35. madde ve diğerleri..

09.08.2011 00:59

Abdullah Muradoğlu

"TSK İç Hizmet Kanunu'nun "35. Maddesi"nin darbeye yeşil ışık yaktığını yıllarca dinledik.

Süleyman Demirel herkesten daha fazla konuştu bu meselede ama Cumhurbaşkanı olduktan sonra unuttu.

Meşru bir hükümete karşı post-modern darbe salatasının hazırlanmasında payı bile vardır.

35. madde tek başına askere müdahale yetkisi vermez ama darbeciler için vazgeçilmez bir argümandır.

Adı darbeyle anıldığı için farklı algılamalara meydan vermeyecek biçimde değiştirilmesinde yarar var.

Sadece bir maddenin değiştirilmesiyle asker-sivil çevrelerdeki 'meşru darbe' algısını yok edemezsiniz..

İlkin bu bir eğitim meselesidir, askeri ve sivil ders kitaplarında demokratik rejim vurgusunun artırılmasını gerektirir.

Son 50 yıl içinde üç askeri darbe, bir post-modern darbe ve onlarca darbe girişimi yaşayan bir ülkede bu algının değişmesi kolay değil..

En okumuş sivil kesimlerde bile, akademisyenler ve yazarlar arasında bile bu algının nasıl kemikleştiğini birlikte izliyoruz.

Ülkenin nasıl bir değişimden geçtiğini ve geçmek zorunda olduğunu bile daha yeni anlamaya başladılar.

Sayıklamalar ve mırıldanmalar şeklinde okuyoruz itiraflarını.

Yıllar yılı "askeri vesayet rejimi"nin özde, "demokratik hukuk devleti"nin sözde olduğunu gizleyenler bunlar değil miydi?

Aydınların, gazetelerin ve iş adamlarının kirli işbirliği olmasaydı ülkemiz daha erken dönemlerde vesayet rejiminden çıkardık.

Vesayet rejiminden beslenen asalak çevreler bu imkanı milletimize tanımadılar.

Hem mevcut sorunlarımızın kaynağı, hem sivil iradeyi kısırlaştıran da bu vesayet rejimiydi..

Sorunları çözmek yerine daha da içinden çıkılamaz hale getiren bir zihniyetten bahsediyoruz.

Kırk yılın başında bir sivil hükümet devrim niteliğinde icraatlara imza atıyor, kangren hale getirilmiş sorunları çözmeye çalışıyor.

Askersel anayasanın sivilleştirilmesi sürecinde pek çok madde değiştirdik ama daha yapacak çok iş var.

Yasal mevzuat ambarımızda vesayet rejiminden kalan, demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan kanun, yönetmelik, kanun hükmünde kararname, tüzük ve talimatnamelerin elden geçirilerek yasal sistemimizden ayıklanması gerekiyor.

35. madde bu karmaşık yumağın bir ucudur.

Madem CHP de destek veriyor değişmesi veya kaldırılması için, o halde işe 35. Maddeden başlayabiliriz.

İktidar ve muhalefet işbirliği açısından güzel bir numune de olur bu.

Darbecilerle işbirliği yapan siviller dönemi mazide yaşanmış acı bir hatıra olarak kalsın artık.

Bu hikaye burada bitsin.

Çünkü bu hikayede çok fazla kötü karakter var.

Ve daha da kötüsü, bu hikayede "mutlu son" yok.

Afrika'da açlığı durdurmak..

Afrika'da kuraklık sonucunda gelen açlık ve susuzluk karşısında İslam İşbirliği Teşkilatı'na büyük bir görev düştüğünü dile getirmiştik.

Bu insanlık dramına el atmak en başta İslam dünyasının bir görevidir.

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın genel sekreterinin bir Türk olması ise Türkiye'ye daha fazla sorumluluk yüklüyor.

İslam dünyasında parlayan bir yıldız olarak görülen Türkiye'nin Afrika konusunda İslam İşbirliği Teşkilatı'nı, "Türk Kızılayı"nı ve diğer Müslüman ülkelerin Kızılaylarını bir araya toplayarak harekete geçirmesi hepimizi sevindirdi.

Bu sorunu, başka devletlere ve kuruluşlara gerek kalmadan İslam dünyasının çözmesi gerekiyor.

Şu an için çok parlak durumda sayılmasa bile insanlığı selamete kavuşturacak maddi ve manevi imkanlara bu dünyanın sahip olduğunu unutmamalıyız.

Afrika'da açlığı durdurabiliyorsa yeni bir medeniyet kurma gücüne sahip olduğu anlamına da gelecektir bu.

Somali, sadece doğal afet sonucunda bu noktaya gelmedi sevgili okurlar.

Büyük devletlerin bu bölgede oynadıkları oyunlar yüzünden sağlıklı bir yönetim kurulamadığı için lokal olarak çözülebilecek bir sorun bölgeselleşiyor ve uluslararası bir boyut kazanıyor.

Bu yüzden İslam İşbirliği Teşkilatı'na Somali'de düzeni sağlamak için de ayrıca bir sorumluluk düşüyor.

Türkiye ise bu süreçlerde de katalizör rolü oynayarak olumlu rol model konumunu sürdürmelidir.

İslam dünyasının doğru dürüst bir katalizöre çok ihtiyacı var çünkü.

Tarih Beşşar Esad'ı nasıl yazacak?

Beşşar Esad'ın güçlü bir "dur" sesi duymadan durmayacağını biliyorduk. Bu sesi duyana kadar devam edecek Esad.

Özgürlük isteyen Suriyelilerin üzerine "al sana özgürlük" diye tankları göndermeye devam edecek.

Muhalif seslere izin veren şehirleri birer birer işgal ediyor Esad'ın ordusu.

Tanklarla kuşattığı şehirlere ölüm yağdırmaya devam ediyor.

Esad aşiretinin işgali altındaki Suriye'de ölenlerin sayısı artık binlerle ifade ediliyor.

Aşirete boyun eğmeyen şehirleri yok etmekte babası gibi acımasız şekilde davranmaktan kaçınmayacağını gösterdi.

"Hatta babamdan daha iyisini yaparım" edasındadır.

Oysa babasının Hama'yı yakıp yıktığı dönemde dünyanın gözlerine "Soğuk Savaş"ın perdesi indirilmişti.

Kimsenin gözü Hama'yı görmüyor, kimsenin kulağı Hamalıların çığlıklarını duymuyordu.

Şimdiyse, bütün Suriye şehirlerinde ayağa kalkan insanların maruz bırakıldıkları katliamlar birkaç dakika içerisinde dünyaya ayan beyan oluyor.

Katliamları gözden kaçıramıyorlar, sadece gerekçelendirebiliyorlar..

Kırk yıl önce darbeyle işbaşına gelen bir aşiretin güle oynaya iktidardan gitmesini beklemek saflık olur.

Türkiye'nin akla ve sağduyuya çağıran sesine bile kulak vermemekte kararlı oldukları görülüyor.

Ankara, "Mübarek gibi olursun dikkat et" derken Beşşar "ben babam gibi olmak istiyorum" diyor.

Dışişleri Bakanımız Ahmet Davudoğlu Şam'a yapacağı ziyarette Türkiye'nin hassasiyetlerini bildirecek.

Ama daha Prof. Davudoğlu Şam'a gitmeden, Esad'ın danışmanı bayan Buthaina Şaban'ın "Türkiye sert bir mesaj verirse, kendisi de en sert mesajı alır" mealinde laflar ettiği yansıdı gazetelere.

Beşşar Esad'ın ablası(ve Askeri İstihbarat Başkanı Asaf Şevket'in karısı) Büşra Esad'ın yakın arkadaşlık kontenjanından "aile şirketi"ne dahil olan bayan Şaban'ın bu açıklaması manidar.

Her hafta yüzlerce insan yaşamını yitiriyor.

Esad rejimi artık dönülmez bir akşamın ufkuna girmiş bulunuyor.

Yine de küçük de olsa bir umut ışığı görmek istiyor gözler.

Olur a Beşşar Esad, Ankara'nın mesajlarını doğru okur da yanlıştan döner.

Sonuçta Beşşar Esad, tarihte nasıl anılmak istiyorsa öyle anılacaktır.

Bir katil olarak mı yoksa ülkesini demokrasiye kavuşturmuş bir adam olarak mı geçecek tarihe?

Bu kararı vermesine sadece birkaç saat kaldı.

Tarihin Beşşar'ı nasıl yazacağını hep birlikte göreceğiz.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim