3. Özgür Üniversiteli Buluşması Sona Erdi

24.04.2011 18:34
3. Özgür Üniversiteli Buluşması Sona Erdi
Özgür-Der Diyarbakır Şubesinin üçüncüsünü düzenlemiş olduğu ‘’Özgür Üniversiteli Buluşması -3’’ sona erdi

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Eğitim Komisyonunun geleneksel hale getirdiği ve bu üçüncüsünü organize ettiği "Özgür Üniversiteli Buluşması -3", 5 ve 6. gününde yapılan programlarla sona erdi.

İstanbul, Ankara, Adana, Konya, Eskişehir, Siirt, Bingöl, Erzurum, Kahramanmaraş, Sivas, Bolu, Kayseri gibi illerden gelen öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilen program, 5.gününde "Atölye Çalışması" ve 6. gününde ise genel olarak buluşma süresince gerçekleştirilen etkinlikler değerlendirildi.

"Atölye Çalışması"

Program 6. gününde "Atölye Çalışması" ile devam etti. Ufak çaplı çalıştay niteliğinde geçen atölye çalışmalarında, katılımcılar gruplara ayrılıp, "Şahitlik Perspektifi, Kürt Sorunu, Başörtüsü, Eğitim ve Üniversite" şeklinde belirlenen konularda 3 seans halinde geçen çalışmalarda bulundular. Günün akşam programında ise "Özgür Üniversiteli" dergisinin konu edildiği forum düzenlendi.

İlk seansı 10:00-12:00 arasında geçen çalışmada gruplar konuları hakkında aktif bir şekilde görüşlerini beyan ettiler. İkinci seansı 14:00-15:30 arasında geçen çalışmada gruplar sonuç bildirgelerini hazırladılar. Son seansı 16:00-18:00 arasında geçen çalışmada tüm grupların bir araya gelerek grup sözcülerinden tüm bildirgeleri dinlediler.

Bildirgeler özetle şunları içermekteydi:

Şahitlik Perspektifi

Ve işte böylece sizin doğru bir caddeye çıkarıp, ortada yürüyen(adil ve hayırlı) bir ümmet kıldık ki bütün insanlar üzerine adalet numunesi hak şahitleri olasınız; Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.(bakara 243)

Şahitlik kişiyi içinde yaşadığı toplumun sorunlarına karşı muhatap kıldığından toplumsal boyutu vardır ki bu da büyük önem arz etmektedir.

Toplumsal şahitlik şahitliğin bir parçasıdır. Toplumsal şahitlikte hem uygulanışı hem de sonuçları itibariyle toplumun, yaptığın şeye tanık olmasıdır:

Ø     Zulme karşı olmak

Ø     Mazlumların yanında durmak

Ø     Sosyal yardımlaşma/destek

Ø     Emri bil maruf nehyi anil münker sorumluluğu

Ø     İfsadı ifşa etmek toplumsal şahitliğin temel alanlarındandır.

Toplumsal şahitlikte asıl olan ilkesel olarak hareket etmektir. Toplumu ilgilendiren bütün alanlara yönelik içerden dışa doğru gücün nispetinde hareket etmeyi gerektirir. Gücümüz nispetinde ulaşabildiğimiz her yerde toplumsal şahitliğimizi yerine getirmek büyük bir sorumluluğumuzdur.

Siyasal Eylemlilik: Toplumsal şahitlik bağlamında ele aldığımız bu nokta da şahitliğin bir boyutunu ifade eder. Siyasi eylemlilik siyasi bir tavır alma olarak tanımlanabilir. Basın açıklaması, gündeme dair yazılar vs bu anlamda bir şahitliği ifade eder.

Sistem içi mücadelede kuşkusuz bir takım sıkıntılar vardır. Sahip olduğumuz bütün araçların, temel ilkelerimizin belirlediği mücadele perspektifiyle kullanılması gerekmektedir. Mücadelemizde belirlediğimiz ilkeleri korumamız gerekir. Bu ilkeler tamamıyla Allah'ın rızasına dayalıdır ve bunu ifade eder. Aksi takdirde Allah'ın yüceltilmeyerek yapılan bir mücadelenin Allah nezdinde herhangi bir kıymeti yoktur. Yaptığımız her çalışma mücadele verdiğimiz her alan Allah'ın rızasına uygun olmalıdır.

Kürt Sorunu

Bazı çevrelerce dile getirildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Kürt sorunu ekonomik bir geri kalmışlığa, etnik bir kimliğe veya bölücülük ve terör örgütüne dayanan bir sorun değil aslında bir sistem sorunudur. Sistemin uyguladığı inkâr ve imha politikaları sonucu günümüze kadar gelmiştir. Kemalist kadrolar tarafından, tepeden inmeci, tek tipçi bir anlayışla dayatılan inkâr ve uluslaştırma politikası sonucu ortaya çıkmıştır. Ulus-devlet paradigması gereği kendi ulusal kutsallarını oluşturmuşlardır. Bu kutsallara uymayan, boyun eğmeyen kesimler ise her türlü baskıya dayatmaya hatta şiddete maruz kalmışlardır. 1940 sonrasında ilk kez 1990 yıllarından sonra imha politikaları çok şiddetli şekilde baş göstermiştir. İmha politikaları sonucunda dört bin köy boşaltılmış, çok miktarda orman yakılmış, on binlerce insan öldürülmüş, binleri aşkın insan sürgün edilmiş ve bir o kadarı da şüpheli bir şekilde ortadan kaybolmuştur.

2002 yılında AKP'nin iktidara gelmesiyle Kürt Açılımı başlatılmış ve ilk kez Kürt halkı devlet tarafından resmi olarak olmasa da fiili olarak tanınmıştır. Bu sürecin kazanımlarını şu şekilde listeleyebiliriz: TRT 6 açıldı, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldı, Kürtçe kurslar açılmasına izin verildi, köy isimlerinin yeniden Kürtçe'ye çevrilmesi gündeme geldi, yargısız infaz, işkence gibi sorunlar ortadan kaldırıldı, OHAL kaldırıldı, karanlık odaklar (Jitem, Ergenekon) gibi yapılanmalar ortaya çıkarılarak tasfiye sürecine girildi, ifade özgürlüğünün sınırları genişletildi.

Müslümanların Kürt Sorunu ile ilgilenmedikleri, sahip çıkmadıkları yönündeki kabuller gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren İslam'ı ve Müslümanları birinci dereceden düşman ilan etmiş, bastırmış ve sindirmeye çalışmıştır. Böylelikle kendi ulus-devlet şablonuna uygun muhafazakâr milliyetçi kimliklere sahip Müslümanların oluşmasına zemin hazırlamıştır. 1970'lerin ortalarından itibaren Türkiye Müslümanları tevhidi uyanış süreciyle Kürt Sorunu'nu gündeme almışlardır. Türkiye'de tevhidi uyanış öbekleri bu konuda birçok çalışma yapmış. Bunlardan bazıları Mazlum-Der'in 1992 yılında yaptığı Kürt Forumu ve Özgür-Der'in 2006'da ve 2010'da yaptığı Kürt Sorunu Forumlarıdır. Müslümanların Kürt Sorununun nihai çözümü ancak İslami adaletin tesis edilmesiyle gerçek anlamda çözülür. Biz Müslümanlar olarak her konuda olduğu gibi bu konu için de Kuranî bir söylem dile getirmek durumundayız. Bu perspektif ile çözümler üretmek zorundayız. Elbette dile getirilen liberal söylemler de sorunun çözümüne katkı sağlamıştır. Fakat kökten bir çözüm dile getirilememiştir ve halen bu sorun tartışılmaktadır.

İslam'ın bize sunduğu Mü'minlerin kardeş olduğu ve Allah için hakkı adaletle ayakta tutan şahitler olma bilincini kuşandığımızda sorun nihai bir çözüme kavuşmuş olacaktır. Ancak bu sistem içerisinde de bazı görece iyileştirmelerle bu sorunun çözümüne katkı sağlanabilir.

Bunlar ise başlıca:

Ø     Anadilde eğitim hakkı

Ø     Özerklik talepleri

Ø     Yasalar içerisindeki ırkçı maddelerin kaldırılması

Ø     Ademi merkeziyetçiliğin oluşturulması

Ø     Mazlumlara tazminat haklarının ödenmesi

Ø     Kayıpların yerlerinin bulunması

Ø     Andımız ve Milli Güvenlik Dersleri'nin kaldırılması

Ø     Dağlardaki faşist sloganların silinmesi

Ø     Koruculuğun kaldırılması

Ø     Said-i Nursi ve Şeyh Said'in mezarlarının tespit edilmesi

Başörtüsü

Sened-i İttifak'tan bu yana batılılaşma süreci beraberinde toplumu dönüştürme gayretini getirdi. Cumhuriyet kurulduktan sonra yeni ulus oluşturma sürecinde de bu gayret görüldü. Sistem rejim değişikliğini gerçekleştirdiğinde şeriat korkusunu yaymasının sebebi geriye dönüşün yolunu kapamaktır. Bu sistemin kendi iç refleksidir. Toplumun kaynaklarının İslam olması, sistemin giriştiği bu mücadelede İslam'ı hedef seçmesinin nedenidir. Toplum aynı eğitim sisteminde tek tipleştirilerek Türk olma mücadelesine başlandı. Bu, ulus oluşturma sürecidir. Etnik bir yapı oluşturma sürecidir.

Batı merkezli toplum oluşturma yolunda eğitim, yasaklama, şiddet yoluyla İslami değerlerle mücadeleye başlandı. İslami kaynakları olan bu toplum en temel yapı aileye, onun üzerinden de anneye saldırı başlamıştır.

Rabbimizin bize sunduğu tek kimlik İslami kimliktir. Bu da ayrıştırıcı değil birleştirici kimliktir. Bu durum bize sistemle toptan mücadele zorunluluğu getirmektedir. Bu sorunu böyle tanımlamamız ve sistemin bu şekilde mücadele ediyor olması sorunun tek muhataplarını İslami kesim kılıyor. Bu ne demokratların, ne özgürlükçülerin, ne hümanistlerin ne de feministlerin doldurabileceği bir alandır. İslami kesimde sahih bir İslami şahsiyet oluşturma sıkıntıları yaşayınca sistemde bu sorunu yozlaştırıp manipüle etme olanağına kavuşmaktadır.

Ø     Bu topraklarda, başörtüsü, "üretilen" bir sorundur.

Ø    Müslümanların bu mesele hakkındaki "vahyi" algısına saldırılmaktadır. Liberal ve demokratların bu meseleye "insani" yaklaşımı, Müslümanların kafalarını bulanıklaştırıp yanlış yönlere sevk etmektedir.

Ø     Bu mesele dolayısıyla bedel ödeyenlerin kazanımlarıyla gasp edilen haklarımızın sınırlarını genişletebilmiş durumundayız

Ø     Bu mesele söz konusu edilerek zulme uğrayıp mustazaf bırakılmış olanlar, İslami camialar için velayet hukuku açısından imtihan konusudur lakin İslami camialar bu imtihanda iyi bir görüntü çizememişlerdir.

Ø     Toptancı bir özgürlük anlayışımız yoktur. Allah'ın emri bize neyi gerektiriyorsa onu yapmamız gerekmektedir.

Ø     Geleneksel anlayıştan ötürü toplumun başörtüsü perspektifi çok zayıftır. Bunu güçlendirmemiz gerekmektedir.

Ø     Başörtüsünün muhatapları asıl muhataplarını tanımamaktadır. Başörtüsüzlerle veya diğer herhangi gruplarla problemimiz yoktur. Resmi ideoloji ile mücadele içinde olmamız gerekmektedir.

Ø     Müslümanlar olarak, bu konuda zulme uğramış olanlar hakkında velayet görevimizi hakkıyla yerine getirmekle mükellefiz. Birlikte bir mücadele hattı oluşturmalıyız.

Ø    Mücadele perspektifimiz, Kur'an'dan yorumladıklarımızla var olmaktadır. Olur da bu yorumlarımıza yeni bilgiler eklememiz hususunu unutmayıp bildiklerimizde yanılıyor olabileceğimizi unutmayıp, Müslümanlara karşı fitne vesilesi oluşturmaktan kaçınmalıyız.

Eğitim ve Üniversite

Modern, bencil, laik ve uysal bireyler yetiştirmek için kurgulanan bir eğitime karşı Müslümanların kendi alternatif eğitim faaliyetlerini oluşturması gerekir. Sistemlerin, devletlerin aklımızı dizayn etmesine karşı kaynağını ilahi vahiyden alan ve Allah rızasını gözeten bir eğitim modeli Müslümanların hedefi olması gerekiyor. Anaokulundan üniversiteye kadar çocuklarımızı değiştirip dönüştüren devletin resmi ideolojisi doğrultusunda (ulusalcı, laik, seküler) modern okul mantığını da kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bağlamda Müslümanların islami kaygıları gözetilerek kendi bağımsız eğitim kurumlarını oluşturma talebini güçlü bir şekilde ifade etmeleri gerekir. Kendi çocuklarımızı sömürülmeye müsait, kendimize yabancı objeler haline gelmesine seyirci kalamayız. Kendi dininde, kendi dilinde kendini ifade edebilen özgür Müslüman bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi ve okul kültürünü oluşturmamız gerekmektedir.

İslami mücadelenin üniversite ayağını önemsiyoruz:

1.   Daha özgür, daha kolay tercih yapma döneminde kendisini islama nispet eden bireylerin aidiyet duygularının gelişmesine imkan sunar. Hareketli bir mücadele ortamı bireyin hem bilgi hem amel boyutuyla gelişmesini sağlar. Bu yönü ile üniversitedeki İslami mücadele birinci elden bireye katkı sunar.

2.  Üniversitesi olan bir İslami mücadele özellikle entelektüel boyutuyla uzun bir sürece taşınabilir. İslami mücadeleye de ayrıca hareket boyutuyla ciddi bir dinamizm katar.

Bugün gelinen noktada üniversiteler ifsad edilmiş, gençlerde yozlaştırılmıştır. Bu noktada sorumluluklarımız çoktur. Kendi islami kimliğiyle barışık, dava bilinci ile kuşanmış, iman amel bütünlüğünü sağlamış, tevhidi bilince sahip, gündemi okuyabilen, dili İslami olan bir gençliğin üniversitelere ve İslami mücadeleye katacağı çok şey olacaktır.

Özgür Üniversiteli Buluşması Son Gününde

Buluşmanın 6. ve son gününde 10:00 da yapılan kahvaltının ardından 12'ye kadar program değerlendirmesinde bulunuldu. Programın daha iyiye gitmesi için öneriler alındı, aksaklıklar hakkında eleştiriler değerlendirildi. Değerlendirmenin ardından Diyarbakır gezisinde katılımcılara Diyarbakır'ın çeşitli mekânları gezdirildi.

Haber: Abdulkadir Şanlı

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim