1. YAZARLAR

  2. Mümtazer Türköne

  3. 31 Mart Vak'ası: Bir siyasî parti olarak ordu
Mümtazer Türköne

Mümtazer Türköne

Yazarın Tüm Yazıları >

31 Mart Vak'ası: Bir siyasî parti olarak ordu

A+A-

Bugün 31 Mart Vak'ası'nın yüzüncü yıldönümü. 13 Nisan 1909'da (Rumî 31 Mart 1325'te), İstanbul'u tam 13 gün esir alan bir ayaklanma patlak vermişti. Bu olay, yakın tarihimizin çok önemli kilit olaylarından biri oldu. Dün, "irtica" kelimesinin ilk defa 31 Mart'ta kullanıldığından ve bu kelimenin yüz yıl değişmeden örttüğü gerçeklerden bahsetmiştim. 31 Mart Vak'ası'nın merkezinde başından itibaren hastalıklı bir durum arz eden asker-siyaset ilişkisi vardır.

1908'de başlayan II. Meşrutiyet dönemi, çok partili parlamenter demokratik hayatımızın adeta kesif bir laboratuvarı gibidir. Bu laboratuvarda edindiğimiz tecrübeler ise çok pahalıya patlamıştır. Koskoca imparatorluk, II. Meşrutiyet'i takip eden olaylarda un ufak olup dağılmıştır. 31 Mart olayı ise, bu çözülmenin arkasındaki siyasî çalkantıların sebeplerini anlatmaktadır.

Tarih boşuna yaşanmış bir tecrübe değildir. Üzerinden bir asır geçen bu olayın içinde, Ergenekon'un tarihi de bulunmaktadır. Hikâye, askerin gırtlağına kadar siyasetin içine batması ve iktidar peşinde koşmasından ibarettir. Devlete ve millete ise, bu hırsın çok pahalıya patlayan bedelini ödemek kalmıştır. Bedel, kaybedilen Balkanlarda katliama tabi tutulan milyonlar ve tasfiye edilen koskoca bir imparatorluktur.

93 Harbi (1876-77 Osmanlı Rus Savaşı)'nin acı sonuçları üzerine Sultan Abdülhamid, orduyu modernleştirmek ve güçlendirmek için büyük çabalar harcadı. Yeni yetişen subay sınıfı içinde siyasetle yatıp siyasetle kalkan bir grup ortaya çıktı. Bu grubun, zaten mevcut olan İttihat ve Terakki Partisi'ne el atması ile, askerler bir siyasî partinin etrafında örgütlendiler. Daha sonra, II. Meşrutiyet'in diktatör sadrazamlarından olan Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın, 1908'in Nisan ayında subaylara yaptığı tebligat, durumu özetlemektedir: "Zabitlerin politika ile iştigal etmemelerini, mitinglere katılmamalarını, nutuk irad etmemelerini, tiyatro sahnelerine çıkmamalarını, makale yazmamalarını ve askerî silsileye (hiyerarşiye) riayet etmelerini..."

31 Mart Vak'ası üzerine İttihatçılar, işte bu Paşa'ya sığınmışlar ve onun komutasındaki Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girişiyle ayaklanma bastırılmıştır. Mahmut Şevket Paşa ise, "Ordunun hiçbir siyasî partiye bağlı olmayarak hareket ettiği ilan edildiği halde", buna uyulmadığını, uyulması gerektiğini yeniden belirtmiştir. İttihat ve Terakki liderlerinden Seyit Bey'in şu sözü, çözümsüz olan sorunu da göstermektedir: "İttihat ve Terakki Fırkası doğrudan doğruya ordudan doğmuştur. Ordu baştan başa İttihat ve Terakki Fırkası'dır."

31 Mart Vak'ası'nın asıl sebebi, ordu içindeki siyasî gruplaşmalardır. 1908 Meşrutiyeti ile birlikte iktidar formülü içinde askerin işgal ettiği yer tescil edilince, iktidar peşinde koşanlar doğrudan ordu içinde siyasî fırkalar şeklinde örgütlenmeye başlamıştır. Ayaklanma, İttihat Terakki'nin beceriksiz ve kontrolsüz ve kestirmeden şiddet araçları ile baskı kuran iktidarına karşı, yine ordu içinde başlayan bir muhalefetin eseridir. Muhalefet örgütsüz olduğu için başarıya ulaşamamış, bu arada halk desteği sağlamak için dinî motifler öne çıkınca "irtica" olarak adlandırılmıştır. Beşiktaş'ta bir Müslüman kadının, bir Rum gencine kaçması üzerine, galeyana gelen halkın Rum gencini linç etmesinin, 31 Mart ayaklanması içindeki ağırlığı, "irtica"nın mahiyeti hakkında da fikir vermektedir.

Ordu önce ikiye (İttihat ve Terakki-Hürriyet ve İhtilaf fırkaları), sonra daha küçük parçalara bölünmüştür. Sonuçta birbiriyle siyasî rekabete giren subayların başında bulunduğu ordu Balkan çetelerine mağlup düşmüştür.

31 Mart, Ergenekon'un atası olan örgütlenmelerin ilk operasyonlarından biridir. Bu tür örgütlerin bugün de başına geldiği gibi bu olay da kısa zamanda kontrolden çıkmış ve devlete büyük zarar vermiştir. Bu olay, partiye (daha doğrusu partilere) dönüşmüş ordunun ülkeye vereceği zararlar hakkında bir fikir vermektedir.

31 Mart'tan bir asır sonra, üzerinde mutabık olunacak hüküm şudur: Ordu, siyasetin uzağında durmalıdır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT