70’lerin sloganlarıyla 21. yüzyıl nasıl yakalanır

22.12.2010 13:57

Lale Kemal

Baskı rejimlerinin uygulandığı ülkelerin resmî adlarında ironik bir biçimde “Halk” kelimesi yer alır. Nükleer silahlarıyla kabadayılık yapan, demokrasinin d’sinden bile söz edilemeyecek Kuzey Kore’nin resmî adı, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti”dir. Yükselen ekonomisiyle adını duyuran ancak halk üzerinde yarattığı korku imparatorluğu olanca hızıyla süren Çin’in resmî adı ise “Çin Halk Cumhuriyeti”dir.

Halkçılık söylemi bugünün, zaten halkı, toplumu esas alan demokratikleşen dünyasında anlamını yitirmiştir. Ne var ki, CHP’nin, geçen hafta sonunda Ankara’da yapılan 25. olağanüstü kurultayında, hem de gençlerin, 1970’lerin halkçılık söylemi üzerinden slogan atıyor olmaları, geçmişe takılıp kalmış, 21. yüzyılı yakalayamayan bir gençlik portresi de çiziyordu. CHP Pendik Gençlik Kolları’nı temsil eden kalabalık bir grubun taşıdığı pankart da, Deniz Gezmişli ve şapkası giydirilerek Latin Amerikalı devrimci önder Che Guevara’ya benzetilen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu resmedilmiş. Pankart üzerinde yazılı, “68 ruhuyla halkın iktidarını kurmaya geliyoruz,” sloganı, aslında darbelerle hesaplaşamamış bir toplumun ve gençliğinin, geçmişe takılı kalmışlığının bir yansıması gibiydi.

Kılıçdaroğlu’nun, “İşçi Kemal,” “Emekli Kemal,” sloganları altında yaptığı uzunca konuşmasında, zaman zaman Ankara Arena’yı dolduranlara, “Yoldaşlar,” diye hitap etmesi, bu anakronistik yaklaşımı teşvik eder nitelikteydi.

Parti kurultayları sırasında nabzın güçlü attığı alan, salonun dışında biriken partili kalabalıktır her zaman. Deniz Baykal’ın, seks kaseti skandalıyla 18 yıllık genel başkanlık koltuğunu kaptırdığı Kemal Kılıçdaroğlu, ilk kongresini geçen mayıs ayında yapmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, mayıs kongresi, çok daha heyecanlı geçmişti. Belki de, CHP’li seçmen, Kılıçdaroğlu ile ilk kez bir rüzgâr yakalamış olmanın heyecanıyla mayıs kongresinde daha bir coşkuluydu.

Geçen hafta sonundaki kurultay salonunun dışına çıktığımda, mayıstaki coşkulu kalabalığı, heyecanı göremedim. İki partili, gazeteci olduğumu fark edince yanıma gelip, dert yandılar. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını beğenmediklerini söylediler. Biri, “Başkan, kadınlara asgari ücret düzeyinde maaş vaadinde bulunuyor. Bu kısır bir politika. ‘Türkiye’yi sanayi hamlesiyle kalkındıracağız,’ şeklindeki söylemler ve bu söylemlerin gerçekleştirilmesiyle zaten asgari ücretli de rahatlayacaktır,” yorumunu yapıyordu.

Kılıçdaroğlu, uzun konuşmasında, geçmişle bugün arasında gidip geldi. Özgürlükçü bir anayasa yapacakları, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ni kaldıracakları gibi demokratik talepleri karşılar nitelikte vaatlerde bulunurken, ekonomik alanda verdiği sözleri, nasıl yerine getireceğine dair bir reçete yine sunmadı.

“Kürt,” kelimesini hiç kullanmadı, “Doğu ve Güneydoğu sorunları,” tanımlaması yaparak, “Kürtleri onlarca yıl, kart kurt sesi çıkaranlar,” diye topluma empoze ettikten sonra geç de olsa Kürt varlığını tanıyan TSK’dan bile geriye gitti.

Kurultaydan bir gün önce, TSK, BDP’nin, Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde hem Kürtçe hem de Türkçenin kullanılması yolunda yaptığı önerisinin hemen ardından bu siyasi konuya müdahil sert bir açıklama yapmıştı. Açıklamaya, Kılıçdaroğlu’ndan hiç tepki gelmedi.

Parti Meclisi üyeliği seçiminde en fazla çizik alan Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, geçen pazar günkü CNN’deki programda, biraz da sıkıştırılınca ancak, “TSK açıklamasının doğru olduğuna inanmıyorum,” diyebildi. Bu ifadelerinin öncesinde ise, AK Parti’ye yüklenip, “İktidar orduyu dövme havası yaratıyor, askerle mücadele etmeyi gelenek haline getirdi,” suçlamasını getiriyordu.

Sayın Tekin, Türkiye tarihine, farklı biçimlerde beş darbe ile damgasını vurmuş, akabinde, çeşitli adlarla anılan darbe tertipleri suçlamasıyla pek çok üyesi yargılanmakta olan bir Silahlı Kuvvetler, Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edebilir mi? Dünya demokrasi tarihi, ordularını, ancak kavga ve gürültüyle kışlasına döndürüp, siyasetten men eden ülkelerle dolu. Demokrasiyi kazanmayı kolay mı zannettiniz?

Profesör Ergun Özbudun, Star gazetesinin Açık Görüş ekinde, geçen pazar günü yayımlanan aydınlatıcı yazısında, Amerikalı siyasal bilimci Dankwart Rustow’un, 1970 yılında yayımlanmış olan klasikleşmiş makalesine atfen şöyle diyor;

“Demokrasiye geçiş safhası, çoğu zaman, keskin bir siyasal kutuplaşma ve mücadele safhasını izlemektedir. Bu aşırı maliyetli mücadelede taraflar birbirlerini ortadan kaldıramayacaklarını anladıktan sonra, çeşitlilik içinde birliği kabullenmekte ve bunun için de, demokratik yöntemleri kurumsallaştırmaktadırlar.”

Bir yazımda belirtmiştim. TSK, artık Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi olma işlevini kaybetti diyebiliriz. CHP’nin arkasına sığındığı bu güç artık eskisi gibi etkin değil.

CHP geçmişle bugün arasında bir tercih yapmak zorunda.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim