1. YAZARLAR

  2. ZEHRA TÜRKMEN

  3. Adalet İstikameti ve Rabia
ZEHRA TÜRKMEN

ZEHRA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Adalet İstikameti ve Rabia

A+A-

Rabbimiz bizlerin adil şahitleri olmasını ister. Rasulullah’ın ilk vasfı da Müzemmil Sûresi’nde belirtildiği gibi şahitti.  Şahitlik-tanıklık ile adalet kavramları birbirini tamamlar.  Şahitlik vasfını yakalayan bir insan için artık tek başına kalsa dahi teklik-yalnızlık yoktur. Bu bilince varan bir mümin “yalnız sana ibaret eder, yalnız senden yardım dileriz” yakarışının bilincindedir.

Bu bilinç içinde olanlar için Rabbimiz Al-i İmran Sûresi 104. ayette “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” buyurmaktadır.

İki dünya saadetini (dareyn) kazanmanın yolu Sünnetullah’ın gösterdiği bu istikamet içinde olabilmektir. Bu istikamette olanlar ADALETİ sağlarlar. Adalet ontolojik olarak her şeyin yerli yerinde olması ve hakkının teslim edilmesidir. Zulüm ve ifsad ise çözülmenin, dağılmanın ifadeleridir.

O halde kurtuluşa erenlerden olabilmemiz için hem Kur’an’ın tebliğcilerinden olmalıyız, hem adalete koşanlardan. Bir kavmi olan düşmanlığımız bizi adaletsizliğe sevketmemeli (Mâide, 5/8).

Yaşadığımız ilişkilerde, zulme karşı adalet mücadelesinde Müslümanların yanında yer almakla, fedakârlıkta bulunmakta, ihtiyaç sahiplerine değişik infaklarda bulunmakla aslında öncelikle kime yardım ediyoruz sorusunu sormak lazım. İslami tebliğ ve mücadele konusunda yaptığımız her yardım ve etkinlik, aslında Hakka rehberlik yaptığı ve adaleti tesis etmeye çalıştığı için Rabbimizin övdüğü o övülmüş ümmet içinde olmak içindir. Zira o ümmet olma bilincini ve sorumluluğunu yakalamadan kurtuluşa erenlerden olamayacağımızı bilmeliyiz.

Adaleti gerçekleştirmek için nefsimizle, Allah’la, diğer canlılarla ve doğa ile ilişkilerimizde fıtrata ve tabiatın kanunlarına uygun mu davranıyoruz; yoksa bir bozulma, yabancılaşma yani zulüm içinde miyiz? Her zaman bu sorularla tetikte olmalıyız.

Ümmet coğrafyasındaki Müslümanlar ve özellikle Suriye Müslümanları senelerden beri yaşadıkları zulüm ve yabancılaşmaya karşı direniyorlar ve adaleti sağlayabilmek için ayaktalar. Her birinin özlemi tevhidi ve fıtri değerlere özgürlük tanıyan bir ortama varmak. Onların tevhid, adalet, özgürlük mücadelesine katkıda bulunmamız, sadece onlara yardım değildir. Kurtulmuş bir ümmet nüvesini oluşturabilmek ve ahiretimizi kurtarabilmek için öncelikle kendimize yardımdır.

“Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır hakka yöneltir ve onunla adaleti sağlar.”  (Araf, 7/181)

Zalimlere, ümmetin uyanışı ve geleceğine karşı kurulan komplo ve tuzaklara karşı sünnetullahı gözeterek direnen bütün kardeşlerimize; ister seferde olsun ister hazarda olsun vahyi ölçüleri ve ilkeleri hatırlatarak-tebliğ ederek ve adaletin tesisi için yapacağımız her yardım, aslında kendimizi arındırmak ve vahyi değerleri toplu olarak tanıklaştırmak için kendimize yaptığımız bir yardım olduğunu da sürekli hatırımızda tutmalıyız.

Aslında vahye ve sünnetullaha aykırı bazı tavırları bir kenara çıkartacak olursak;  İslam ve ümmet düşmanı saldırı, komplo ve tuzaklara karşı verilen fiili mücadele de barışçıl mücadele de birbirini tamamlamaktadır. Mısır’daki, Filistin’deki, Suriye’deki direnişin Türkiye’de Gezi olayları ile 17 Aralık komplosuyla önünün kesilmeye çalışıldığını hep birlikte gördük.

Rabiaişaretinin anlamı ümmet dayanışması olarak ümmet coğrafyasında kitlelere yansıdı. Ancak Rabia işaretindeki bu olumluluğu ümmet dayanışmasından çekip “mill tapınçlar”a indirgemek açıkça bir yanlışlık ve zulümdür. Bir yanlışa başka yanlışla karşı çıkılmamalıdır. Adalet, Mısır’dan Filistin’e, Suriye’den Türkiye’ye tüm toplumun ve Müslümanların geleceğinin ve değerlerinin birbirine bağlığına işaret ettiği için araba camlarımıza bile astığımız Rabia işaretinin özüne sadık kalınmalıdır.  Adalet haykırışımıza kimliğimizi örterek ve sapmalar yaşanacağını bile bile birilerine sığınarak değil, istikamet üzerinde yürüyerek devam etmeliyiz.

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.”(Nahl, 16/90)

Ayrıca hakkı ve adaleti haykırmanın getireceği motivasyondan çok, bu çabanın bizi vahyi bilince sevk edip bütünleştirmesi ve ümmetleştirmesi önemlidir.

Rabbimiz bu istikamette göstereceğimiz çabalarımızı Kur’an bilinciyle bütünleştirmemizi, Muhammedi Sünnet’i örneklendirmemizi nasip etsin. Rabbimiz amel ve niyetlerimizi şüheda toplumu olmamızın vesilesi kılsın.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum