8 Mart Kadınlar Günü’ne Küresel Bakış

08.03.2011 15:00
8 Mart Kadınlar Günü’ne Küresel Bakış
8 Mart Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Peki, Batı’da kadının kötü şartlarda çalışmasını protesto ile başlayan tepkiye bağlanan bu gün, Türkiye’de hangi saiklerle gündeme geliyor?

ABD'de kadınların kötü şartlarda çalıştırılarak, emeklerinin sömürülmesini protesto sonrasında sembolleşen 8 Mart, "Dünya (Emekçi) Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya devam ediyor. Bu gün vesilesiyle daha önce Haksöz Dergisi'nde yayınlanmış bir yazı ve bir denemeyi iktibas ettik. Günay Maden Bulut, "Kadınlar Günü'ne Küresel Bakış" başlıklı yazısında bu gün vesilesiyle gündeme getirilenleri sorgulamaya tabi tutarken Haksöz imzalı "8 Mart'ın Hatırlattıkları" başlıklı denemede Müslüman kadının geleneksel ve modern hurafelerden arınarak İslami mücadeleye katılımı anlatılıyor.

*** 

Kadınlar Günü'ne Küresel Bakış

Günay Maden Bulut / Haksöz Dergisi - Sayı: 157 - Nisan 2004

8 Mart 1857'de New York'ta tekstil sektöründe çok ağır şartlar altında çalışan kadınların ayaklanmasıyla başlayan ve bir asırdan fazla bir süreçte resmiyet kazanan Dünya Kadınlar Günü Türkiye'de de çok farklı kulvarlarda çeşitli oluşumların etkinlikleriyle gündemleştirildi.

Yaşadığımız ülkede 8 Mart, 1990'lı yıllardan beri sonradan görmelerin görgüsüzlüğüyle gündemdeki yerini alıyor.

Bütün medya organları, resmi ve sivil kuruluşlar "kadın sorunları"ndan söz ediyorlar. Sokaklara dökülenler, kadınlara hediye lahmacun dağıtanlar, ilahili merasimler düzenleyenler, konserler verenler, bol siyasi propagandalı sloganlar atanlar, ... hangi amaçla konuştuklarının ve amaçlarına geçmiş yıllara oranla ne ölçüde yaklaşabildiklerinin sorgulamasını bile yapabilecek bilinci taşımıyorlar.

Sonuçta geçen senelerde bu konuda ne denmişse bu yıl da aynen tekrar edilmiş oldu ve birileri tarafından öngörülmüş küresel görev bu yıl da Türkiye'de ve çeşitli İslam ülkelerinde ifa edildi. Üretilen merkezden yeni bir çerçeve çizilinceye kadar da her yıl tekrar edilecek.

Sevgililer-Anneler-Babalar Günü gibi özel günler tüketim çılgınlığı boyutlarındayken, kadınlar günü belirlenmiş bir tarih olarak takvimlerde yerini alıyor.

Bu günde öne çıkarılan ortak düşünce ise her yıl şu oluyor:

"Kadınlar din kaynaklı gelenekler ve töreler nedeniyle ikinci sınıf insan konumuna düşürüldüğünden yeterince toplumsal hayata katılamıyor, erkek egemen bir sosyal yapı içinde temel hak ve hürriyetleri gasp ediliyor, kısıtlanıyor ve sistematik olarak engelleniyor."

Bu hâkim düşüncenin haklılığını kanıtlamak için bütün örnekler de İslam âleminden seçiliyor. Sözgelimi İran'da kadınlara zorla başları örttürülüyor, erkeklerle aynı plajlarda bulunamıyorlar, el ele caddelerde dolaşamıyorlar, Batılı kadınlar gibi kendi bedenleri üzerinde tasarrufta bulunamıyorlar, kürtaj yaptıramıyorlar vs.

Özgürleştirilmek üzere savaşa sahne Afganistan'da daha içler acısı olarak kadınlar burkalarla dolaştırılıyor...

Bu nedenledir ki İslam havzasında gerekirse güç kullanarak bu toplumların erkeklerini dize getirip, kadınlarını esaretten kurtarmak kutsal bir ödevdir.

Müslümanlar, kadına ilişkin çizilen bu tabloyu dayatılan amacın dışında okuyabilme basiretine sahip olmalılar. Çünkü bu günde gündeme taşınan bütün sorunlar salt kadın sorunu değil temel insan sorunlarıdır ve erkeklerden bağımsız değildir.

Küresel sistem kadın konusunu da tıpkı demokrasi-insan hak ve hürriyetleri konularını sömürdüğü gibi sömürmekte ve kendi bağlamı dışına taşıyarak çıkarlarınca kullanmak için demagoji yapmaktadır. Bu nedenle kadını hem dişiliğiyle hem de temel sorunlarıyla sömürmektedir.

ABD'de her yıl 4 bin kadın dövülerek yaşamını yitirirken, yılda 4 milyon kadın eşinden dayak yerken ve aynı ülkede her 15 dakikada bir kadın tecavüze uğrarken, Fransa'da şiddete maruz kalan kadınların oranı %95 iken neden kadına dair şiddet, adaletsizlik, özgürlük ve sömürülme örneklemeleri dine dair suçlamalarla İslam dünyasından seçilmektedir.

Genelde insana dair özelde ise kadına dair bizim de bir sürü zaaflarımız, yanılgılarımız ve çözüm bekleyen sorunumuz vardır. Ancak bunun değerlendirileceği ve çözümler önerileceği günler birilerinin bize dayattığı günler değil bize imtihan süresi olarak tanınmış hayatımızın her günüdür.

(Bu yazı, yazıldığı döneme ait güncel içeriğinden arındırılıp kısaltılarak iktibas edilmiştir.)

*** 

8 Mart'ın Hatırlattıkları

Haksöz Dergisi - Sayı: 96 - Mart 1999

Hiç kimse Müslüman kadına birkaç altın öğüt (!) sunup cennete gideceğini vaat ederek kızların beyinlerini kilitlemesin çeyiz sandıklarına.

Hiç kimse engel olmasın taze beyinlerin asırların uyuşukluğundan silkinme gayretine, yani Müslüman kadının intifadasına...

Hiç kimse kızmasın, asırların şablonuna uymuyor diye Müslüman kadınlar.

Kızmasınlar, çünkü "olan" ayrıdır "olması gereken" apayrı. Değerlerin kokuştuğu bu dünyada, bu nedenle var olan içselleştirip, idealin önüne set çekilmesi.

Set çekilmesin, çekemezler de. Çünkü Müslüman kadının aktivitesinin dondurulduğu asırlar geride kalıyor artık. İslam'ın ısıttığı bilinçler kurşun gibi iniyor hayatın ortasına.

Anneler! Kızlarınız çeyiz yerine direnişi işliyorlar nakış nakış kalplerine. Kızım örmüyor, işlemiyor, çeyiz yapmıyor demeyin sakın. Yeni bir toplumsal model örüyorlar ilmek ilmek. Haydi, siz de katılın.

Tartışadururken birileri kadının sesini, Müslüman kadınlar haykırıyor: "Zulme Karşı Direneceğiz". Fitnenin gerçek kaynağını gösteriyorlar, birileri kendilerine fitne unsuru diye bakarken.

Tarihin yazgısını değiştirmeli diyor Müslüman kadın. Nesnelikten çıkıp özneliğe koşuyor. Çünkü cümleler onunla başlıyor. "Müslüman kızlar gözaltında", "Müslüman kızlar coplandı" diye.

Vitrine çıkmak için değil, değiştirip dönüştürmek için iniyorlar hayata. Madem ki zulüm kadın erkek dinlemiyor, o halde biz de varız direnişte diyerek, birbirlerinin velisi oluyor Müslüman erkek ve kadın. Vahyin şahitliğini üstleniyorlar; zulme, zorbalığa ve cahiliyyeye karşı.

Meryem'in iffetini takınıp çıkıyorlar tarih sahnesine. Tahtını bırakıp mesaja koşan Belkıs gibi koşuyorlar Kur'an'ın aydınlığına. Tahtlarını değil ama ezilmişliklerini, çaresizliklerini bırakarak koşuyorlar. Coplanırken, sorgulanırken, gözaltılar ve tutuklanmalar yaşarken Peygamberin siretini daha iyi anlıyorlar; Mekke'yi, Sümeyye'yi, Ammar'ı, Habbab'ı, Bilal'i...

Anneler bir yandan çocuklarıyla eğitiliyor, bir yandan da çocuklarımızı salacağımız toplum... Çocuklarımız bir başka büyüyor artık. Sadece çocuk değil, değerlerimiz, kimliğimiz, İslami yaşantımız da beslenip büyütülmeye muhtaç. Bazı annelerse kızlarını direnişten engellemeye çalışıyorlar. Zararı yok, çünkü aileleri tarafından engellenenler, ilk önce kelime olarak örecekler direnişi.

Müslüman kadınlar izm'lerin kalıplarına meydan okuyarak kadın-erkek ayırımı yerine adil-zalim sınıflamasını yapıyorlar. Bu nedenle dua için açılan eller gibi kaldırılan yumrukların da bir kısmı Müslüman kadına ait...

Ve Kur'an aydınlatıyor önümüzü. Kadın-erkek, yaşlı-genç yollara dökülüyoruz. Biz yürüdükçe karanlığın üstüne aydınlık galip geliyor.

HAKSÖZ-HABER

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim