Abdülhamit İslamcılığı

07.11.2009 05:21

İbrahim Kiras

Geçtiğimiz hafta bazı “İslamcı” arkadaşlarımızı şaşkınlığa düşüren bir röportaj yayımlandı Zaman gazetesinde. Gazeteci arkadaşımız Salih Zengin, Mehmet Akif’le ilgili çalışmasında bugüne kadar bilinmeyen birtakım yeni bulgulara ulaşan Dr. Nuri Sağlam’la konuşmuş. Bu yeni bulgulardan biri II. Abdülhamit’in hal’i fetvasını bizzat Mehmet Akif’in kaleme almış olduğu yönünde.

İşte bu iddia İslamcı arkadaşlarımızdan bazılarını şaşırttı.

Çünkü “günümüz” İslamcılığının resmi tarih anlatısına göre olay şöyledir: “İslamcı padişah” Abdülhamit “İslam düşmanı” güçlerin kontrolündeki İttihatçılar tarafından devrilmiştir. Zaten ikinci Meşrutiyet denilen hadise Osmanlıyı yıkmak için planlanmış bir komplodur.

Bu durumda karşımıza çıkan soru şu: “İslamcı şair”imiz nasıl oluyor da “İslami rejim”in yıkılmasına hizmet ediyor?

***

Bir defa Abdülhamit yönetiminin “İslami rejim” falan olmadığını, dönemin İslamcılarının da zaten “gayrıislami” olduğu gerekçesiyle bu yönetime muhalif olduklarını bilmek gerekiyor. Akif bu aydınlardan biri.

Ama bu işin öncesi de var: Osmanlı rejimine karşı “İslami muhalefet” ilk olarak Yeni Osmanlılar hareketiyle başlar. Yani Namık Kemaller, Ziya Paşalar... Bugün onları da “Batıcı, modernist” kadro içinde sayıyoruz. Hâlbuki tam aksi taraftalar. Ne tuhaf değil mi?

Yeni Osmanlılar Âli Paşa’nın başını çektiği “paşalar oligarşisi”ne muhalefet ediyorlar başlangıçta. Sultan Mecit ve Aziz dönemlerinde iktidarı ele geçiren paşaların “elitist” yönetim anlayışına ve “yanlış batılılaşma” diyebileceğimiz uygulamalara, bu çerçevede İslami değerlerin hiçe sayılmasına karşı çıkıyorlar. Sonra ne oluyor? Abdülhamit başa geliyor ve “Âli Paşa diktatoryası”nın veya “Paşalar Oligarşisi”nin takipçisi oluyor! Namık Kemal ve arkadaşları yeniden muhalif...

Ama yürütülen muhalefet çalışmasının semereleri de alınmıyor değil. Haksızlık etmeyelim. Mesela Abdülhamit dış politikada “Panislamizm” enstrümanını kullanmaya başlıyor. Bu tercihi günün uluslararası düzeninin gereği sayanlar da, ülkedeki İslamcı aydınların tesiriyle açıklayanlar da var. (“İslamcı padişah” imajı da büyük ölçüde buradan. ) Ama sonrası gelmiyor. Bir defa Sultan’ın kültürel genetiğinde iktidarı milletle paylaşma nosyonu yok. Dolayısıyla milletin temsili manada bile olsa yönetime katılmasını kabullenmiyor. Oysa İslamcı aydınların başlıca talebi bu.

Lafı uzatmayalım... Bütün bunlar Mehmet Akif’in Abdülhamit karşıtlığını yeterince açıklıyor. Dolayısıyla hal’ fetvasının kimin kaleminden çıktığı konusu basit bir ayrıntıdan ibaret kalıyor. (Ama “Mehmet Akif araştırmaları” bakımından hayati derecede önemli bir bulgu elbette.)

Ne var ki cumhuriyetle birlikte devran değişince güzel memleketimizde at izi it izine karışıyor. Abdülhamit rejimine İslami gerekçelerle muhalefet eden Namık Kemal ve arkadaşları “batıcı, modernist” sayılıyor; Abdülhamit “İslamcı padişah” oluyor.

Mehmet Akif’in ise İslamcılığı gizlenemeyeceğinden İttihatçılığı gizleniyor. “Bir ara şöyle bir uğrayıp ayrılmıştı” diye anlatılıyor İttihatçılarla ilişkisi. Tıpkı Bediüzzaman Said Nursi için söylendiği gibi. (Ne garip, Kemalistler de aynı şeyi Mustafa Kemal için söylüyorlar.)

Peki, neden anlamlar tersine dönüyor, niye İttihatçılık bu derecede “olumsuzluk” sembolü haline geliyor?

Çünkü Kemalizm İttihatçılığı “mutlak kötü” ile eşdeğer hale getiriyor. Çünkü Kemalizm her anlamda İttihatçılığın antitezi. Kendilerini meşru kabul ettirmek için seleflerinin meşruiyetini ortadan kaldırmak zorunda olduklarını düşünüyorlar.

Bu ortamda bizim İslamcıların da İttihatçılara sahip çıkacak halleri yok. Onlar da kendi varlıklarını İttihatçılık karşıtlığında temellendirmeye girişiyorlar. Hatta Kemalist rejime yönelik eleştirilerini bile İttihatçılar üzerinden yapıyorlar. Mesela “CHP İttihat Terakki’nin devamıdır” diyorlar, “Kemalizm İttihatçılıktır” diyorlar. Hâsılıkelâm, sevmediklerine İttihatçı etiketini yapıştırıyorlar. (Bugünlerde de “Ergenekonculuk ittihatçılıktır” denildiği gibi.)

***

Cumhuriyet dönemindeki İslamcılığın, geçmişteki “entelektüel İslamcılık”tan çok başka şekilde ve “popüler” nitelikte geliştiğini de unutmadan, Abdülhamit’i kendisine bayrak yapmasını Kemalist panteonun dışında bir figür arayışına bağlamak lazım.

Bu yeni İslamcı anlatıya göre, Kemalizm adı altında devam eden İttihatçılar da “İslam düşmanı” olduğundan, bu kadronun devirdiği padişah “ulu hakan” olarak bayrak yapılabilirdi.

Ama bu hikaye veya bu paradigma belirli bir dönemde belki alternatifsiz bulunmuş olsa da bugün itibarıyla kullanışlılığı kalmamış görünüyor.

Abdülhamit’in hal’ fetvasını yazan kişinin “İslamcı” Mehmet Akif olduğu bilgisinin uyandırdığı şaşkınlık bunu gösteriyor.

STAR

  • Yorumlar 8
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim