1. YAZARLAR

  2. GÜNEY UZUN

  3. Açılıma İmralı Tokat’ı
GÜNEY UZUN

GÜNEY UZUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Açılıma İmralı Tokat’ı

A+A-

Ak Parti tarafından Kürt sorununu çözümü için ortaya atılan “açılım süreci” hem kemikleşmiş laik-Kemalist oligarşi hem de Türk ve Kürt ulusalcı saldırılara rağmen devam ettirilmeye çalışılıyor.  AK Partinin tüm çelişkilerine ve süreci yürütmedeki yer yer beceriksizliklerine rağmen Kürt Sorunun çözümü konusunda bugüne kadar atılmış en ciddi adım olarak karşımıza çıkmakta. Bu yüzden çeyrek asırdır devam eden kirli savaşı, on yıllarca süren acıları, gözyaşlarını, kanı durdurması açısından önemsiyor ve desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyoruz.

Ak Parti, tabanını oluşturan dindar, sağcı, muhafazakar hatta milliyetçi kitlelere karşın Kürt Sorunun çözümü noktasında, kendi toplumsal tabanını soruna duyarlı bir konuma getirmiş bulunuyor. Muhafazakar-milliyetçi bir tabanın Kürt Sorunun çözümü konusunda Ak Parti tarafından istekli hale getirilmesi, bu coğrafyada yaşayan halkların gaspedilen haklarının varlığının farkına varmaları önemli bir gelişmedir. Tek başına bu kitlelere ulus kimlik olarak dayatılan Türk tanımlaması yerine “Türkiyelilik” vurgusu yine çözümü giden yolda teorik ama önemli bir adımdır. Kısa bir sürede hem medyanın önemli bir kesiminde hem de toplumsal bazda sorunun çözümü için ortam sağlanması halkların hak temelli kardeşliğini önceleyen tüm kesimlerde olumlu karşılanmıştır.

Hükümetin bu açılımının MGK’da tartışıldığı ve askerler tarafından da onaylanarak yürürlüğe konulduğunu görmekteyiz. Ancak özellikle askeri kanadın acılım ve çözümden çokta memnun olduğunu söylemek doğru olamayabilir. Kendilerinin ürettiği çözümsüzlük sonucu sorunun kendilerine bumerang gibi dönerek acılım şeklini aldığını söylemek daha doğru olur. Kürt Sorunun ve kirli savaşın devamından nemalananların acılım ve çözüme destek yerine köstek olacaklarını, ellerinden gelen tüm gayretle acılımın bir kez daha hüsranla sonuçlanmasını sabırsızlıkla beklediklerini görmekteyiz. Bu çözümsüzlükten siyasi arenada iktidardaki partinin zayıflaması ve ilk genel secimde devrilmesini ümit etmekteler. Toplumsal bazda oluşacak kaos ve puslu havadan faydalanarak kendi bireysel, sınıfsal çıkarlarını devşirmenin davasını gütmekteler. Teorik bazda sorunun çözümü ile artık hükmü ortadan kalkması gerekecek ideolojik argüman, yasa, kavram ve terimlerin müntesipleri tarafından ideolojik düzlemde sorunun varlığı izimlerinin devamı için olmazsa olmaz şartlardan biridir. Böylelikle Türk ulusçuluğu, ulus devlet anlayışı onlar tarafından tartışılmaktan kurtarılmış olacaktır.

Gelinen süreçte DTP’nin kapatılması yargı oligarşinin çözümden yana olmadığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. DTP’nin kapatılmasının hukuksal dayanakları olan ancak temelde siyasi hatta ideolojik bir karardır. Anayasa Mahkemesinin şahsin da yargı acılım sürecinin tıkanmasına yol açabilecek bir karar almıştır. Henüz yargının önüne gelmemiş acılım süreci ile ilgili yasal düzenlemelere özellikle Türk tanımına, anadilde eğitime karşın yargının benzeri tutumlar alacağı tahmin edilmektedir. Yargı ile birlikte diğer siyasi partilerde acılım sürecinin bitmesi için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. Son olarak MHP’nin kendisinden beklendiği gibi sorunun ancak kan ve silahla halledileceği şeklindeki çözümsüzlük söylemleri meydanlara inmeye başladı. CHP zihniyetinin halkın rejim karşısında gasp edilen haklarını alma mücadelesinde alanı her adımdan rahatsız olduğunu görmekteyiz. Kendilerine doğal taban olarak gördükleri Alevilerin bile son Dersim İsyanı tartışmalarında tavrı halkın rejimle hesaplaşmasında Kemalist ideolojinin kan kaybetmesine yol açtığını göstermekte.

Kürt sorunun çözümü konusunda karşı tarafın ortaya koyduğu tüm bu çözümsüzlük ve statükocu tavır karşısında kendisini Kürt halkının savunucusu görenlerin ortaya koyduğu pratikler ise oldukça sorunlu hal almaya başlamıştır. Özellikle DTP’nin çözüm sürecinde siyasi olarak beceriksizlikleri birilerinin ekmeğine yağ sürmüştür. Özellikle ilk teslim olan grubun karşılamasında ortaya konan abartılı tutum, kendisinden başka hiçbir duyarlılığa önem vermeyen bir yaklaşım tarzı olarak karşımıza çıkmıştır. Süreci yürütenler kendi üzerlerine düşen kısmı yerine getirmiş ve tüm menfi propagandalara rağmen hepsini serbest bırakmıştı. DTP-PKK ise bu ortamın çözümsüzlüğün devamını isteyenlerin istediği şekilde bir hal almasına yada kullanılmasına neden olacak hale sokmuştur. Ki Kürt analar kadar bu kirli savaşta ölen asker analarının ajite edilmesi gecikmedi.  Acılıma önemli bir katkı sağlayacak bu geri dönüşler yada teslim olmaların ertelenmesine yol açmıştır.

Bu süreçte önemli bir yanlışlık ise İmralı koşullarının kentlerde şiddete ve kana dönüşmesidir. Abdullah Öcalan’ın yaşam koşullarının iyileştirilmesi adına yapılan bir dizi değişiklik sırasında Öcalan’ın odasının büyüklüğü ve penceresinin yüksekliği sokak gösterilerine taşınmıştır. Diyarbakır da meydana gelen olaylarda bir üniversite öğrencisinin kurşunla vurularak öldürüldü. İstanbul da ise bir genç kız, evine giderken içinde bulunduğu otobüse saldıranlar tarafından yakılarak can verdi. Öcalan’ın odasının 15 cm küçük olmasının bedelini 2 genç canları ile ödedi. Öcalan kendisine yapılan en ufak bir ters durumda avukatları aracılığı ile ne pahasına olursa olsun kendi kitlesini sokağa dökmekten ve güç gösterisi yapmaktan kendisini alamıyor. Acılımın nihai hedefinin bölgede silahların susması ve kardeşliğin tesis edilmesi olduğu aşikarken o derin analizleri ile “açılımın hedefinin PKK’yı silahsızlandırmak olduğu” sonucuna varmış olduğunu söyleyebiliyor. Acaba Öcalan’ın kafasında Türkiye de asker ve polisin dışında sokaklarda serbestçe dolaşmasına izin verilecek PKK militanlarının hayalımı var? Tabiî ki acılım denen şey başarıyla sonuçlanırsa silahlara ne gerek kalacak.

Öcalan kendisini Devletle birebir masaya oturmaya zorlamak adına hem DTP’nin işlevsiz hale gelmesine hem de acılımın sokak gösterileriyle sabote edilmesine bilerek neden olmuştur. Konjonktür olarak kabul edilmesi imkansız talepleri dayatarak sürecin önüne bariyer çekmektedir. Birileri halen daha idam edilmeli, biz gelince idam edeceğiz dediği, toplum hafızasında değişik isim ve sıfatlarla adlandırılmaya devam edilen bir kişi için “ev hapsi, serbest kalsın” gibi telepleri dillendirmek ne kadar doğrudur? Dağa çıkış nedenlerinin ortadan kaldırılması için katkıda bulunmak yerine önce ben sonra dağdakiler demek, beni dikkate almazsanız kötü olur şeklinde tehdit etmenin siyasi olarak ne Öcalan’a, ne PKK hareketine ne Kürt halkına nede bu ülke insanına hiçbir katkısı olmayacaktır. Ortadoğu liderlerinde görülen bu ben merkezli siyasetin, halkından çok kendi çıkarını düşünen bakış acısının Öcalan’da tezahür ettiği belirgin olarak görülmekte. Öcalan kendi bekasını mücadele ettiğini öne sürdüğü halkın geleceğinin önüne almıştır. İmralı’dan kurtulmak birincil gündemidir. Benim olmadığım bir dünya batsın demeye getirmekte. Aposuz bir acılımı baltalamak için 7 askeri öldürmek ve acılımı tehlikeye atmak bu olsa gerek.

Bu anlayışa destek verenleri ise anlamada güçlük çekmekteyiz. Acılım PKK tarafından Öcalan’ın serbest bırakılmasına indirgenmiş görünmekte. Milyonlarca Kürt insanın hayatı, kaderi, umidi, sevinci tek bir kişinin hayatı ve istekleriyle özdeşleştirilmiş. Bir halkın toptan sorgusuzca tüm iradesini bir kişiye devretmesini açıklamak ve anlamak zor. Bir örgüt kendi liderini sahiplenir ve onun için mücadele eder. Bunu anlarız. Ancak milyonlar eşittir bir kişi demek, tüm siyasi ve ideolojik mücadele ve imkanlarını, emeğini ve zamanını bir kişi için harcamak, Kürt halkının özgürlüğü için, hakları için tek bir kişinin taleplerini öne sürmek çağdaş bir lider kutsama, mitleştirme, ilahlaştırma, putlaştırmadır.

Tokat’ın Reşadiye ilçesinde pusuya düşürülen 7 askerin öldürülmesi ise acılıma vurulan en büyük darbe olmuştur. PKK’nın tek taraflı ateşkeş ilan ettiği, acılım sürecinin devam ettiği bir dönemde yapılan bu saldırı sonrası artık PKK ve Kürt ulusalcı zihniyetin samimiliği sorgulanır oldu.  Burada Tokat saldırısı sonrası Murat Karayılanın da düştüğü bir yanılsama var. Murat Karayılan askerde operasyon yapıyor ve birçok militanımızı öldürdü diyor. Kendisini devlet ile aynı güçte ve yasal zeminde görüyor. Askerin operasyon yapmamasını isteyebilirsiniz. Ancak orduda silah bıraksın diyemezsiniz. Yada asker beni gördüğünde selam verip gitsin diyemezsiniz. Eğer bazı şeylerde samimi iseniz militanlarınızı geri çekmeniz gerekmez mi? Askeri operasyonların durmasını istemek hakkımız. Ancak örgütte kendisini geri çekmesi gerekir. Öncelikle ateşkes ilan eden kim. Devlet mi PKK mi? Ateşkesin bittiğini ilan ettiniz mi? Asker ben saldırmayacağım yada operasyon yapmayacağım mı dedi ? Ama siz dediniz. O saldırdığında siz silah kullanırsınız o başka konu. Ama on yıldır hiçbir eyleminizin olmadığı, herhangi bir operasyona gitmeyen, bazıları silahsız ve sivil giyimli askerlere saldırmak sırf lokal grupların insiyatifi diye geçiştirilemez. İşte bu yüzden acılım bu sefer bizzat ve bilinçli olarak PKK tarafından sabote edilmeye çalışılmıştır. Bu kirli savaşta PKK’nın elinin ve zihninin hiçte temiz olmadığı ortaya çıkmıştır. T.C ile savaşa savaşa düşmanına benzeyen, onun gibi düşünen, davranan bir örgüt haline gelmiştir. Zihinsel kodları Türk ulusalcılarla benzeyen hareket, şiddet ve kan dökme bağlamında silahlı oligarşik güçlerle benzerlik sergilemektedir.

YAZIYA YORUM KAT

8 Yorum