1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. 49 rehine öldürüldü…
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

49 rehine öldürüldü…

A+A-

 “IŞİD tarafından 101 gündür rehin tutulan 46’sı Türkiyeli 49 elçilik görevlisi öldürüldü! Katliamdan büyük üzüntü duyduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘Rehinelerin hayatı söz konusu olsa da teröristlerle görüşme yapmamız düşünülemezdi!’ dedi. Başbakan Ahmet Davutoğlu ise ‘Devlet geleneklerimiz gereği IŞİD’in takas teklifini reddettik. 49 vatandaşımızı kaybettik ama devletimiz dimdik ayakta!’ açıklamasında bulundu.”

“Nasıl olur” demeyin. 49 vatandaşımızı burnu kanamadan kurtardık ama yukarıdaki sonuç yüzde eli ihtimaldi. Tıpkı IŞİD’in elindeki rehinelerinin hayatını kurtaramayan ABD ve Britanya gibi.

Peki, bu durumda Cemaat’in buçuklu tamlı yayın organlarında ve merkez medyada hangi başlıklar atılır, köşe yazılarında, TV programlarında neler söylenirdi? Evet, muhtemelen şöyle şeyler:

“Beceriksizler!”

“AKAPE Devletinin ‘teröristlerle görüşemeyiz’ inadı 49 vatandaşın canına mal oldu. Eserinizle övünün!”

49 rehine kurtarıldı

Çok şükür bu badireyi, yukarıdaki kara senaryoyla değil, hepimizin yüreğine su serpen aşağıdaki sonuçla atlattık.

“IŞİD tarafından 101 gündür rehin tutulan 46’sı Türkiyeli 49 Elçilik görevlisi MİT’in düzenlediği bir operasyonla sağ salim kurtarıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Velev ki olsa dahi, böyle bir takas olmuş olsa bile ben şuna bakarım: Benim 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişmez, hamdolsun ailelerine kavuştu diye düşünürüm’ açıklamasında bulundu.”

Ne var ki malum medya için değişen bir şey olmadı. Rehine krizi sanki hüsranla sonuçlanmış gibi tavır aldılar.

Hükümete tüm dünyadan tebrik mesajları gelirken, CIA Başkanı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı telefonla arayarak kutlamışken, akıl almaz şekilde devleti “beceriksizlikle” suçluyorlar. IŞİD’i iki yıl önce resmen terör örgütü listesine alan (Bkz 10 Ekim 2013 tarihli Resmî Gazete) ve örgütün mevzilerini ilk vuran ülke olan Türkiye’yi, 49 vatandaşını rehin alan bu yapıyla danışıklı dövüş içinde olmakla itham ediyorlar.

Hükümeti ceberut devlet reflekslerini terk ettiği için eleştirip “teröristlerle görüştüler” diye feveran ediyorlar. Peşin satıcı gibi söyleniyorlar:

“IŞİD’e ne vadettiniz, neler verdiniz?”

Ha pardon gazetecilik yapıyorlarmış

Elbette koca koca adamlara kadınlara, aralarında bebeklerin de olduğu 49 canın kurtarılmasına sevinmelerini önermek beyhude bir çaba. En temel insani refleksleri unutanlar, nasihatle mi “insan” olacaklar? Haliyle kendilerinden layıkıyla sevinemedikleri bu sonuca ulaşanları tebrik etmelerini de bekleyemeyiz. Ama hiç olmazsa adab-ı muaşeret gereği rol de mi yapamazlardı?

Bu eleştiriler karşısında zat-ı şahanelerinin savunmaları ise ağız birliği etmişlercesine aynı:

“Soru da mı sormayalım? Operasyonun arka planını öğrenmek halkın hakkı.”

İyi de kim size “soru sormayın, olayın perde arkasını aydınlatmayın” diyor? Eleştirilere muhatap olmanızın nedeni, bir diplomasi-istihbarat başarısının arka palanını değil de, sanki 49 rehinenin kaybedildiği bir operasyonun nasıl geliştiğini ortaya çıkartırmışçasına icra ettiğiniz gazeteciliğiniz.

Yiğidin hakkını verip, gazetecilik yapmak bu kadar mı zor? Örnek mi istiyorsunuz? Buyurun Yenişafak Temsilcisi Abdulkadir Selvi’nin yazdıklarına bakın. Allah aşkına bu kadar acarsınız da hanginiz olayın arka planını Selvi gibi somut kulis ve verilerle okurlarınıza duyurabildiniz? Hepiniz niyet okumalarla içinizdeki AKPfobiyi konuştururken, Selvi çıkıp takas mevzuuna kadar her konuda okurunu aydınlattı. Hatta rakam bile telaffuz etti.

Al sana gazetecilik!

Mevzu cansa takas teferruattır

Hadi her şeyden geçtik, “barış gazeteciliği” terimini dillerinde pelesenk olan PKK medyası da dahil olmak üzere, bir kişi de çıkıp  “vatandaşının canının ceberut devletin teamüllerine yeğlenmesi olumludur” diyemez miydi?

Ya da siyasetlere angaje olmayan, konuya uluslararası meşruiyet noktasında yaklaşan bir tane “diplomatik yazar” da mı yok aranızda?

1979’da Tahran büyükelçiliğinde 444 gün esir tutulan ABD’lileri, İran’ın malvarlıkları üzerindeki bloku kaldırarak aşan ve bu inisiyatifini seçim propagandasında kullanıp iktidarı alan Reagan’ın hikâyesini de mi duymadınız? Peki ya geçtiğimiz günlerde ellerindeki beyaz bayraklarla teröristlerle görüşüp rehine takası yapan ABD’li yetkililerin görüntülerini hatırlar mısınız?

Dünyanın her yerinde rehine krizlerinin “diyalogla” çözülmesi meşruyken, bu zorunlu tercih niçin bir tek Türkiye devleti için suç oluyor?

Ne olmasını bekliyordunuz? IŞİD’in 101 gündür rehin tuttuğu insanları bir sabah uyanıp serbest bırakmaya karar vermesini mi? Bu durumda da “muhabbete bak” manşetleriyle çıkmayacak mıydınız?

Bu kadarcık mantığı ve vicdanı olmayan insanlarla, hangi asgari insani ve demokratik müşterekte buluşacağız biz?

Haklısınız, Orhan Veli’nin dediği gibi “Uyuşamayız, yollarımız ayrı. Siz ciğercinin kedisi biz sokak kedisi…”

Ve bir sokak kedisi olarak hiç gocunmadan mırıldanıyoruz biz:

Halkının, çocuklarının canını kurtarmak için takas yapan da, teröristlerle görüşen de şereflidir!

TÜRKİYE

YAZIYA YORUM KAT