1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. 529 İdam ve Kahredici Sessizlik...
529 İdam ve Kahredici Sessizlik...

529 İdam ve Kahredici Sessizlik...

O kadar alışmışız ki, yaşam konforumuza, iki tweet atmanın, yarım ağız bir dua etmenin dışında hiçbir şey yapmıyor, ortaya gerçek bir tepki koymuyoruz.

A+A-

İsmail Kılıçarslan, Yenişafak’taki köşesinde Mısır’da 529 kardeşimiz hakkında verilen idam kararını ve bu sarsıcı karar karşısında yaşanan tepkisizliği, duyarsızlığı, vicdansızlığı kaleme aldı:

 

 

529

İsmail Kılıçarsalan / Yeni Şafak

Yakın tarihe meraklıysanız İstiklal Mahkemeleri rezaletinden haberdarsınızdır. Bir mahkemeden çok, infaz kurulu olarak hareket eden ve daha önceden alınmış kararları uygulamaktan başkaca bir işi olmayan bu mahkemeler, T.C tarihine 'utanç kurumları' olarak geçmiştir. İnsanlara eziyet etme bakımından son derece eşitlikçi bir tavır sergileyen Kemalist diktanın İslamcı, Alevi, Kürt, gazeteci, entelektüel diye ayırmadan adam astığı İstiklal Mahkemelerini, dönemin Vatan Gazetesi başmuharriri Ahmet Emin Yalman, şöyle tanımlamıştır: 'Takım takım ölüm cezaları veren ve hükümlerini kimseye sormadan, kimseye hesap vermeden yürüten korkunç ihtilal mahkemeleri.'

Mahkeme değil, 40 kısım tekmili birden tiyatrodur İstiklal Mahkemeleri. Halk arasında 'sanığın tedbiren idamına, ardından yargılanmasına' şeklinde dalga malzemesi yapılması bundandır. Hele 'Üç Aliler Mahkemesi' olarak bilinen ve verdiği idam kararları için TBMM onayı bile gerekmeyen Şark İstiklal Mahkemeleri gerçeği vardır ki zulmün katmerlisidir.

Bu, burada bir dursun.

Bilmem takip ediyor musunuz?

Seçilmiş meşru hükümetine sahip çıktığı için direnen, bu direnişinin karşılığını sokaklarda, camilerde, dükkanlarda öldürülerek alan mazlum Mısır halkının çilesi daha dolmadı.

90 yıllık İhvan-ı Müslimin geleneğinin olağanüstü bir çabayla 'şiddete bulaşmadan' yürüttüğü Mısır kıyamı, salak askeri cuntanın Mısırlı Müslümanları cezalandırmasına engel teşkil etmedi. Sisi denen hokkabaz, 'nasılsa dünya bu konuda suskun' diyerek şiddetin dozunu artırdıkça artırdı.

14 Ağustos 2013'te, dünya tarihine 'Kanlı Çarşamba' olarak geçen o büyük katliamda, hatırlayacaksınız, resmi rakamlara göre 500, gayri resmi rakamlara göre 3.000'i aşkın insan şehit edilmiş, on binlerce insan da yaralanmıştı. Mısır askeri ve polisi, önüne geleni otomatik silahlarla taramıştı.

İşte o gün, 'eylemlere katıldığı' gerekçesiyle yargılanan 1.900 kişilik gruptan 529'u hakkında idam kararı verdi mahkeme. Hangi gerekçelerle biliyor musunuz: 'Bir polis memurunu öldürme, iki polis memurunu öldürmeye teşebbüs, kamu malına saldırı, bir polis karakolunun ateşe verilmesi, kamu düzeninin bozulması.'

Yanlış anlamıyorsunuz. 1 polis memuru öldürüldüğü için 529 insan idam edilecek. Analar ne diktatörler doğuruyor değil mi?

Muhtemelen, idamına karar verilenlerin temyiz istekleri kabul edilmeyecek, ardından Mısır müftüsü bu idam kararlarını tıpış tıpış onaylayacak ve modern dünyanın gözleri önünde 529 insan infaz edilecek.

Ne tuhaftır ki, Ağustos ayında 'Sisi, 5 vakit namazını kılıyormuş, hanımı da başörtülü imiş; âlâ' yazan proteston liderlerimiz, 'Mısır'da darbe olmaz, asker İhvan'dan yana' yazan Boğaziçili profesörlerimiz, 'İhvan şiddete bulaşmamalı, otoriteye itaat etmeli' yazan aşırı entel köşe yazarlarımız, ezcümle bilumum ne idiğü belirsiz Ortadoğu uzmanlarımız bu 529 idam konusunda üç maymuna taş çıkartacak bir performans sergiliyorlar.

'Tuhaftır' dedim değil mi? Çok özür dilerim. Aslında ortada tuhaf bir durum yok. El Kaide kafa kesince 'yivrannnç' diye kıvranan, Esad kimyasal saldırı yapınca 'aslında şöyle oldu, yok aslında böyle oldu' yazarak kıvıran dansöz tıynetli bu kalemler Mısır konusunda da kendilerine verilen görevi icra ediyorlar.

Mısır konusunda, Suriye konusunda, Doğu Türkistan konusunda, Orta Afrika konusunda üzerine düşeni yapmayan bizleriz. Müslümanlara adam gibi sahip çıkamayan, dünyanın dikkatini çekemeyen bizleriz. O kadar alışmışız ki yaşam konforumuza, iki tweet atmanın, yarım ağız bir dua etmenin dışında hiçbir şey yapmıyor, ortaya gerçek bir tepki koymuyoruz.

Belki de 'onların başına gelen bizim başımıza gelmez' cümlesinin getirdiği sanal bir rahatlıktan kaynaklanıyor bu tepkisizliğimiz. Oysa şairin o eşsiz ifadesiyle, 'kim var diye sorulduğunda sağına ve soluna bakmadan ben varım' diyebilmemiz gerekiyor.

Biz değişmezsek, dünya değişmeyecek çünkü.

Ne diyordu Bunuel: 'Öldürülen bir kişiye karşılık 529 insanın idam edildiği bir dünya mı? O kadar film çevirdim, bu kadar sürreelini ben bile hayal edemedim.'

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum