Açılımda DTP’nin açmazı

06.11.2009 12:46

Leyla İpekçi

Habur’dan giriş yapanların görüntüsü resmî dilde ilk ‘canlı’ karşılaşmaydı. Ölü ele geçirilen teröristlerden, bayrak sarılı tabutlardan epey farklı bir görüntüydü çünkü bu. ‘Karşı taraf’ ilk kez görünür oluyordu.

Epey sorun çıktı, tartışma yarattı. Toplumsal ayrışmayı da körükledi bu görüntüler. Habur’daki ilk geçişlerden beri, Kürtlerin tasfiye değil, barışçıl bir süreç istediklerini belirtiyordu DTP eşbaşkanı Ahmet Türk.

Bu haftaki grup toplantısında ise hükümetin demokratik açılım sürecini bir asayiş mantığıyla ele aldığını söyleyerek, halkın demokratik açılımdan beklentilerinin karşılanmadığını hatırlattı.

Hükümetin başarısızlığının faturasını da kendilerine çıkarmaya çalıştığını kaydetti. Açılımın ilk günlerinde Kürtlerin faili meçhulleri unutmaya hazır olduğunu söylemesinden bugüne çok da uzun zaman geçmedi oysa. Peki, ne oldu?

Kendisinden beklendiği gibi, siyasetin diliyle konuşmaya çalışıyor Ahmet Türk. Oysa şu anda görünen o ki DTP’nin bu süreçte siyaset üretmesi dağın da, ovanın da pek işine gelmiyor sanki. DTP’yi PKK’nın doğal uzantısı olarak algılamakla da meselenin özüne inilemiyor ne zamandır.

Yirmi beş yıl boyunca Türkiye’nin Kürt meselesiyle yegane teması ‘bebek katili Apo’ ve şehit cenazeleri oldu. Ne Diyarbakır cezaevindeki işkenceler, ne anadilinden başka dil bilmeyenlerin başına gelenler, ne kimlik meseleleri, ne yakılan köyler vesaire...

Kaldı ki şehit cenazeleri Levent Camii’nden, Teşvikiye’den, Cihangir’den de pek kalkmıyordu. Denizli’de, Mersin’de ve bizzat Güneydoğu illerinde ise üst üste bayrağa sarılı tabutların önünde gözyaşı dökenlerin görüntüleri neredeyse kanıksanmıştı.

Beyaz Türklerin ilgisizliği ve cehaletine, şehit cenazeleri nedeniyle duyulan nefret ve öfkeyi ekleyin. Bunun ideolojideki karşılığını milliyetçiliğin diliyle besleyenlerin de katkısıyla, devletin propagandası resmî dilden, zihinaltımızın diline yerleşti giderek.

Kürt meselesi buydu sadece.

Şimdi kanın durması için siyasi veya vicdani laflara çok gerek duyulmayan, devletin resmî propaganda dilinin eleştirilmesinin bile gerekmediği bir dönemdeyiz. Asıl önemli olan, yıllarca halka yapılan propagandanın aksine, mülayim bir dille, elinde silah olan örgütü halkın tepkisini çekmeden ovaya indirmek.

Haberlere bakılırsa, Kuzey Irak yönetimi ile MİT’in yaptığı çalışmalar ardından Kandil’deki şiddete bulaşmamış PKK’lıların Mahmur’a yerleştirilmesi ve kısa sürede Türkiye’ye giriş yapmaları gündemde.

Türkiye’nin ilk etapta PKK’dan kopup Kuzey Irak’ta yaşayanların gelmesi için zemin hazırlayacağı, Mahmur’dan gelenlere istihdam sağlayacağı da söylenenler arasında. Buna bir de devletin Kuzey Irak yönetimiyle yakınlaşması ve bu sorunu birlikte çözme hamlesini ekleyin.

PKK’yı tasfiye etme meselesine karşı Kuzey Irak’taki Kürt liderlerin belli bir mesafesi söz konusu olsa da, Türkiye’yle ilişkilerini giderek güçlendirmek durumundalar. Bu konuda kendi çıkarları da söz konusu olduğuna göre geri adım atmaya niyetli görünmüyorlar.

Hal böyle iken, siyaset üretmeye çalışan ve halkın oylarıyla seçilerek Meclis’e gelmiş olan DTP milletvekillerinin süreçten dışlanma endişelerini daha sık dile getirmelerinden doğal ne olabilir ki?

Ahmet Türk, Habur’dan sonra hükümetin iradesizliğini DTP’yi hedef göstererek kamufle etmeye çalıştığını söylüyordu grup toplantısında. Katılır ya da katılmazsınız. Ama:

Bir siyasi parti olan DTP için bu tür bir dışlanma endişesi ve faturanın kendisine çıkacağı kaygısı, akan kanın durmasından daha önemli hale gelirse, hükümetin ‘günah keçisi’ yaratma tutumunu yeniden gözden geçirmesi gerekmez mi?

Toplumda açılım sürecinin başından beri yaşanan ayrışma derinleştikçe, DTP ve ona oy verenlerin herkesten daha ağır bir bedel ödeyeceği bilinmiyor mu?

Zihinlerde ve kalplerde yaşanan toplumsal bölünme riski, bu süreçte –özellikle de futbol stadyumlarında olanları düşünürsek- çok yüksek. Görünmez şiddet, silahın yapamadığını yapmaya muktedir hemen her zaman.

Hükümet, bu süreçte DTP’nin dışlanmasından siyasi bir yarar elde etme hevesiyle hareket ederse, sadece demokrasi yara almakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal ayrışmanın derinleşmesine de ortam sağlar.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim