1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Abdülaziz Bayındır’ın iki konferansından notlar
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Abdülaziz Bayındır’ın iki konferansından notlar

A+A-

Abdülaziz Bayındır 15-16 Aralık 2011 tarihlerinde Muş Alparslan Üniversitesi akademisyenlerine ile öğrencilerine ve Memur-Sen’li memurlara toplam iki konferans vermek için Muş’taydı. Bayındır’ın söylediklerinden ilgi alanıma giren konularda aldığım notlara değineceğim.

Yaygın kanaat nebilerin kendilerine Kitap verilmemiş peygamberler olduğudur.  Bayındır’a göre bunun aksine tüm nebilere Kitap verilmiştir. Şu ayet onun bu yaklaşımını gerçekten destekler niteliktedir: “Allah nebilerden şöyle söz almıştı: ‘Andolsun ki size Kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (Kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ demişti. Onlar, ‘Kabul ettik.’ dediler. (Allah da) dedi ki: Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım." (Âl-i İmran, 3: 81).

Bayındır’a göre hikmet doğru hüküm vermek demektir. Allahu Teala hikmeti kâfirler de dahil dileyene verir. O’nun ayetleri Kur'an ile sınırlı değildir. Dolayısıyla evrende ve Kur'an’da mevcut ayetlerin hangisini kim doğru okursa ondan faydalanır. Dünyasını ya da ahiretini veyahut her ikisini de bu sayede kurtarır. Batılılar evrendeki ayetleri doğru okumuşlar ancak Kur'an’ı okumamadıkları için hikmete eksik düzeyde ulaşmışlardır. Müslümanlar ise her ikisinde de iyi bir imtihan vermiş sayılmazlar.

Şeytan Allahu Teala’nın “dosdoğru” yolu üzerinde oturduğunu söyleyen Bayındır’a göre şeytan, dört dörtlük Müslüman görünür. Yani müminlerin her gördüğü (günümüzde sayısı pek az da olsa) “sakallı” muttaki Müslüman olmayabilir.

Bayındır, ateistlerin Allah’sız olmadığı kanaatindedir. Onlar inanırlar ama imanlarını gizlerler. Zaten kâfir de “örten” (gizleyen) anlamındadır. Yani bir bakıma kendilerini ve çevresindekileri inanmadıkları konusunda ikna etmeye çalışırlar. Bayındır’ın söylediği doğru olsa da “İnanmıyorum.” diyen kişiye ısrarla “Hayır yalan söylüyorsun, aslında inanıyorsun ama gizliyorsun!” deme lüksüne sahip değiliz. İnsanların beyanlarını esas almaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.

Kur'an’da meleklerin “insanın yaratılacağı haberi üzerine Allahu Teala’ya hitaben, “Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?” (Bakara, 2: 30) dedikleri aktarılmaktadır. Bayındır, meleklerin bunu nereden bildikleri sorusuna onların “insanı ondan önce yaratılmış hayvanlara kıyaslayarak” bildikleri şeklinde cevap vermektedir. Bir kümeste iki horoz olmaz. İki erkek aslanın da aynı aslan sürüsünde bulunması söz konusu değildir. Dünyada insanlar arasında da hayvanlar arasında da sürekli “halifelik arzusuyla bir çatışma ortamı” gündemdedir.

Sadakanın kişilerin mülkiyetini piyasaya çektiğini ancak faizin ise piyasa dışına sürüklediğini söyleyen Bayındır’a göre, "Sadakalar (zekatlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekat toplayan) memurlara, gönülleri (İslam'a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur." (Tevbe, 9: 60) ayetindeki “zekât verilecek kesimlerin” çeşitlilik içermesine rağmen süreç içinde zekât neredeyse sadece “fakirlere verilen” bir içeriğe büründürülmüştür. Halbuki fabrikası olan bir adam, maddi sıkıntı içine girdiğinde ona zekât vermek demek orada çalışanların rızıklanmalarının devamı anlamına gelmektedir. Bunu destekleyen bir olayı İbrahim Sarmış’tan dinleyelim: “Arkadaşlardan biri mal aldığı istanbuldaki Yahudi toptancıya iflas ettiğini ve alacağı borç karşılığında elinde kalan malları gelip almasını söylemişti. Yahudi esnaf, güvenilir bir müşteri olarak kabul ettiği arkadaştan malı geri almak yerine ona yeni mal vererek onu iflastan kurtardı. Arkadaşım hala iyi bir esnaf olarak işini devam ettiriyor ve birkaç kişiyi de yanında çalıştırmaya sürdürüyor.”

Bayındır gelen bir soru üzerine vadeli satışların caiz olduğunu ve malın değerini tayinin para gibi olmadığını söyledi. 20 TL’nin karşılığı 20 TL iken bir malın karşılığı zaman, mekân ve ihtiyaca göre değişmekte ve insanlar bunda bir sorun görmemektedir. Karşılıkla anlaşma ile vadeli alışveriş yapılabilir ve bu, peşin yapılan alışveriş ile kıyaslanmamalıdır. Tüm mezhepler vadeli satış konusunda ittifak etmektedir

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum