1. YAZARLAR

  2. Mustafa Akyol

  3. 33 kurşunu unutalım mı?
Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

Yazarın Tüm Yazıları >

33 kurşunu unutalım mı?

A+A-

Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün Van’ın Özalp İlçesi’nin DTP’li Belediye Başkanı Murat Durmaz’a yaptığı çağrıyı okudunuz mu, bilmiyorum. Hem içeriği hem de yansıttığı zihniyet açısından kayda değerdi.

Meselenin çıkışı, 1943 yılındaki vahim bir olay. O yıl, Mustafa Muğlalı adlı bir general, 33 Kürt köylüsünü suçsuz yere kurşuna dizdirmiş, üç yıl sonra Demokrat Parti’nin baskısı sonucu başlayan yargılamada da ömür boyu hapse mahkum olmuştu. 2004 yılında, TSK, pek çok Kürt’ün hafızasında bir “ Kürt katili” olan bu adamın adını Van’ın Özalp ilçesindeki jandarma tabur komutanlığına verdi. Geçen Haziran ayında ise ilçenin yeni seçilen belediye başkanı, tam da bu taburun karşısına, öldürülen 33 köylüyü yâd eden bir anıt dikeceğini duyurdu. Ertuğrul Özkök de işte buna karşı çıktı. Başkana yazdığı “ açık mektup”ta onu bu “tehlikeli ve gereksiz şov”dan vazgeçmeye ve “geçmişi unutmaya” çağırdı.

Ben bu konuda Ertuğrul Özkök gibi düşünmüyorum, sebebine de az sonra geleceğim, ama önce şunu söyleyeyim: Eğer bu meselede “geçmişi unutmak” gerekiyorsa ve birileri bunun aksini yaparak “geçmişi kaşıyor” ise, bunu yapan başka herkesten önce TSK’dır. Eğer TSK Mustafa Muğlalı ismini hangi akla hizmet ettiği anla

şılmaz (ya da, daha kötüsü, belki anlaşılır!) bir şekilde Van’daki bir kışlaya vermiş olmasaydı, bugün muhtemelen ortada böyle bir tartışma olmayacaktı.

Böylesi bir “tahrik” karşısında Özalp belediye başkanının Muğlalı’nın kurbanları için anıt diktirmek istemesi ise son derede anlaşılır bir insani tepki. Ben DTP’ye hiç sempati duyan biri değilim, ama bu konuda DTP’li başkanı haklı buluyorum.

Gelelim bu “unutma” meselesine... Bu, Türkiye’de (Devlet Bahçeli’nin veciz ifadesiyle) kendini “memleketin sahipleri” olarak görenler tarafından “ötekilere” hep verilen bir nasihat. Aslında işe önce “inkar”la başlıyorlar. Devletin kimseye en ufak bir kötülük yapmadığını, aksi yöndeki şikayetlerin iç ve dış düşmanların iftirası olduğunu savunuyorlar ısrarla. Mesela dindar kesimin Tek Parti döneminde “ travma” yaşadığını duyduklarında, “nerden çıkarıyorsunuz bu yalanları” diye köpürüyorlar. “Unutma” tavsiyesi ancak ikinci aşamada, yani mızrak çuvala sığmayınca devreye giriyor.

Oysa devletin zulmüne maruz kalanlar ve onların varisleri olanları unutmak değil, bilakis anmak istiyor. “Memleketin sahipleri”nden bekledikleri de biraz empati. “Acınızı anlıyoruz, paylaşıyoruz, kendi payımıza özür diliyoruz” gibi bir şey duyabilmeyi, bu sayede geleceğe dair

ümitlenebilmeyi istiyorlar. Ama “memleketin sahipleri” o kadar kibirli ki, ağızlarından asla böyle içten sözler dökülmüyor. En fazla biraz kem-küm ediyor, “bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir, özel şartlarımızın doğal sonucudur” diye geçiştiriyorlar.

Mazlum tarafın geçmişe saplanıp kalması, oradan bir kin ve intikam dili üretmesi de elbette kabul edilemez bir şey. Ama bunu sağlamanın yolu “unutuverin kardeşim” diye zorlamak değil, aksine birlikte hatırlamak ve yaraları birlikte sarmak.

Mesela, bakın, ABD’de 1960’lara kadar resmen ırk ayrımcılığı vardı. Bu ortadan kalkınca da beyazlar siyahlara “unutuverin kardeşim” diye tutturmadı. Aksine, kölelik çağından bugüne dek siyahların yaşadığı tüm acılar kitaplara, fimlere, müzelere konu oldu. (“Kökler” dizisini hatırlayın.) Obama’yı başkan yapan sürecin ardında bu toplumsal yüzleşme ve öz eleştirinin önemli rolü var.  

Bugün de bize düşen o “33 kurşun”un kurbanlarını unutmak değil. Hele bu kurbanların yerine onların katilini yâd etmek hiç değil. Aksine, DTP’li başkan o anıtı dikmeli, Türkiye’nin generalleri ve “beyaz” kanaat önderleri de orayı ziyaret edip, bir çiçek koyup, “bir daha asla” demeliler. Görün o zaman, Kürt sorunu çözülüyor mu, çözülmüyor mu...

STAR

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum