Açın gözünüzü devrim oluyor

25.09.2009 13:17

Melih Altınok

Her ne kadar siyasal iktidar ve askerî-sivil bürokrasi ayrımı kabul edilse de, bu ikili yapının her daim devletin bekası için ittifak kuracakları anlayışı solda da sağda da hâkimdir.

Belki bu anlayışın temelinde tek parti döneminin hükümet=devlet işleyişinin etkisi vardır. Hem belediye başkanının hem valinin yetkilerini tek elde toplayan İlbaylık gibi uygulamalar, yurttaşların zihninde devletin tekil yapısını pekiştirmiştir.

Şimdiye dek işbaşına gelen seçilmiş hükümetlerin muktedir olma yolunda, askerî ve sivil elitle ciddi bir mücadeleye girmemeleri de bu algının oluşmasında önemli bir etken olsa gerek.

Türkiye’deki sol için bu yekpare devlet anlayışının sorgulanmaz oluşunda, yukarıda saydığımız nedenlerin yanında çok güçlü bir dayanak daha vardır kuşkusuz: Burjuva demokrasisi kavramı.

Sol için seçimler, meclis ya da parlamenter sistem burjuva demokrasisinin ayak oyunlarından başka bir anlam ifade etmez. Öyle ya, burjuvazi, kendi kurduğu sistem içerisinde niçin kendi varlığına tehdit oluşturabilecek sivil bir iktidara izin verecektir ki.

Dolayısıyla, devrim, Türkiye’deki sol için iktidarı devirmekten ibarettir. Söz konusu olan yekpare bir iktidardır; alaşağı edilmesi gereken, sistemin asıl sahipleri olan elitler ve onların her dönem işbirlikçisi olan siyasal iktidardır.

Gelin görün ki bu indirgemeci anlayışın referansı sanıldığı gibi Marksizm değil, devrimci solun kıymeti kendinden menkul pratik ideolojisidir.

Bu anlayış, bizzat burjuva demokrasinin içinde örgütlenip seçim yoluyla iktidara gelen sosyalistleri de küçümser.

Oysa oligarşi, solun bir kalemde mahkûm ettiği bu sosyalist hükümetleri elbette ki ciddiye almış ve varlığına tehdit olarak görmüştür. Mesela Pinochetler çıkıp hem ‘zararsız’ ve ‘işbirlikçi’ Allendeleri hem de halkını esir almıştır.

Bugün Türkiye’de de 80 yıldır hüküm süren oligarşik yapı çatırdıyor. En temel ezberler sorgulanmaya başlıyor. Ve bunun öncülüğünü de İslâmcı referansı ağır basan muhafazakâr bir siyasal iktidar yapıyor.

Başbakan otuz yıldır süren iç savaşı kastederek, “Bu işi silahla çözemeyeceğimizi anladık. Bunu asker de kabul ediyor. Gereken neyse onu yapacağız” diyor. Vs. vs.

Elbette seçimle işbaşına gelmiş sosyalist hükümetleri bile işbirlikçi ilan edenlerden, bu adımları olumlamalarını beklemek hayalcilik olur. Ancak statükonun ekmeğine yağ süren sekter politikalarıyla etkiledikleri demokrasi talebindeki sol kitleleri, en azından bu konuyu tartışmaya davet etmekten imtina etmemek gerekiyor.

Çünkü gerek fiili durumun sürmesinden çıkarı olan kesimlerin gerekse topyekûn çözümler peşinde koşmaktan önündeki pisliği görmezden gelen bir takım solcuların yarattığı manipülasyon, demokratların ve solcuların içindeki paranoyaları büyütüyor. Bu yöndeki söylemler solu milliyetçileştiriyor, militaristleştiriyor.

Beni eski gazetemden beri takip eden bir okurumla geçtiğimiz günlerde bir vesileyle sohbet etme imkânı bulduk. Konu elbette ki Kürt açılımına geldi. Okurumun sohbetin hararetlendiği bir noktada söyledikleri, aldığım tepkilerden aşina olduğum ancak halen şaşırmaktan kendimi alamadığım meşhut bir mantığın ifadesiydi:

“Açılımı destekliyorsunuz ama bu işin sonu bölünmeye kadar gider. Hem AKP’nin oyu yüzde yirmilere düştüğünde ortada kalmayacak mısınız?”

Komik deyip geçmek işin kolayı olurdu. Ancak ortada çok daha ciddi bir sorun var.

Sol yıllardır eylemlerinde, sloganlarında, yazılarında dile getirdiği taleplerinden geri adım atıyor. Söylemini, oy vermediği parti dile getirdiği, bu yolda somut adımlar attığı için telaşlanıyor. Sonuçta da kendini reddederek, ülkenin bölünmesi türünden milliyetçi politikalara teşne olmaya doğru adım adım yürüyor. Sonrasında da çözüm, gerçekleştirme iddiasında olan yapıların haline bakılınca da açık seçik görüldüğü üzere, iktidarın el değiştirmesinden başka hiçbir anlam ifade etmeyen ‘devrime’ havale ediliyor.

Milliyetçi paranoyalarla beslenen, demokratik açılımlardan bölünme ve ‘AKP fobisi’ nedeniyle uzak duran, seçmen iradesine güvenmeyen, demokrasiyi küçümseyen, hâlâ hâlâ şeriat tehlikesine karşı askerin varlığından medet uman bir solun devrimi ürkütüyor beni.

Kaldı ki devrim bir olay değil, bir olgu. Bence bu noktada sola düşen, Nuh’u Nebi’den kalma sistem tanımı üzerine biraz daha düşünmek ve bugünkü somut kazanımları demokratik ve sosyalist bir gelecek tahayyülü için sahiplenmektir. Aksi halde şimdiki haliyle ve söylemleriyle solun devrimle iktidarı alacağı bir ülkede, bir solcu için tek çıkar yol karşı devrimcilik olacaktır.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim