1. YAZARLAR

  2. Hilary Anderson

  3. ABD'nin Afganistan'daki gizli cezaevine ziyaret
Hilary Anderson

Hilary Anderson

Yazarın Tüm Yazıları >

ABD'nin Afganistan'daki gizli cezaevine ziyaret

A+A-

Bagram'da o gün masmavi bir gökyüzü vardı.

Bagram Üssü'nün yerleştiği tozlu kalenin ardında yükselen yalçın dağlar, güneşin parlak ışıklarıyla ışıl ışıldı.

Bagram Cezaevi, 11 Eylül olaylarından kısa bir süre sonra açıldığından beri bir esrar perdesinin ardında gizli.

Bir tutuklunun bana anlattığına göre Başkan Bush dönemindeki en zor günlerde, cezalarını tabut büyüklüğünde kutulara hapsedilerek çekerlermiş.

Canlarını yakan pozisyonlarda zincirlenir, aylarca konuşmaları yasaklanırmış. Askerlerin cinsel tacizde bulunduğu iddiaları da var.

Ama şimdi bu sayfanın kapanmış olması gerekiyor. Başkan Obama döneminde üsse yepyeni ve kocaman bir cezaevi yapıldı.

Yeni adı, Parvan. Eski cezaevine fazla uzak değil, ama eskisinin yanına bile yaklaşmamıza izin vermediler. Komutan Koramiral Harward'ın ifadesiyle "Eski Bagram cezaevi artık yok." Biz de yeni binaya yöneldik.

Ama içeri kayıt cihazları ya da kamera sokmamıza izin çıkmadı. İlk durağımız olan girişteki holde, duvarda Cenevre Sözleşmesi'nden alıntılar vardı: Aşağılayıcı ya da küçük düşürücü muamele yasak, işkence yasak.

Hızla holden geçirilip, bir bekleme odasına alındık. Odaya girmeden bir anlığına, tekerlekli sandalyede oturan bir tutuklu gördüm.

"Hasta herhalde" diye düşündüm. Gözünde etrafını görmesin diye bantlanmış gözlükler, kulağında duymasın diye kocaman kulaklıklar vardı.

Onu bir tür mahkeme salonuna soktular. Biz de aynı odaya alındık; onun davasını izleyecektik.

Ya da buradaki 800 tutukludan hiçbirine avukat tutma izni verilmediğine göre, davaya benzer birşeyi.

Adına da "Tutuklu Değerlendirme Kurulu" demişler. Biz ve tutuklu hariç, odadaki herkes askerdi.

Tutukluyu 30'lu yaşlarının başında görünen genç bir Amerikan askeri temsil ediyordu.

Bir diğer subay da lehinde ve aleyhindeki kanıtların listesini okuyordu.

Kaderini belirleyecek olan üç adam da askerdi.

İşte gardiyanları, tutukluyu böylece yargıladılar.

George Orwell'in romanlarını aratmayacak bir sahneydi.

Tutukluya konuşması için bir şans verildi.

Yakalandığında yanında bulunan silahların kendisine mi ait olduğu soruldu.

O da neredeyse gülerek, "Size defalarca söylediğim gibi, benim değiller" dedi.

'Pişmiş, iflah olmaz savaşçılar...'

Cezaevinin komutanlarından Tuğgeneral Mark Martins, şu anda orada bulunanlardan yüzde 80'inin "iyice pişmiş, artık iflah olmaz savaşçılar" olmadığına inanıyor.

Demek 800 tutukludan 640'ının orada bulunması gerekmiyor belki de.

Ziyaretin bir sonraki aşaması için askerler bize koruyucu gözlükler verdi. Hücreleri ziyaret edecektik ve söylediklerine göre tutuklular bazen muhafızlara dışkı ve sperm atıyormuş.

Hepsi kafese benzer hücrelerdeydi. Ön cephede örgü teller, tavanları muhafızlar onları görebilsin diye şeffaf...

Tutuklular yüzlerini örgü tele yapıştırıp "Kimsiniz? Bizimle konuşun" diye bağırdılar -- ama konuşmamıza izin yoktu.

Geniş devasa koridorlardan hızlı hızlı geçirilirken, garip bir hastanede olduğum hissine kapıldım.

Yine o garip gözlükler ve kulaklıklardan takılmış, tekerlekli sandalyeyle oradan oraya götürülen başka tutuklular gördük.

Parvan soğuk, totaliter bir yer. Sıkı sıkıya kapalı. Afgan kültürünün ayrılmaz bir parçası olan manevraya, pazarlığa hiç yer yok. Afganların buradan bunca nefret etmelerinin sebeplerinden biri de bu.

Bagram'ın yeni cezaevinden çıkmış tutuklularla yaptığım görüşmeler, 2002 ve 2003'teki o kara günlere oranla koşulların çok daha iyi olduğuna işaret ediyor.

Ancak pekçok tutuklu bize aynı üste, Kara Hapishane dedikleri gizli bir yerde Amerikalılarca taciz edildiklerini de anlattı.

Ordu böyle bir yerin varlığını inkar ediyor.

Parvan'dan salıverilenler, orada yıllarca kalıp aklını yitiren vakalardan da bahsetmişti.

Benim talebim üzerine gittiğimiz revirde, tek kişilik hücreler gördü. Bir adam yüzünü küçücük cama dayadı -- küçük, sessiz, beton bir hücreye hapsedilmiş bir insanoğlu...

Bundan iki gün sonra bir Afgan cezaevine gittim. Bagram'dakinin aksine burası pis, karmaşık, karanlıktı. İçerdekilerden bazıları işkence görmüştü.

Ancak benim tahminim, tutsaklardan bazıları yine de Bagram'dansa, orada olmayı tercih ediyordur.

Aileleri gidip geliyor, yemek getiriyordu. Bir hareketlilik, bir gürültü vardı. Amerikan tecridinin büyük sessizliğine benzemiyordu.

BBC

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum