ABD'nin Libya Politikasızlığı...

15.03.2011 09:03
ABDnin Libya Politikasızlığı...
Ortadoğu'da tüm olan bitenin ardında ABD'nin izini arayaanlar için ABD'nin sanıldığı kaar güçlü ve etkili olmadığını, belirleyici olmak bir yana Libya örneğinde görüldüğü üzere bütünüylşe ne yapacağını bilemez konumda bulunduğunu ortaya koyan bir analiz…

ABD, Libya'da yorgun savaşçı / Ali H. Aslan

Libya'daki iç çatışma, koltuğunu terk etmek istemeyen Muammer Kaddafi'nin acımasız tutumu nedeniyle giderek daha da kanlı mecralara sürüklenirken, ABD'nin duruma, özellikle askerî müdahale cihetiyle mesafeli ve ihtiyatlı yaklaşımı dikkat çekiyor.

Washington'da iki temel argüman çarpışıyor: Şu ana dek Beyaz Saray'ın da benimsiyor göründüğü, pragmatik ve reelpolitik mahiyetteki birinci yaklaşım şöyle: "İslam coğrafyasında iki savaşla (Afganistan ve Irak) ve terörizmle mücadelede kaynaklarımızı ve itibarımızı yeterince erittik. Hayati çıkarlarımızın bulunmadığı Libya'da, hele uluslararası konsensüs olmaksızın, başımızı yeni bir belaya sokmaya gerek yok. Libya muhalefeti bizden yardım istiyor ama böyle bir hamle İslam dünyasında her halükarda rahatsızlık yaratıp bölgedeki diğer çıkarlarımızı olumsuz etkileyebilir."

Daha çok Cumhuriyetçi muhalefet, neoconlar ve liberal müdahalecilerce öne sürülen mukabil argüman ise, Obama yönetiminin pasif tavrının ABD'nin dünyadaki siyasi ve ahlaki liderliğine zarar vereceği, Ruanda ve Bosna'dakine benzer büyük masum zayiatlarından sonra bir uluslararası müdahale yapılsa bile iş işten geçmiş olacağı, Kaddafi rejiminin yıkılması için elden gelen her şeyin yapılması gerektiği yönünde.

Kaddafi'nin gitmesi gerektiği konusunda Obama ile münekkitleri arasında görüş farkı yok. Gerçi ABD, bu konuda ancak Fransa gibi bazı Avrupalı müttefiklerini müteakiben açık konuşmaya başladı. Obama, son olarak cuma günkü basın toplantısında, yürüttükleri çalışmalarda 'arzu edilen netice'nin Kaddafi'nin gitmesi olduğunu söyledi. Ancak uluslararası toplumla istişare ve mutabakatın önemini vurgulamayı ihmal etmedi.

Obama yönetimi, Libya konusunda kendini fazla ortaya atmadan, hatta başka ülkelerin gerisinde kalmayı da dert etmeden, bir şeyler yapmaya çalışıyor. Tek taraflı finans yaptırımları konusunda bir çekingenlik gözlenmiyor. Mesela Libya rejiminin ABD'deki 32 milyar dolarlık kaynaklarını dondurma kararı, Kaddafi'nin eşi ve çocukları dahil bir grup sadık destekçisine koyulan iş yapma yasağı ile pekiştirildi. Ancak sahadaki şartları güç kullanarak değiştirmeye gelince, işin rengi değişiyor. Mesela hassaten uçuşa yasaklı bölge ilanı konusunda Washington yönetimi oldukça ihtiyatlı bir tavır sergiliyor.

ABD'nin 'yorgun savaşçı' halini şahsında en iyi yansıtan Savunma Bakanı Robert Gates, geçen hafta bin bir gerekçeyle uçuşa yasaklı bölge ilan etmenin risklerini, zorluklarını ve verimsizliğini anlatıyordu. İşi fazla yokuşa sürdüğü yönünde aldığı tepkiler üzerine, "Mesele, biz ve müttefiklerimizin bunu yapabilip yapamayacağı meselesi değil. Biz bu işin üstesinden gelebiliriz. Mesele, bunun akıllıca olup olmayacağı..." demek zorunda kaldı. Gates'in yönetimindeki Pentagon'un, NATO müzakerelerinde uçuşa yasaklı bölge şöyle dursun, Amerikan askerlerini insani yardım için bile riske sokmama çizgisinde olduğu söyleniyor.

Öte yandan, Arap Ligi'nin uçuşa yasaklı bölge lehine oylaması, Libya'ya bulaşmak istemeyen Washington'u ve bazı Batılı müttefiklerini artan baskı altında bırakacağa benziyor. Gelinen noktada, NATO'nun takınacağı tutum, kilit önemi haiz. Transatlantik ittifakı, geçen hafta yapılan savunma bakanları toplantısının ardından yapılan resmî açıklamalarında, ABD'nin görüşüne de paralel olarak, 'hukuki temel' yani BM onayı olmaksızın uçuşa yasaklı bölge icbarına karşı çıkmıştı. 'Gösterilebilir bir ihtiyaç' ve Arap komşulardan güçlü bir destek gelmeksizin hiçbir askerî müdahale yapmayacağını da bildirmişti. NATO, yarın (salı günü) tekrar toplanarak uçuşa yasaklı bölge ihtimalini masaya yatıracak.

Türkiye, daha krizin başlarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'NATO'nun Libya'da ne işi var?' çıkışıyla müdahale karşıtı cephede ABD ve Almanya ile birlikte yerini almıştı. İngiltere ve Fransa ise, NATO'da uçuşa yasaklı bölgenin en hararetli savunucuları olarak ön plana çıkmıştı. Transatlantik ittifakın üyeleri böylesine bölünmüşken, Ankara çıkışlarından dolayı 'eksen kayması' ithamlarına maruz kalmaktan (şimdilik) kurtuldu. Ancak Erdoğan hükümetinin, tıpkı Obama yönetimi gibi, Libya'da değişim isteklerine Mısır'dakinden çok daha düşük profilli destek verdiği gözlerden kaçmıyor. Anlaşılan, Ankara'nın realist tavrında en çok 'Ya Kaddafi rejimi yerinde kalırsa ve Libya'daki ticari çıkarlarımız zarar görürse' endişesi etkili oluyor. Yasemin devrimleri, etkisi giderek artan bir bölgesel demokratik süper güç olan Türkiye'yi, yine ABD gibi, reelpolitik dayatmalarla ahlaki beklentiler arasında makul bir denge kurmaya icbar edecek gibi görünüyor. Kaderini iş ortağı baskıcı rejimlerin devamına fazla bağladığı için, bugün bölgede dönüştürücü rolünü üstlenen halklarla arası bozulmuş olan ABD'nin hatalarında, Washington'dan boşalacak yerleri doldurmaya namzet Türkiye için de ibretler var. ABD 'yorgun savaşçı' haline gelmiş olabilir, ama Ankara daha yolun başındayken 'yorgun demokrat' psikolojisine girmemeli.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim