301 ve izafiyet

04.03.2008 10:11

Eser Karakaş

Einstein’ın izafiyet, görelilik kuramı Kuzey Irak operasyonu nedeniyle son yılların popüler deyimiyle bir geyik muhabbeti konusu haline gelmiş durumda.

Amerikan Savunma Bakanı’nın Ankara ziyareti sonrası yetkili bazı kişilerin ‘Irak’tan mutlaka çekileceğiz ama bir gün sonra mı, bir sene sonra mı bunu bilemeyiz’ benzeri ifadalerinden bile önce TSK’nın geri çekilmeye başlaması ve operasyonu sonlandırması zaman kavramının izafiyeti konusunda şakalara neden oldu.

Bu arada şunu da belirtmek şart; operasyonun daha fazla şehit vermeden, daha fazla yurttaşımızı kaybetmeden sonlandırılmış olması insan hayatını herşeyden önemli görenler için başlı başına bir sevinç kaynağı.

Son günlerde pankartlarda gördüğümüz ve Atatürk’e ait olduğu söylenen bir ifadeyi ‘Mevzubahis olan insansa, gerisi teferruattır’ biçiminde benimsemek daha çağdaş bir anlayış olsa gerek diye düşünüyorum.

* * *

Zamanın izafi oluşu konusunda, lise yıllarımızda bizleri çok etkileyen bir fransız felsefe hocamız ‘eliniz, sevgilinizin saçını okşarken ya da kızgın bir sobanın üzerindeyken bir dakikayı algılamanız çok farklıdır’ örneğini verir idi; toprağı bol olsun.

Son günlerde, aylarda izafiyet kavramının siyasete girişi bence Kuzey Irak operasyonundan ziyade 301 konusuyla gündemde.

Bilgisayarınızda Google’a ‘301 haftaya TBMM’ye inecek’ benzeri bir şey yazın karşınıza çok sayıda bilgi çıkıyor ve çok resmi ve yetkili kişilerin siyasi demeçlerinden oluşan bu ifadeler çok ama çok farklı tarihlere ait.

22 Temmuz seçimleri öncesinden başlayan, seçimler sonrası yoğunluğu daha da artan bu demeç trafiğinde kullanılagelen ifade hep ‘bir hafta içinde 301 tasarısının Genel Kurul’a ineceği’ biçiminde.

Ama, haftalar haftaları kovalıyor ve Genel Kurul’a inen bir tasarı ortada hala yok.

Benim de bu işten anladığım bir hafta meselesinin siyasal iktidar sözcüleri tarafından gerçekten çok ama çok izafi bir biçimde anlaşıldığı.

* * *
Başta MHP sözcüleri olmak üzere birilerinin 301 meselesini türklüğe hakarete izne indirgemesi hiç de anlamlı, mantıklı değil.

Türklüğe hakaret çok hukuksal bir konu zaten değil ve konunun yasa metninde ve gerekçesinde kullanımı da çağdaş bir yurttaşlık ve ulus tanımıyla hiç uyuşmuyor, bu detaya girmek istemiyorum.

301 konusunda haklarında dava açılan insanların da türklüğe hakaret gibi bir dertleri zaten yok, onlar birilerini rahatsız etmek pahasına eleştiri haklarını kullanıyorlar; bu yasayı yazanların ve şayet bu izafi bir hafta bir biçimde sonlanırsa yeniden yazacak olanların Anayasamızın 90. maddesi çerçevesinde bizi de bağlayan AİHM’nin ünlü ‘Handyside’ kararını mutlaka ve mutlaka okumuş olması şart.

Bu 7 Aralık 1976 tarihli kararın (AİHM) iyi bir çevirisinin yapılıp başta Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı’nın önlerine konması gerekiyor.

Bu karar hukuken Türkiye’yi, devletin erklerini bağlayıcı nitelikte ama bu hukuki konuyu ciddiye alan pek yok.

Handyside kararı yargıçlarımız tarafından içselleştirilmiş olsaydı (bu aslında bir hukuki zorunluk) Sayın Erdoğan da muhtemelen bir şiir nedeniyle hapse girmezdi, Yargıtay da Hrant’ın 301 kararını onaylayamazdı.

Bir kararın (AİHM) iyi anlaşılması ve içselleştirilmesi Türkiye’ye çağ atlatabilir ama önemli olan niyet.

Star

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim