hakkaniyetin gereği savaş ise, ona da, ’başım-gözüm üstüne../ serserimi sercevam..’ diyebilmek gerekir.

Devletlerin, kendi hâkimiyet alanlarında kendilerine karşı çıkan her gücü yok etmesi, bir fiilî hakk veya bir vakıa, bir realite olarak kabul görmektedir. Çünkü, devletler kendilerine dışarıdan veya içeriden savaş açan güçleri yoketmedikleri takdirde, o güç, o devlet’i yokeder; bu açıdan, orada artık acımak, merhamet etmek ve insaf sözkonusu değildir.

Bu bakımdan, bir tarafın zorla baş eğdirdiği, diğer tarafın zorla baş eğdirildiği bir durumda, iyiniyete, savaşsız olarak yaşamak azmine dayalı bir barışın kolayca tesis edileceğini sananlar hayal gördüklerinin girdabına kapılabilirler.

*

TC. ile PKK arasındaki boğuşmada da durum böyledir.

Bu iki güç, birbirine karşı amansızca bir savaş veriyor ve bir savaşın her türlü taktik, strateji, hile ve entrikalarına başvuruyor. Birincisi, kemalist-laik-türkçü bir ideolojik temele dayanıyor; diğeri, apoist-laik-kürdçü ideolojik temele.. Halkımızın inanç temeli açısından ikisinin de hiçbir geçerliliği yok..

Yazının Devamı…  

HABERE YORUM KAT