Abdüllatif Şener ham bir hayal mi?

17.07.2008 05:15

Lütfü Özşahin

Uzun zamandır Abdüllatif Şener'i yaptığı açıklamalar ve siyasal yelpazedeki pragmatizmden makyavelizme kadar uzanan zikzakları ile takip ediyorum.

Siyasal, sosyal ve ekonomik düzlemde her siyasi için test sayılabilecek toplumun tümünü ilgilendiren hayati önemi haiz bazı hadiseler vardır. Siyasetçinin cesareti, tutarlılığı, güvenilirliği, temsil kabiliyeti, düşünsel, siyasi ve felsefi derinliği; bu önemli olaylar ve problemler karşısında sergilediği tavırları, söylemleri ve pozisyonu ile ortaya çıkar. Öyle ki bu hadise ve problemlerde siyasinin takınacağı tutum ve söylemler, gelecekte o siyasinin lider olup olamayacağının en önemli kilometre taşlarını oluşturur.

Meseleye bu perspektiften bakarsak Şener'in bir dönem AK Parti içinde muhalefeti temsil eden Turhan Çömez'in daha ılımlısı, daha ihtiyatlısı, daha tedbirlisi denebilecek türden bir siyasal ve sosyal akla sahip olduğunu söyleyebilmemiz için elde çok fazla kanıt var.

Bundan dolayı Şener'in AK Parti'ye karşı sağda gerçekleşebilecek muhtemel bir ittifakın başına geçmesi ya da kendi kuracağı bir parti ile seçime girmesi düşünülse bile bu partinin alacağı oy barajı dahi aşamayacaktır. Bundan dolayı Sayın Abdüllatif Şener'in başlattığı hareket ham bir hayal ya da tabiri caizse ölü doğan bir hareketten başka bir şey değildir. Başka bir ifade ile Sayın Şener'in başlattığı siyasal hareket, psikolojik bir çözümleme yaparsak küçük bir parti olsun ama benim olsun mantığından ve özleminden öteye geçebilecek bir mahiyet taşımamaktadır.

Kanımca bunların temel siyasal nedenlerini şöyle açıklamak mümkündür:

Sayın Şener birtakım haklı eleştirileri olsa bile Türk halkının sosyal muhayyilesini ve siyasal aklını temsil etmekten 28 Şubat sürecinden itibaren hızla uzaklaşmıştır. Zira bu süreçte halkın iradesine ipotek koymak isteyen elitist, darbeci, jakoben ve silahlı bürokrasiyi temsil eden kesimlere şirin gözükmeye çalışması, zaman zaman onlarla dirsek temasına geçmesi mensup olduğu partiyi Turhan Çömez vari AK Parti karşıtlarını memnun edecek şekilde eleştirmesi, kendisini dış gerçekliği olmayan, söylemden öteye geçemeyen adaletin timsali bir sanal merkeze yerleştirmeye çalışması siyaseti bilen uzmanların ve hakeza Türk halkının gözünden kaçmamıştır. Halbuki yakın tarihimize bakarsak, zor zamanlarda, yani darbe olasılığının olduğu dönemlerde, açıkça milletten ve özgürlüklerden yana tavır almayan, ara dönem beklentisi ile kendisine bakanlık, başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığı yolu açılabilir mi diye oportünist ve makyavelist davranışlar sergileyen siyasetçilere halk güvenmemiş ve en yakın seçimde onları tasfiye etmekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Bu yargımızın en bariz kanıtı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde milletin Meclis'ine demokrasi dışı güçlerden çekindikleri için girmeyen Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar örneğidir. Halbuki demokrasiye ve halkın özgür iradesine inanan liderlerin, bırakın Meclis'e girmekten korkmayı en az Boris Yeltsin kadar tankların üzerine çıkabilecek cesareti göstermeleri gerekir.

Yani Türk milleti artık kendi iradesine ve parlamentonun üstünlüğüne yönelen bir tehditte, bu tehdide açık tavır almayan, direnmeyen tabiri caizse Mehter Marşı ile gelip İzmir Marşı ile şapkasını alıp giden sanal liderlere prim vermemektedir.

Bu bağlamda Abdüllatif Şener'i değerlendirirsek maalesef iyi bir sınav verememiştir. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yoğun olarak darbenin konuşulduğu bir dönemde CHP ile dirsek temasına geçmesi, mensup olduğu hükümeti eleştirerek CHP ile muhtemel bir anlaşmada kendisinin cumhurbaşkanlığı noktasında uzlaşmaya varılması için çeşitli arayışlara girmesi güvenilirliğini ve lider olabilme potansiyelini son derece zayıflatmıştır.

Zira zor dönemlerde yapılan eleştirilerin haklılık payı olsa bile, milletin liderlerden beklediği öncelik sıralamasında birinci olan, milletin kaderini ilgilendiren, hatta kendilerinin deneneceği bir turnusol kâğıdına benzeyen problem karşısında siyasilerin ne söylediği, kiminle dirsek temasına geçtiği ya da nasıl bir siyasal davranış sergilediğidir. Aslında Şener'in de kurucusu olduğu AK Parti'nin kapatılma süreci tıpkı cumhurbaşkanlığı seçimi gibi, Abdüllatif Bey için bir test olmuştur. Fakat ne yazık ki Sayın Şener bu testten de kanımca olumsuz bir puanla çıkmıştır. Zira Şener siyasette liderler için çok önemli olan tutarlılık ve güvenilirlik açısından, -ki Aristo'dan, M. Duverger'e kadar bütün siyaset felsefecilerine göre siyaseti lidere duyulan güven ve inanç sürükler- sonuna kadar kurucusu olduğu partiyi demokrasi dışı güç odaklarına karşı savunacakken, yeni bir parti arayışı ile partiden istifa etmiştir.

Bu perspektiften titiz bir gözlem yaparsak Şener'in pozisyonu halkın özgür iradesi ile seçilen ve kendisinin de bir dönem bakanlık yaptığı hükümeti devirmek isteyen kesimlere daha yakın olmuştur. Hatta birtakım çevrelere şirin gözükmek ve aslında ne derece seküler, demokratik ve laik, hiç kimsenin hayat tarzına karışmayan bir kişiliğe sahip olduğunu kanıtlamak için bazı TV programlarında neredeyse kendisini bir şarap uzmanı ilan etmesi, başörtüsü yasağını önemsemeyen, görmemezlikten gelen açıklamaları muhtemel bir ara dönemde para militer ve laikçi çevrelerin kendisi üzerinde uzlaşabilecekleri mesajını içermektedir. Bu mesajı kanımca sadece biz siyaset felsefecileri değil, tüm bir Türk milleti bütün çıplaklığı ile almıştır. İşte bütün bunlar düşünüldüğünde Abdüllatif Şener'in siyasal kumaşından Türk milletini kucaklayan AK Parti'ye ve Sayın Erdoğan'a alternatif olabilecek bir lider profilinin ve partinin çıkması ham bir hayal olarak kendisini açığa vurmaktadır.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim