1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Acınızı kimin diliyle ifade edebilirsiniz
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Acınızı kimin diliyle ifade edebilirsiniz

A+A-

Muş’un bir köyünde ailesiyle birlikte yaşayan kadın, zorunlu göç sırasında eşini yitirir ve akrabalarının yardımıyla Diyarbakır’a taşınır. Sekiz çocuğunun geçimini sağlamak üzere evlere temizliğe giderek hayata tutunmaya çalışır. Çocuklarından en küçüğü Hasan’ın son günlerde eve sürekli yiyecek getirmesinden şüphelenerek durumu sorar ancak yanıt alamaz.

Göç mağduru ailelere destekleriyle bilinen bir dernek başkanına durumu anlatır. Uzun süren görüşmelerden sonra Hasan’ın niyeti ortaya çıkar: Annesinin kötü yola düşmemesi için eve yiyecek bulmak amacıyla her gün bir liralık hırsızlık yapmaya başlamıştır!

Yazar Emine Uçak’ın bizzat olayı yaşayanın ağzından dinlediği bir hikâye bu. Köyü yakılan, halkı direnirken işkence gören, kileri ateşe verilerek bir gecede zorunlu göçe tabi bırakılan kendi anneannesi ise Eruh’un Ormanbağı Köyü’nden çıktığından beri yirmi yıldır, Şirvan’da ‘ev hasreti’yle yaşamaya çalışıyor.

Silahların susması için konuşuyoruz. Herkes konuşuyor birbiriyle. Kongreler, çalıştaylar, konferanslar, paneller... Hemen her gün halkın barış isteğini dillendirecek ifadeler bulmaya ve ortak bir gelecek inşa etmeye çalışıyoruz.

Demokratik özerklik, hakikat komisyonları, iki dillilik gibi sözcükler dolaşıma çoktan girdi. Beyaz Türkler nezdinde dahi ‘Güneydoğu sorunu’ bir işsizlik ve istihdam sorunu olmaktan ileri geçti ilk kez. Kimlik ve dil sözcükleri artık onların da gündelik talepleri arasında.

Şehit cenazelerinin uğramadığı, savaşın konuşulmadığı seçkin semtlerde kimlik ve dil yarasının kanamaya başlaması kuşkusuz önemli bir gelişme. Ama silahların susmasına dair ne zaman somut bir adım atılsa, birileri saldırganın diline sarılıyor. İster Türkçe, ister Kürtçe, fark etmiyor.

BDP’lilerin demokratik özerklik taslak metni üzerinden müzakereler sürerken, yeni tartışma yöntemleri geliştirilirken, Genelkurmayın dil uyarısı geliveriyor mesela. “BDP tahammül sınırlarını zorladı” gibi bir manşet, bu savaş ve çatışma dilini güçlendirmeye hizmet ediyor.

BDP velev ki ileri gitmiş olsun. Bugün onlara karşı nefret ve ayrımcılığı körükleyen böylesi bir dil kullanılması savaşın dilini çoğaltmak isteyenlere yarıyor sadece.

BDP’ye “hak ettiği okkalı şamar”ı indirmesini isteyen yazarlar savaşkan, militarist, operasyonel dilin tüm imkânlarına sarılıyorlar yine. Silahların, operasyonların susmasını hangi dille talep edeceğiz peki bugün? Yine bizi baskılayacak, kutuplaştıracak, insanlığımızı alçaltacak dillerle mi?

Meclis’te iki cümle Kürtçe konuşanlar, eski retoriği sürdürmek isteyenlerin ısrarla vurguladığı gibi “bir nevi propaganda” niyetiyle bile konuşmuş olsalar ne çıkar? Bugün, bu süreçte onların anadilini yasaklamaya devam ederek, sivil ve demokratik siyaset yapmalarını hangi iddiayla bekleyeceksiniz? Dağa mı çıksınlar?

Anadilini propaganda niyetiyle dahi konuşsa nereye dek susturabilirisiniz? Konuşma demek, olma demek değil mi? Kürtlerin anadilini konuşarak direnmesi, eline silah alıp dağa çıkmalarından daha mı tehlikeli?

Otuz yıl daha mı aksın kan? Kaçakçılık, uyuşturucu, silah tacirliği, uluslararası güç odaklarına taşeronluk, bölünme riski nedeniyle alınan militarist önlemler, darbe olasılığı... Akan kanın bütün bu ölümcül “yan sektörleri” nereye dek şişecek daha?

Kimileri diyor ki: MHP’nin seçimlerde AKP’den oy çalması için BDP’liler özellikle kışkırtıcı davranıyorlarmış. Tek çare yasakçılık mı? Aynı şekilde faili meçhullere, yargısız infazlara feda edilen evlatlarının kemikleri dahi bulunamadığı için henüz yas tutmaya başlayamayan Cumartesi Anneleri’nin art niyetinden, örgüt propagandası yaptığından dem vuruluyor durmadan.

Velev ki öyle; bu sizin hükümet olarak faili meçhullerin sorumlularını bulma ve adalete teslim etme sorumluluğunuza engel mi? Evladını yıllardır arayan annenin acısını hangi ideolojik propagandalarla, hangi çatıştırma stratejileriyle kapatabilirsiniz?

25 Aralık 2010 günü saat 12:00’de Galatasaray Meydanı’nda 300. oturmalarını gerçekleştirecek Cumartesi Anneleri daha başka ne yapsın? İşkenceyi, aşağılanmayı, faili meçhulleri, kayıpları, Adlî Tıp skandallarını, tecavüzü, kıyımı, zorunlu göçü, panzerin ezdiği, kör kurşunlara hedef olan çocuklarını, yoksulluğu, mağduriyeti daha başka hangi dille ifade etsinler?

Annelerin sessiz direnişini acıda, yasta bizleri buluşturan tüm dillerde paylaşalım. Eğer “savaşma konuş” diyorsak, bizi yaşamasız bırakan değil, hep birlikte diriltecek olan dillerde...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT