1. HABERLER

  2. HABER

  3. DÜNYA

  4. ABD'nin Kuzey Kore Çıkmazı
ABD'nin Kuzey Kore Çıkmazı

ABD'nin Kuzey Kore Çıkmazı

​​​​​​​Ve işin ucu şiddet ve savaş senaryosuna varırsa da, sonrasını konuşmak bile ürkütücü… Tabii bu noktada, kimin önce ve ne tür bir aksiyon alacağı da, hikâyenin seyrini belirler.

A+A-

Hatice Karahan, Kuzey Kore ile ABD arasındaki krizi değerlendiren analizi:

Kuzey Kore Çıkmazı
Hatice Karahan / Yeni Şafak

Bu hafta piyasaları oynatan Kuzey Kore tehdidine, en son Nisan ayında değinmiştim. O vakit üzerine yazdığım üçgende, ABD Çin’den Kuzey Kore meselesinde medet ummaktaydı. Geçen süre zarfında dinmeyen kriz, geçtiğimiz günlerde BM Güvenlik Konseyi’nin geniş çaptaki yaptırım kararlarıyla bugünkü noktaya varmış oldu. Kuzey Kore’nin balistik füze denemelerine cevap olarak ülkenin ihracatına darbe vurmayı amaçlayan BM kararları, kömür, demir ve demir cevheri gibi ürünlerin ticaretine yasak getirdi. Ayrıca K. Korelileri istihdam etme konusunda da uluslararası camiaya had bildiren BM, ülkedeki şirketlerle yeni ortaklık ve yatırım yapmanın faturasına dair de bilgi vermiş oldu.

Böylelikle Pyongyang’a karşı bugüne kadar alınan en kapsamlı ekonomik tedbirler devreye girerken, bunun ülkeler tarafından en sıkı şekilde sahiplenilmesi isteniyor. K. Kore gibi farklı bir kafa yapısı için ekonomik yaptırımların ne derece işe yarayacağı ise hala soru işareti. Özellikle de, Kim Jong-Un’un söz konusu yaptırımlarla daha da hiddetlenmesi, buradaki fayda-maliyet meselesini ister istemez sorgulatıyor.

İşte tam bu noktada, K. Kore’nin korkulan yok edici kabiliyetleri de haliyle tartışılıyor. Ülke uzun menzilli füze meselesini halletmiş olduğu mesajını verirken, akla bu yıl test edilen Hwasong-14 ve -12 füzeleri geliyor. Bununla birlikte, füzelerin içine yerleşecek nükleer silahların yeterince küçültülme noktasına gelip gelmediğini de iyi anlamak gerekiyor. ABD’ye göre Pyongyang bu kabiliyeti elde etmiş durumda iken, kimi uzmanlara göre biraz daha süreye ihtiyacı var. Ki bunun yanı sıra, mevcut yeteneklerin ne derece iyi işlediğine dair teknik tartışmalar da bir yandan yürüyor. Öte yandan durum ne olursa olsun, ortada bölgesel ve hatta küresel ölçekte ciddi bir tehdit var.

YENİ HEDEF GUAM

Son günlerde yaşananlar ve işitilenler de, tehdidin hızla tırmandığını söylüyor. BM kararları sonrasında Trump Pyongyang’ı haşlamayı sürdürürken, karşı taraftan da dozu artmış yanıtlar gecikmiyor. Trump’ın kızıştırdığı kavgada ABD Dışişleri Başkanı Tillerson “gece rahat uyuyun” mesajıyla ortamı yumuşatmaya çalışsa da, K. Kore’nin Guam’a yönelik son açıklamaları ne uyutur ne de yutulur cinsten…

Nitekim ABD için önemli bir üs vazifesi de gören ve Pyongyang’dan yaklaşık 3.400 km uzaklıkta konumlanan Guam açıklarına roket saldırısı yapmayı düşündüğünü bildiren K. Kore, 18 dakika gibi bir süre içinde bu işi bitirebileceğinin haberini dün dünyaya saldı. Japonya semalarından geçiş yapacak roketlerin vuracağı suların neleri ateşleyeceği ise, şimdi en korkulan soru… Ya da yola çıktığında nelerle karşılaşabileceği…

G. KORE VE JAPONYA

K. Kore’nin Guam için dile getirdiği tarih olan Ağustos ortalarına şurada sayılı gün kalmışken, Pyongyang tehdidi bölge ahalisini de yakinen ilgilendiriyor. Zira işin bir tarafında ABD varken, hemen yanında Japonya ve Güney Kore gibi bu işten etkilenecek Asyalılar da duruyor. Üstelik bu ülkeler, aradaki gerginlikten nasip alma riski taşımakla beraber, güç ve savunma anlamında da ABD’nin gözünün içine bakıyor.

İşte bu noktada, ABD’nin kendi menfaatlerini düşünürken, olası bir ihtiyaçta Asyalı müttefiklerini ne derece sahipleneceği de merak ediliyor. Öteden beri taahhüt edilen desteğin sağlanacağında kuşku olmadığı, geçtiğimiz günlerde ABD’li yetkililerce belirtilmiş olsa da…

Ve tam bu noktada eklemek gerekir ki; K. Kore (bir atağa karar vermesi halinde) kolunu ABD toprakları olan Guam’a mı uzatır, yoksa mesela G. Kore’ye mi sataşır, orası da bir diğer sual olarak zihinlerde dolaşıyor.

ÇIKMAZ SOKAKLAR

Dolayısıyla konunun nereye evrileceği endişeyle izlenirken, çizilen her çözüm senaryosunun açıkları olduğunu eklemek gerek. Örneğin bu kapsamda, K. Kore’nin varlığını adadığı nükleerden vazgeçirilmesi, imkânsıza giden bir yol gibi duruyor. Zira 2003 ve sonrasında yürütülen ve bir yere çıkmayan çok taraflı tecrübelerin de ima ettiği üzere, Pyongyang öyle oturup da nükleer gücüne dair bir anlaşma yapma taraftarı değil.

Öte yandan ekonomik yaptırımlarla dize getirme fikri şimdilik kaçınılmaz çare olarak belirirken, bu sürecin Kim Jong-Un için “bir son” anlamına gelmemesi olasılığı da düşük değil.

Ve işin ucu şiddet ve savaş senaryosuna varırsa da, sonrasını konuşmak bile ürkütücü… Tabii bu noktada, kimin önce ve ne tür bir aksiyon alacağı da, hikâyenin seyrini belirler.

Tüm ihtimaller ve riskler göz önüne alındığında ise, tarafların tansiyonu düşürecek tonda ilerleyerek diplomasiyi benimsemesi şıkkı, en makul çözüm olarak mevcudiyetini koruyor. Sonuçta son aylarda tırmanan ve bu hafta rekorunu tazeleyen Kuzey Kore riski, tüm dünya için hayati bir mesele niteliği taşıyor.

 

HABERE YORUM KAT