1. YAZARLAR

  2. Oral Çalışlar

  3. 9 PKK'lıyı arefe günü öldürmek
Oral Çalışlar

Oral Çalışlar

Yazarın Tüm Yazıları >

9 PKK'lıyı arefe günü öldürmek

A+A-

PKK 13 Ağustos günü ‘eylemsizlik’ kararı aldığını ve silahlı güçlerini çatışma alanlarından çektiğini açıkladı. Bu karar, 20 Eylül’e kadar sürdürülecekti. Örgüt,
sonrasında ne yapacağına ise o süreçteki gelişmelere göre karar verecekti.  
13 Ağustos’tan bu yana bölgede görece sakin günler yaşandı. Hakkâri’de PKK tarafından hedef alındığı söylenen bir imamın öldürülmesi gibi bazı istisnai olaylara rağmen Güneydoğu’dan ‘ölüm’ sesi pek az geldi, çok az cenaze kaldırıldı. Arefe günü ise Hakkâri’de bir mağarada saklanmakta olan PKK’lıların bir operasyonla baskına uğratıldıkları ve 9 PKK’lının öldürüldüğü açıklandı. 
Güneydoğulu sivil toplum kuruluşları, “Devlet de operasyonları durdursun” diye çağrı yaparken, bayrama 1 gün, referandum oylamasına 4 gün kala gerçekleşen bu ‘toplu öldürme’ye ilişkin çeşitli ‘okuma’lar yapmak mümkün...
Bayram günü, Kürtler 9 cenazeyle baş başa kaldılar. Çatışmalar duracak, çocukları dağdan inecek diye bayrama umutla giren 9 Kürt ailesinin yüreğine şimdi evlat ateşi düştü. Tabii sözünü ettiğimiz ateş, yalnızca o 9 aileyi yakmakla kalmayacak kadar tehlikeli ve tetikleyici olarak görülebilir .
Bu baskın ve 9 ölüm, 20 Eylül’de sona ereceği söylenen eylemsizlik kararına asker tarafından verilen bir cevap olarak algılanacak. Bu operasyona karar veren askeri yönetici veya komutan, bir mağarada saklanan ve çözüm umudu içinde eylemsizlik kararına uyarak bekleyen 9 PKK’lıyı öldürtürken, ortaya çıkacak sonuçları da hesaba katmıştır. Böylesine kışkırtıcı bir operasyona karar veren (ve bunun Güneydoğu’yu altüst edeceğini çok iyi bildiğini tahmin ettiğim) askeri yetkili her kimse, acaba bu kararı kendi başıma mı vermiştir? 
***
BDP, bölgede bayramlaşma yapmayacağını ve bayramı ‘kara bayram’ olarak ilan ettiğini açıkladı. Öldürülen PKK’lıların cenazeleri otopsi için Hakkari’den Van’a, Van’da Adli Tıp görevlisi olmadığı için Malatya’ya getirildi. Şundan emin olun ki, bu cenazelere bölge insanı sahip çıkacaktır. Zaten öldürülenler o yörenin çocukları. 
‘Eylemsizlik’ kararının ardından ölümlerin durması, PKK’lıların çatışma alanlarından çekilmesi, köklü bir çözüm için umutlar yaratmıştı. Tam böyle bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mağarada saklanan ve silahlarını susturmuş PKK’lıları hedef alıp topluca öldürmesinin bölgedeki insanın öfkesine ve tepkisine yol açması son derece normal. Van, Diyarbakır, Hakkâri bir anda karıştı.
Bu operasyonu yapan komutan böyle olacağını bilmiyor mu? Asıl merak konusu olansa, bu operasyon emrini kimin verdiği. Referanduma birkaç gün kala, bütün bölgeyi ayağa kaldıracak, toplumu infiale sevk edecek ve çatışmaları kışkırtacak bu operasyonun ilginç zamanlamasına kimin hangi mantıkla karar vermiş olduğu,önemli bir soru.
***
Her operasyon gibi bu operasyonu da askeri bakımdan açıklamak,askeri kavramlarla değerlendirmek mümkün. “Dağda gerilla varsa, ben fırsatını bulunca onları temizlerim” diyenler olabilir. İşte tam da bu noktada, bölge halkının da baskı ve talebiyle ‘ateşkes’ yapmış PKK, “Benim üstüme geldiniz, meşru müdafaa hakkımı kullanıyorum” diyerek saldırılarını yeniden başlatıp yaygınlaştırabilir. ‘Operasyoncular’ bunu bilmezler mi? Hepimizden daha iyi bilirler.
‘Eylemsizlik’ kararı almış, ‘bundan sonra neler olacak’ diye bekleyen militanları, baskın yapıp öldürmek, onlara yönelik yapılmış bir ‘haydi 
devam’ çağrısı olarak değerlendirilebilir. PKK’ya 
‘Gel gel’ yapmanın doğurduğu sonuçları ise anlatmaya gerek bile yok. 
***
Bir bayram öncesi gerçekleşen bu olayı hangi akılla, hangi mantıkla açıklayabiliriz?
Kürt sorununun zorluk derecesi, herkesin farkında olduğunu düşündüğüm bir konu. Çatışmasızlık dönemleri, çözüm üretebilmek, konuyu daha sakin ve makul konuşabilmek açısından bir imkândır. İşte tam da böyle bir dönem yaşıyorduk.
Hükümete düşen sorumluluğu da iyi analiz etmek gerekiyor. Başbakan, “silahlar susarsa operasyonlar minimize edilir” demişti. Acaba, hâlâ, asker içindeki birileri hükümete rağmen ortalığı karıştırma gücünü kendinde görüyor olabilir mi? Yoksa hükümet bu sorumsuzluğa hâkim olabilecek güçte değil mi? 
Daha da ileri gidersek: Hükümet de mi bu sorumsuzluğun ortağı olarak hareket ediyor?
Bunların cevabını ancak hükümet verebilir..

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum