35. madde ve Savunma Bakanlığı

11.08.2011 00:35

Ali L. Karaosmanoğlu

Başarıyla sonuçlanan Yüksek Askerî Şûra'dan sonra sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesi ile ilgili gündeme İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi ve Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması geldi.

İlk bakışta hükümet ile anamuhalefet partisinin bu konularda benzer görüşleri paylaştıkları izlenimi doğdu. Bu mutabakatın sadece genel bir ilke uzlaşmasını yansıttığı ve önemli boşluklar taşıdığı da bir gerçek. Bu yazının amacı, söz konusu boşluklara değinmektir.

AKP sözcüleri, Başbakan Erdoğan, hatta Cumhurbaşkanı Gül değişik vesilelerle 35. maddenin çok muğlak olduğunu vurgulayıp değiştirileceğini belirttiler. CHP ise geçen yasama döneminde verdiği bir değişiklik teklifini yeni dönemde canlandıracağını ileri sürdü. Basına yansıyan teklife göre ilgili madde değişerek şu şekli alacakmış: "Silahlı Kuvvetler'in vazifesi, Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni parlamenter demokratik sistemin işlerliği çerçevesinde ve anayasaya bağlı olarak korumaktır."

CHP'nin teklifi, meselenin kilit noktasını kaçırıp askerin Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma amaçlı görev ve yetkisini "parlamenter demokratik sistemin işlerliği ve anayasaya bağlı olma" koşulları ile sınırlıyor. Oysa bu koşullar yeterli olmaktan uzaktır çünkü meselenin esası ile ilgili değildir. Meselenin özü, zamanı geldiğinde, söz konusu görevin ifasına ve yetkinin kullanılmasına kimin, yani hangi merciin karar vereceği ile ilgilidir.

Demokratik rejimlerde dahi askerî kuvvetler gerektiğinde kamu düzeninin korunması ve terörizmle mücadele amacıyla kullanılabilirler. Bu husus AB, NATO, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın belgelerinde ifade edilmektedir. TSK'nın da bu amaçlarla kullanılmasında demokrasiye aykırı bir taraf yoktur. Yeter ki, TSK'nın kullanılmasına sivil siyasi organlar karar versin. Mevcut anayasanın 119-122'nci maddelerindeki "olağanüstü hal" ve "sıkıyönetim" ile ilgili hükümler bu konuyu zaten düzenlemektedir. Sorun ise TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin aşırı geniş ve antidemokratik yorumundan kaynaklanmaktadır.

Bu maddenin demokratik ve anayasal yorumundan orduya siyasi rejimin işleyişine res'en müdahalede bulunmak ya da hükümet darbesi yapmak yetkisi veren bir anlam çıkarmak mümkün gözükmemektedir. Fakat 27 Mayıs hükümet darbesinden sonra bu darbeyi ve daha sonraki müdahaleleri meşrulaştırmak amacıyla söz konusu madde ters bir anlam çıkacak şekilde yorumlanmıştır. Demokratik rejimle bağdaşması imkânsız olan bu yorum, günümüze kadar devam etmiştir. Hatta siyasete müdahale edenler ve darbe yapanlar demokratik parlamenter sisteme karşı olduklarını hiçbir zaman söylememişler, tam aksine o sistemi işletmeyenin ve anayasayı ihlal edenin sivil hükümet olduğunu, kendilerinin ise durumu düzeltmek amacıyla müdahale ettiklerini iddia etmişlerdir.

Darbe ve "vesayete" cevaz veren bu yorumun engellenmesi için 35. maddenin ya ortadan kaldırılması ya da böyle bir yoruma kapıyı tamamen kapayacak şekilde değiştirilmesi gerekiyor. Buradaki temel sorun, karar merciinin açıkça tanımlanarak TSK'nın res'en karar verip eyleme geçmesinin önlenmesiyle ilgilidir. Bu itibarla, 35. maddenin kalması isteniyorsa, "TSK'nın Cumhuriyet'i koruma amacıyla eyleme geçmesi, Bakanlar Kurulu'nun kararı ve TBMM'nin onayına bağlıdır" şeklindeki bir ibarenin metne mutlaka girmesi gerekir.

Genelkurmay'ın Savunma Bakanlığı'na bağlanmasına gelince, burada çok boyutlu ve oldukça karmaşık bir sorun söz konusudur. Çünkü eğer "bağlanma" sözcüğü ancak "bağlanma"dan daha öte bir teşkilatlanmayı ifade ediyorsa hem demokratikleşme hem de etkililik ve verimlilik bakımından gerçek bir reform gerçekleşmiş olur. Aksi halde, sadece "bağlanma" protokolün dışında fazla bir anlam taşımayacaktır. Tüm demokratik ülkelerde genelkurmay başkanlığının savunma bakanlığına bağlı olması genel kabul gören bir uygulamadır. Türkiye'nin de üyesi olduğu NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi tarafından da benimsenen bir kuraldır. AB Komisyonu'nun raporlarında da daima vurgulanmaktadır. Fakat "bağlanma"dan ne anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturmak gerekir.

Buradaki kilit sözcük "bütünleştirme"dir. Genelkurmay'ın ve kuvvet komutanlıklarının yönetimi ve denetimi ilk aşamada askerî bir konu olmakla beraber, son tahlilde siyasi bir meseledir. Onun için Savunma Bakanlığı aracılığıyla hükümet tarafından yürütülmelidir. Savunma siyaseti ve stratejisiyle ilgili tercihler Genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarıyla bütünleşmiş Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanmalı ve nihai kararları seçimle iktidara gelen sivil hükümet vermelidir. Genelkurmay ve komutanlıklar tereddüde yer vermeyecek şekilde yürütmeyle bütünleşmeli ve yürütme de tereddüde yer vermeyecek şekilde tüm güvenlik ve savunma konularında Parlamento'ya karşı sorumlu ve hesap verebilir durumda olmalıdır.

Stratejik kararların, operasyonların, askerî teşkilatlanma ve tertiplerin ve iç ve dış tehdit algılama ve değerlendirmelerinin ulusal ve uluslararası siyasi ortamların dışında düşünülmesi ve siyasi hedeflerden soyutlanması mümkün değildir. Özellikle zamanımızda, siyasi ile askerî alanlar tarihin diğer dönemlerinde olduğundan daha çok iç içe girmiştir. Askerin her zamankinden daha çok siyasi yönlendirmeye, siyasetçinin ise her zamankinden daha çok askerin tavsiyelerine ihtiyacı vardır. Siyasi-askerî bakımdan en isabetli kararları alabilmek, etkili ve verimli stratejilere ulaşabilmek için demokratik sivil-asker ilişkisinin yanında, sıkı bir sivil-asker işbirliğine ihtiyaç vardır, hiç şüphesiz son sözü söylemenin sivil otoritenin yetkisinde kalması koşuluyla. Hükümete sunulacak askerî-siyasi tercihler, bütünleşmiş Savunma Bakanlığı'nın bünyesinde sivil uzmanlar ve askerlerin işbirliği ile oluşturulmalıdır. Savunma Bakanlığı, bu ihtiyaca göre yapılandırılmalıdır.

Türkiye'deki tartışmalar ve bugüne kadar yürürlüğe giren anayasalar ve ilgili mevzuat, bu sorunu göz ardı etmiştir. Fakat bu reformu gerçekleştirmek için gerekli kuralsal ve kurumsal altyapı gerçekleşse bile bunun kısa sürede tatminkâr şekilde işlemesi mümkün olmayabilir. Sistemin iyi işlemesi için Savunma Bakanlığı'nın iyi yetişmiş sivil güvenlik ve savunma kadrolarına ihtiyacı olacaktır. Soğuk Savaş'tan sonra bazı üniversitelerimizde ve düşünce kuruluşlarımızda güvenlik ve strateji çalışmalarına bir ölçüde ilgi artmıştır. Fakat bu gelişme henüz yeterli olmaktan uzaktır. Bu alanda, çeşitli teşviklerle sivil kapasitenin artırılmasını beklerken kuralsal ve kurumsal altyapının tesis edilmesine yönelik adımların atılmasına başlamak yerinde olacaktır. Anayasa ve ilgili mevzuat değişirken bu konunun dikkate alınmasında yarar vardır.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim