1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. ABD'nin sivilleşen Türkiye ile imtihanı
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

ABD'nin sivilleşen Türkiye ile imtihanı

A+A-

Kim ne derse desin, 29 Temmuz Cuma, Türkiye'de asker-egemen siyasi sistemin resmen sona erip demokratik sivil otoritenin hakimiyetini tahkim ettiği tarihî bir gündür.

Ordunun en tepe kademesinin hükümete tepki sonucu emekliliğini istemesi ve AK Parti'nin bu resti görmesi, içte ve dışta demokrasi konusunda tavırların samimiyetini de test ediyor. Bu noktada gözler ister istemez Türkiye iç siyasetiyle yakından ilgilenen ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Soğuk Savaş döneminden bu yana çok özel bağlantıları bulunan ABD'ye de çevriliyor.

Resmî söyleminde demokrasi vurgusu yapan ABD'nin normalde Türkiye'nin en nihayet sivil hakimiyetine girmesiyle heyecanlanması beklenir. Ama maalesef Washington'daki psikoloji hiç de öyle değil. ABD, bir türlü değiştirmediği Soğuk Savaş'tan menkul bazı alışkanlıkları ve kolaycılığı nedeniyle Türkiye'de özellikle AK Parti'nin iktidara gelmesinden bu yana vuku bulan alışılagelmedik hamleleri daha çok kuşku ve tedirginlikle karşılıyor. Bunlar arasında, çok sayıda TSK mensubunun da yargılandığı Ergenekon ve Balyoz gibi kritik davalar da var. Yıllardır en büyük yatırımları yaptıkları militarist Kemalist elitin mevzi kaybetmesiyle onların Washington'daki geniş dost çevresi de yenilgi üstüne yenilgi alıyor. Bu psikolojiyi anlamadan, 29 Temmuz Türkiye'sinin ABD'den nasıl göründüğü sağlıklı analiz edilemez.

Ordunun, katılımcı demokrasiyi hâlâ içine hazmedememiş kesimlerinin tasfiyesini ABD'nin de müdahil olduğu bir büyük dış planın parçası gibi gösterme çabaları var. Böylelikle gelişmelerin milliliğine gölge düşürmek, toplumsal desteği azaltılmak isteniyor. Oysa bana göre Türkiye'nin yakın siyasî tarihinde belki de bundan çok ABD dışında gelişen bir dönüşüm süreci daha yaşanmamıştır. 1 Mart 2003 tezkere krizinden bu yana Washington, Türkiye'de AK Parti'nin ve temsil ettiği toplumsal kesimlerin zayıflamasını arzu etmektedir. ABD'den hazzetmese de bu noktada aynı amaca sahip değişik güç unsurları Washington'un fiili müttefiki olmuştur. Genelkurmay da bunlara dahildir. Kırmızı çizgi, fiili askerî darbedir. Onun dışında, ordunun son dönem siyaset mühendisliği teşebbüslerine şimdiye kadar Washington cenahından ciddi bir itiraz geldiğini ne gördük ne de duyduk.

Demokratik dengeleme ve kontrol adı altında AK Parti yanlısı toplumsal cepheye karşı muhalefete çanak tutan ABD'nin tavrında birçok faktör etkili olmaktadır. Amerikan dış siyaset eliti, Türkiye'deki muhafazakâr-dindar kesimleri küçük görmekte, dünya görüşlerine ve hayat tarzlarına soğuk bakmaktadır. Bu kesimlerin de genelde desteğiyle Ankara'nın izlediği bağımsız dış politika, Washington'daki rahatsızlığı körüklemektedir. Amerikalıların Türkiye'nin jeopolitik değeri nedeniyle mevcut hükümetle bağlarını sağlam tutmak istemesi, yanıltıcı bir tablo çıkmasına mahal vermemelidir.

Brüksel'in reformlarda oynadığı genel manada aktif ve cesur rolün aksine, Washington son dönemde Türkiye'deki statükocu elitin en çok bel bağladığı ve argümanlarına müspet karşılık bulduğu dünya başkenti olmuştur. Siyasi ve sosyal dönüşüm sürecini engellemeye yönelik çeşitli çalışmaların yurtdışındaki ana üssü haline gelmiştir. Washington temaslarının en azından bir bölümünü bu amaçlar için değerlendirmeye çalışan ordu mensuplarının sayısı hiç de az değildir. Özellikle TSK'nın seçilmişlere isyankârlık, çetecilik ve darbecilik gibi bazı zararlı alışkanlıklarından arındırılmasına yardımcı olan Ergenekon ve benzeri davaların meşruiyetini azaltmak için çalışanlar, Washington'da kendilerine kolayca güvenli limanlar bulabilmektedir. Amerikan yönetimindekiler doğrudan bu işlere girmese bile, yönetimle çalışan uzmanlar, düşünce kuruluşları ve taşeron kuruluşlarda örnekler çoktur.

Washington'da Ergenekon davası başladı başlayalı ve zanlı subaylar köşeye sıkıştırıldıkça 'Türkiye'ye ordu da lazım, bu davalar bir an evvel bitse' türü serzenişleri çok duyduk. Ordunun hukuki sorunlarla boğuşmaktan, iş yapamaz hale geleceği endişesi de yaygın. ABD'nin NATO'nun önemli unsurlarından olan TSK'nın iş verimini düşünmesi anlaşılır. Ancak bunun yüzü suyu hürmetine, orduda bazı malum organize işlerin setredilmesi hiç de ahlaki ve uzun vadede faydalı değil. Zira demokratik arızalarını tamir ederek asıl işlerine odaklanmış bir orduyla çalışmak, müttefik ABD ve NATO için de daha verimli olur. Siyasete şu ya da bu şekilde müdahale kabiliyetinin kısıtlanması, TSK'nın başta ABD olmak üzere uluslararası camiada saygınlığını ve etkinliğini de artıracaktır. Antidemokratik çalışmaların üstünü örtmek için kullanılmadığı sürece, güçlü Türk ve Amerikan orduları arasındaki yakın münasebet her iki ülke için de kazançtır.

Türkiye'de askerin siyasetteki rolünün ilga edilmesi dahil süregelen çok kollu dönüşüm sürecini layıkıyla anlamakta ve hazmetmekte en çok zorlanan başkentlerden birinin Washington olması düşündürücüdür. Sanırım bu dönüşümün ana motorunu dindar boyutu da bulunan sosyal ve siyasî hareketlerin teşkil etmesi kafaları karıştırıyor. Umarım Amerikan dış politika eliti, Türkiye'ye hâlâ ağırlıklı olarak Kemalist ve beyaz Türk önyargılarıyla bakmakta ısrar edip ülkelerine zemin kaybettirmeye devam etmez. Washington'un sivil ve askerî iradenin yer yer birbirinden bağımsız iki ayrı devlet gibi çalıştığı eski sistemden yeni sisteme geçişe bir an evvel adapte olması hem Türkiye hem de ABD'nin çıkarınadır. Beklentimiz, ABD'nin adaptasyonunu hızlandırma sürecine yeni Genelkurmay Başkanımız Org. Necdet Özel ve ekibinin de katkıda bulunmasıdır.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT