ABD ve İngiliz medyası Erdoğan’a saldırıyor, çünkü!

14.06.2013 07:28

Hasan Karakaya

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Avrupa Parlamentosu’na tepki”sini dün televizyonlarda izlemediyseniz, bugün gazetelerde herhalde okuyacaksınız.
Erdoğan, dün Ankara’da, “kapatılan beldelerin AK Partili belediye başkanları”na hitaben yaptığı konuşmada; “Şu anda Türkiye’deki bir kısım medya, onlarla birlikte bazı uluslararası medya kuruluşları, gösterileri bir Türkiye manzarası olarak sunmak gibi aldatıcı, aynı zamanda ahlaksız bir girişimin içerisindeler” diyor ve ekliyordu:
“Sanki bütün Türkiye yanıyor, bütün Türkiye yıkılıyor. Belli yerlerde lokal, mevzi olarak bu tür şeyler yapıldı... Şimdi şu otelden çıktığınız zaman alt geçitteki o canım seramiklerin nasıl kırıldığını görürsünüz... Kimler kırdı bunları, bu ülkeyi sevenler mi, çevreciler mi? Bütün belediye duraklarını kimler yaktı, yıktı? Otobüsleri kimler yaktı, yıktı? Emniyetin bütün araç gereçlerini kimler yaktı yıktı? Benim sivil vatandaşımın 200 kadar aracını kimler yaktı, yıktı?”  
Bunları söyleyen Erdoğan, hemen ardından; “Avrupa’nın Türkiye’ye yaklaşımı”nı eleştiriyor ve diyordu ki;
“Dün Avrupa Birliği Parlamentosunda birileri çıkmış bir şeyler söylemişler... Bakın ben buradan bugün cevabını veriyorum... İlgili bakanlarım da zaten gerekli görüşmeleri kendileriyle yaparlar. Avrupa Birliği Parlamentosunun bizlerle ilgili alacağı kararı ben tanımıyorum!..
Bu kararı alanlar, önce Yunanistan’a baksınlar... Yunanistan’da halkla polisin karşı karşıya geldiğinde acaba AB’nin yetkilileri, onlara para vermekten başka ne yaptı? 100 milyar avroyu aşkın para verdi onlara!
Daha dün, evvelki gün İngiltere’de, G-8 ile ilgili yapılan gösterilerde 30’u aşkın gösterici gözaltına alındı... Yerlerde sürüklüyorlardı, fotoğraflarda var ama Türkiye’deki bu gösterilerde, yandaş olan medya bile bunları göstermedi.
AB Parlamentosu acaba İngiltere’ye yönelik ne söyledi, İngiltere kendi üyesi? Şu anda Türkiye AB’nin üyesi değil, müzakereci. Sen nasıl oluyor da benimle ilgili böyle bir karar alabiliyorsun?
Senin haddine mi?”
VARSA-YOKSA TAKSİM!
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu çıkışını “Avrupa da One Minute” ya da “Avrupa’ya da rest” şeklinde değerlendirmek veya bizim yaptığımız gibi “Kendine bak AB” diye yorumlamak mümkün...
Ama ben, Erdoğan’ın “Avrupa’ya rest”inden ziyade “medya” ile ilgili olarak söyledikleri üzerinde durmak istiyorum.
Gerçekten de; Başbakan’ın dediği gibi, Türkiye’deki “bir kısım medya organları” ve “uluslararası medya kuruluşları”, Türkiye’yi bir “yangın yeri” gibi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı da; “Diktatör!.. Despot!” gibi göstermenin gayretinde!..
Türkiye’ye o kadar odaklanmışlar ki, “İngiltere’de G-8 protestoları”nı hiç görmüyorlar!..
Varsa-yoksa Türkiye!..
Varsa-yoksa Taksim!..
Öyle bir “Türkiye aleyhtarlığı” yapıyorlar ki; ABD’nin CNN International kanalı, “Türkiye’de iç savaş” varmış gibi, “tam 13 savaş muhabiri”ni göndermiş!..
Evet, evet;
“Tam 13 savaş muhabiri”ni göndermişler Türkiye’ye!..
Lütfen dikkat;
Aynı CNN, “Irak’ın işgali”ni takip etmek için “10 savaş muhabiri” görevlendirmişti, iyi mi?..
Varın, gerisini siz hesaplayın!..
“Irak’ın işgali”ne 10 muhabir, “Taksim eylemleri”ne 13 muhabir!..
Gelelim İngiltere’ye... İngiliz Yayın Kuruluşu BBC’nin; “Suriye’deki iç savaş”la ilgili “bir tek canlı yayın yapmadığını”, ama “Taksim’den sürekli canlı yayın yaptığını” dün yazmıştım!..
Hani; “Basın hürdür, sansür edilemez” ve “halkın haber alma hakkı engellenemez” derler ya; kendileri “Taksim’den canlı yayın” yaparken, “AA’nın G-8 protestolarını naklen yayınlamasını” engellemişler, iyi mi?..
Demek istiyorlar ki;
“Siz bizim içimizde olan-biteni yayınlayamazsınız!.. Ama biz sizi dünyaya gammazlarız!”
Eee, adamlar haklı!..
“Onların anası güzel” ya!..
MEDYAYI KİM YÖNETİYOR?
Gerek Erdoğan’ı dinlerken, gerek “ABD ve Avrupa medyası”nın Türkiye’ye bakışını değerlendirip; “Bunun altında ne var?” diye düşünürken, 8 Eylül 2011 tarihinde yazdığım bir yazı geldi aklıma...
O yazının başlığı şöyleydi:
“Yahudi’nin ekmeğini yiyen,
onun kılıcını sallar!”
O yazımda, “Dünyayı medya yönetiyor, peki medyayı kim yönetiyor?” diye de sormuş ve demiştim ki;
İnsanların; okudukları “gazete”ler, seyrettikleri “televizyon”lar veya “film”ler, “hayata bakış”larını etkiler!..
Şekillendirir!.. Yönlendirir!..
Hani, bir söz vardır; “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!”
Bu sözü, şöyle de değiştirebiliriz;
“Bana okuduğun gazeteyi, seyrettiğin televizyonu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!”
Çünkü o “gazete” ve “televizyon”lar, sürekli “bilgi” pompalarlar, sürekli “manipülasyon” yaparlar ve insanların “beyin”lerini “işgal” ederler!..
Sedat Laçiner’in dediği gibi;
“Bilgi”ye hakim olan, “insanların beyinleri”ne ve dolayısıyla da dünyaya hakim olur, insanları istediği gibi şekillendirir, istediği gibi yönlendirir!..
Sorarım size;
“İsrail’in haklarını savunmak” için yola çıkan bir Axel Springer’den, kalkıp da “Türkiye’nin haklılığı”nı savunmasını bekleyebilir misiniz?..
Onlar, elbette “İsrail’in haydutluğu”nu, İsrail’in “devlet terörü”nü ve İsrail’in “cinayet”lerini haklı göstermeye çalışacaktır!..
Öyle ya;
“Yemin” etmişler bir kere!..
Bu, elbette onların görevi... Ama, ya “onlardan beslenenlere” ne demeli?..
Öyle değil midir; “Ağa’nın ekmeğini yiyen, onun kılıcını sallamaz mı?”
Beynini Axel Springer gibi yayın organlarının “bilgi”leriyle dolduranlar da, farkında olmadan “Yahudi’nin kılıcı”nı sallar!..
İşte, Türkiye’deki “İsrail aşıkları”nın problemi de burada... “Yahudi medyasından beslenen” monşerler, siyasiler ve yazarlar, nihayetinde “Türkiye’nin çıkarları”nı değil, “Yahudi’nin çıkarları”nı savunmaya başlıyorlar!..
Eee, böyledir bu işler;
“Yahudinin zokasını yutan, Yahudi’nin kılıcını sallamaya başlar!”
ABD MEDYASI, İSRAİL’İN EMRİNDE!
“Yahudi sermayesi” ile kurulup, “İsrail’in çıkarlarını savunmak” yeminiyle yola çıkan tek gazete, elbette Axel Springer’in gazeteleri değil!..
Sedat Laçiner’in dediği gibi;
“Dünya kültür hayatı”na, büyük ölçüde hâlâ ABD sahip...
Şöyle diyor Laçiner:
“Hollywood, sinema pazarlarının % 50’den fazlasına sahip.
Tüm dünya Hollywood filmleriyle gülüyor, o filmlerle ağlıyor.
Aynı şekilde internet alanında da ABD rakipsiz. Görsel medyada ise Fox ve CNN gibi televizyon istasyonları sadece Amerikan kamuoyunu değil, tüm dünyayı şekillendiriyor.
Yazılı alanda ise tüm dünyanın ürettiği bilginin yarıdan fazlası İngilizce’de, ABD ve akrabası ülkelerde üretiliyor.
New York Times, Newsweek gibi yazılı medya kuruluşlarının ürettiği bilgiler bizim gazeteler de dahil olmak üzere, tüm dünya tarafından çevrilerek yerel bilgi haline getiriliyor.
Kısacası bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığımız dünya biraz da bize ABD ve akrabalarının sunduğu dünyadır!..
Hayata bu gözlüklerle bakıyoruz.
Peki, dünya aklını şekillendiren Amerikan kuruluşlarına kim hâkim?
Rakamları alt alta dizdiğimizde Amerikan medyasının % 80’den fazlasının tek bir etnik/dini gruptan gelenlere ait olduğunu görüyoruz: Museviler.
Nüfusları ABD nüfusunun % 2’sini bile bulmayan Yahudiler medya ve eğlence dünyasını adeta ellerinde tutuyorlar.
Aklınıza gelebilecek hemen hemen tüm medya kuruluşları bu insanların elinde.
Dilerseniz hangi şirketler Musevi işadamlarına ait kısa bir listesini verelim:
New York Times, en yakın rakibi Washington Post, New York Post, Wall Street Journal, New York Daily, Boston Post; Newsweek, Time, US News & World; Google, AOL, MTV, CBS, ABC ve NBC; Paramount & Dream Works film stüdyoları, Blockbuster Videos, Time Warner, Twentieth Century, Walt Disney...”
İNGİLTERE’Yİ KİM YÖNETİYOR?
Biz, Almanya’dan Axel Springer örneğini vermiştik... Laçiner ise, ABD’nin yanısıra İngiltere’den de örnekler verip, demiş ki;
“İngiltere’de de durum pek farklı değil. Nüfusun sadece % 0.5’ini oluşturmalarına rağmen Yahudilerin İngiliz medyasına ilgisi olağanüstü... ITV, BBC, Carlton, ITN, Granada, Chanel 4 gibi belli başlı televizyon istasyonlarında Yahudiler nüfuslarının çok ötesinde temsil ediliyorlar.
SKY TV’nin ve pek çok gazetenin sahibi olan Rupert Murdoch ise İngiliz medyasının en çok tanınan Musevi işadamları.
Daily Express, Daily Star, News International, The Sun, The Times, Sunday Times vd. Yahudi işadamlarına ait. Başka bir deyişle İngiltere’de de tablo ABD’den pek farklı değil. Nüfus olarak çok küçük bir etnik/dini grup medyanın neredeyse tamamını elinde tutuyor.”
Şimdi, başınızı ellerinizin arasına alıp, şöyle bir düşünün!..
“Benim ve sahibi olduğum medya kuruluşlarının kaderi Siyonist kazanımları korumaya bağlıdır” diyen bir Rupert Murdoch’tan!.. Ve; “Siyonizme bağlılık”larını her öğün tekrarlayan Daily Telegraph gibi bir gazeteden!.. Ya da; “İsrail Devleti’nin haklarını korumak için” yola çıkan Axel Springer grubundan, “Türkiye’nin hakları”nı ve “haklılık”larını savunmasını bekleyebilir misiniz?..
“ÖZÜR”ÜN İNTİKAMI!
Biliyorum, soracaksınız;
“ABD ve İngiliz medyasının Yahudilerin elinde olması ile Taksim eylemleri hakkında kampanya açmalarının ne ilgisi var?”
Biraz düşünürseniz, hemen bulursunuz.
Malûm, “Mavi Marmara Gemisi’nde 9 Türk’ü katleden İsrail”’, Türkiye’nin “Özür dileme, tazminat ödeme ve Gazze’ye ambargoyu kaldırma” şartlarını kabul etti...
Kısacası; bugüne kadar burnundan kıl aldırmazken ve lügatinde “özür” kelimesi yokken, “Türkiye’den özür dilemek” zorunda kaldı!..
Siz; “Erdoğan’ın İsrail’e özür dilettirme-si”nin “Yahudi”lerin ve “Yahudilerin kontrolündeki medya organları”nın hoşuna gittiğini mi sanıyorsunuz?..
Bu “özür” o kadar zorlarına gitti ki, “Türkiye’ye vurmak” ve “Özür’ün intikamı”nı almak için fırsat kolladılar!..
Taksim’de “bir avuç çapulcu”nun “Hükümet aleyhinde gösteri” yapmasını fırsat bilip, “Türkiye’de iç savaş varmış gibi” göstermeye kalkmalarının tek sebebi budur!..
Sizin anlayacağınız;
İsrail’in dilediği özür, “içlerine işledi” şimdi onu “çıkarmaya” çalışıyorlar!..
“Yahudilerin kontrolündeki ABD ve İngiliz medyası”nın yaptığı budur!..
Benim anlayamadığım şu: Bunu, eskiden “çaktırmadan” yaparlardı...
Şimdi göz göre göre yapıyorlar...
Demek ki, fena acıtmış!..


Christian Amanpour, iki günde nakavt!
“Yahudilerin yönetimi”ndeki Amerikan CNN International televizyon kanalında Christiane Amanpour adlı kadının; “Bütün Türkiye’yi çatışma ortamındaymış gibi” gösteren yayınlarına tepki gösterip, “canlı yayın”a bağlanan Başbakan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın; “DHKP-C Amerikan Büyükelçiliği’ne bomba attığında terörist, Taksim Meydanı’na çıkıp molotof atınca demokratik protestocu mu oluyor?.. Bir El Kaide militanı, elinde bombayla Beyaz Saray’a yaklaşsa, bunu demokratik protesto olarak mı göreceksiniz?” sözlerine cevap veremeyip; “program bitti” demesini dün aktarmıştım...
Aynı Christiane Amanpour, dün de Mısır Başbakanı Hişam Kandil’e bağlanıp; “örnek aldığınız Türkiye yangın yerine döndü!.. Siz, bu Türkiye’yi mi örnek alıyorsunuz?” diye sorunca, Hişam Kandil demiş ki; “Türkiye’de olan gösteriler, dünyanın her ülkesinde oluyor... Bunun abartılacak bir tarafı yok.”
Amanpour, “beklediği cevabı” alamayınca, ona da “program bitti” deyip, sözünü kesmiş!..
Anlayacağınız, kadın; iki günde “Domalan Mantarı”na dönmüş!.. Bir İbrahim Kalın’dan, bir Hişam Kandil’den bu darbeleri yiyince, her halde “iş aramaya” başlar!..
Çünkü Yahudiler “yenilgi”yi hazmedemez!..

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim