28 Şubat Haberlerini Okurken

22.03.2010 19:00

Yalçın İçyer

28 Şubat haberlerini okurken muhterem hocamız Necmeddin Erbakan’a mektup yazmak ihtiyacını duydum.

“Ey iman edenler! Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla! Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin.” (Tahrim Suresi: 7)

Tarih 27.şubat 1997 gece tam metinli olmasa da şöyle dua ediyorum. Allahım ne olurdu Erbakan yarın tüm basını toplasa ve ilan etseydi. Kendinin zorlandığı imzayı atmasaydı. Ve müslümanlara ilan etseydi.

”Ey müslümanlar! Ben yıllardır bu yollarla dine hizmet etmek istedim ama yanılmışım. Bizi oyuna getirdiler. Bizde demokratik yollarla bu dine hizmet edeceğimizi iyi niyetle inandık. Meğer yanılmışız. Dini gizlemiş ve onları ipinde oynamışız. Oysa ki, Allah şöyle buyuruyor. 'Rabbimiz Allahtır' deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: “Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur' diyerek inerler.” (Fussilet 30-31) Dini Allah’ın bizden istediği gibi anlayıp yaşayıp insanlara götürmeliydim. Adeta Resulullah’ın(ass) yaptığı gibi. Ama yapamadım veya yapmadık. Bu acı bir tecrübe ve acı bir gerçektir. Ben tövbe ediyor ve yaptıklarımı düzelterek ilan ediyorum. Ve Ey paşalar sizin yaptığınız kararları imzalamıyor ve istifamı sunuyorum.”

O gece bunları samimi samimi düşündüm ve dua ettiğimi hatırlıyorum. Ama ne acı ki bu hayalim gerçekleşmedi. Ne kadar isterdim geçekleşmesini.

Şimdide oturmuş mektup yazıyorum. Muhterem hocamız Prof. Necmeddin Erbakan’a. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok. Her şeye rağmen yazmamın gerektiğine inanıyorum. Sadece bir kul olarak. Sadece yıllardır tanıdığım bir insanın hayatının sonunda yapması gerekeni hatırlatmak için. Belki mektubum o yüksek dağlara(!) ulaşmaz ama birçok insana ulaşır ve bu yanlışlardan dönmelerine vesile olur, diye düşünüyorum. Mektup yazmak benim hem kendimle ve hem de insanlarla dertleşme ve anlaşma da özel bir yöntemimdir. Bu mektubum, özel ve meşhur olan dostlarıma yazdığım dördüncü mektup olacak. İlk bu anlamda ilk mektubumu muhterem Fethullah hocama yazmıştım. Zaman Gazetesinde yayınlanan bir röportajı ve o zamanlar TV’lerde yaptığı karşılıklı konuşmalarında ki tutumu dolaysıyla yazmıştım. Ben onu farklı tanıyordum. Yazılanları ve bizzat kendisinde işittiklerim karşısında oturdum ve onunla konuştum. Dört noktayı hatırlıyorum. Doğudaki olayları değerlendirirken “Askerden yana tavrı ve hiç kimse ayırt etmeden, gidin evlerini başlarına yıkın, dişlerini kırın” sözü. 28 Şubatçı paşalar için “isabet etseler iki, etmedi iseler bir sevap aldılar” sözüyle Allah Resulundan gelen rivayeti bugün ergenekon diye tanımladıkları ve o gün halende milletin gözbebeği ve peygamber ocağı dediği orduyla ilgili tesbiti, başörtü zulmüyle ilgili tavrı ve daha önceleri körfez savaşında ki tavrı. Mektubuma kardeşim cevap vermiş hocanın adına. Bana kürtçülük yapmışsın demişti özellikle kürt meselesinde ki izahlarımda. Ama şimdi aynı şeyleri onlar fiili yapıyor.

İkinci mektubumu Rahmetli Cemaleddin Kaplan ve Ahmed hocalarıma yazmıştım. Beşyüzden fazla camisi olan ve o zaman emirel-Muminin daha sonraları halifetul müslimin de olan Cemaleddin hocamız(arh). Kendimize dönelim, Avrupa’da ki neslimize sahip çıkalım. Yanlışlıklardan dolayı kendimizi sorgulayalım. Kim dinler Essen şehrinde bir camide mollalık yapan Yalçın İçyer’in mektubunu.

Üçüncü mektubumu, o zaman -şu ayrılmış durumda- iktibas çalışması yayın yönetmeni ve fikir kulübü adına Süleyman Arslantaş ağabeyime yollamıştım. İslami mücadelede sadece kuru fikir yeterli değil. Halkın sorunları, ruhta derinlik ve güzel ahlakta İslami mücadelenin bir parçasıdır. Diye uzun bir mektup yazmıştım. Ne yazık ki sonradan Memduh ağabeyime sorduğumda Yalçıncığım mektubundan hiç haberimiz olmadı. Tabii birileri yazar çizer ve hareket mensubu iken ben ne oluyorum da onları tenkit ediyorum ve onlara tavsiyelerde bulunuyorum.

Dördüncü mektubum en dramatik mektubum oldu. İsmini vermeyeceğim. Çok sevdiğim iki kişiye yazmıştım. Fotokopi yapmadığım için o mektubum yoktur maalesef. Çünkü okunduktan sonra yırtılıp çöpe atılmış.

Şimdi beşinci mektubumu yazacağım.

28 Şubat açıklaması ve Demirel’in ona alaycı cevap vermesi beni çok üzdü. Aklıma ahireti getirdi. O zavallı kızlarımızın ve gençlerimizin ahı geldi. Neler çektiler neler? İlahiyattan sınıf arkadaşım vardı. Arif Çelenk binbaşı iken atılıyor askeriyeden. Aslında çok sessiz ve mazlum bir arkadaştı. Din öğretmeni olarak ilahiyatta iken Harbiye’ye öğrenci olarak girdi ve harp okullarında öğretmen oldu. Onların tabiriyle, ülkesine, vatanına ve de dinine bağlı halim selim bir arkadaşımızdı. Ama ne garipse onu bile attılar. İnşaallah mükafat olur. Atılış kararını alınca şaşırıyor ve şöyle diyor. “Sayın hocamızın imzasıyla görevden atılacağımı hiç düşünmezdim”. Ne sıkıntılar çekti bu insanlar. Tüm bunları hesabı, suçu Çiller’e veya Demirel’e yüklemekle verilebilecek mi? Muhterem hocam! İnşaallah şu ayetin kapsamına girmeden hayatı dünyayı değiştirirsiniz. ‘(Kötülere) uyanlar şöyle derler: “Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.” (Bakara: 167)

Onu takip ederken nice Kur’ani ayetler gözümün önünden gelip geçti. Bu ayetlerin direk muhattabı demek gelmiyor doğrusu içimden. Çünkü aslı hedefinin kendince dine hizmet olduğunu kesin bilgilerle biliyorum. Her ne kadar onun birileri tarafından Avrupa’dan getirilip parti kurdurduğunu veya en azından zülüm rejimlerinin havuç ve sopa siyasetinin oyununa geldiğini bildiğim halde. Yine adil davranmak ve Rabbimizin ehli Kitaba dair yöntemini kendim için yöntem alarak küfür ve şirk mühürlemesini yapmaktan sakınacağım. Zaten öyle olsaydı, böyle bir mektup yazma ihtiyacını duymazdım. Cemaleddin Hocamızın bu anlamda ki kararına da katılmamıştım. Yani partili herkesi ve lideri müşrik ilan etmesi düşüncesine. Tabii bu yapılanların kesinlikle meşru olduğu anlamına gelmemeli ve uzlaşmacı ve tavizci ve de maslahatçı yöntemlerin İslami olduğu şeklinde anlaşılmamalı.

BİR KARDEŞ NASİHATİ

Rabbimiz ne güzel tarif etmiş kendi kullarını. Tekrar hatırlatayım yukarda ki ayeti ve devamını. “Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vaad olunan cennetle sevinin." (Fussilet: 30) Ayetten bir kaç ayet sonra Rabbimiz bize yolun pratiğini de hatırlatıyor.”Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet :33)

Erzurumlu alim ne güzel söylemiş, ‘Yırttık dinimizden yamadıkça dünyamızı. Sonunda dinde gitti, dünyada gitti elimizden.’ Türkiyeli müslümanlar bu tecrübelerden ders almalılar. Ve dinin kendi kuralları içinde toplumsallaşmasının kulluk hedefiyle hareket etmeliler. Yoksa tecrübelerin bir anlamı kalmayacaktır.

Sayın hocamızın ömrünün son yıllarında yapması gereken bir şey var kanaatimce. İtiraf ve tövbe. Beyan ve tövbe. Yoksa Demirel’i veya Çiller’i suçlu göstermesi onu kurtarmayacaktır. Bu konuda öyle ağır ayetler var ki yanlış anlaşılır diye yazmaktan bile korkuyorum. Parti kurma çalışmalarının cevazı o zaman kaç sayı yayınlandı bilmiyorum ama iki sayısı bana ulaşan ‘Tek yol’ dergisinde yayınlandı. Halen duruyor arşivimde. Adını söyleme gereğini duymadığım bir çok efendi ve yazar var. Ki bunların çoğu sonra yaptıklarına pişman oldular. Mesela Allah Rahmet etsin Esad Coşan hocamızın iki kasetini dinlemiştim. Ne itiraflar var orada. Ahirette herkes yaptığıyla sorgulanacak. ‘وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَاVe dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.” (Ahzab: 67)

Allah Resulu’nun (as) en çok uyarı aldığı nokta Allah’ın belirlediği sırat-ı müstakime başkalarını heva ve heveslerini karıştırıp onlara uyma alanında olmuştur. Şah damarını keseriz, başka yardımcı bulamazsın, gelen ilimden sonra onların hevasına uyarsan seni saptırırlar ve daha niceleri.

Yine Allah (cc) dinini gizleyen, tahrif eden ve dünya karşılığı maslahata satan ehli kitabın ulemasını bize örnek vermekle onları bize hikaye olsun diye anlatmamış. Bunları sadece tövbe etmeleri yetmiyor. Yaptıklarını beyan ve itiraf etmeleri de isteniyor.‘ إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ:Ancak tevbe edip kendilerini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. Ben, onları bağışlarım. Ben, çok çok tevbe kabul ederim ve çok bağışlarım.‘ (Bakara: 160) Görüyorsunuz tövbe yetmiyor. Ayrıca yapılan gizlemenin, hakkı batılla karıştırmanın, tahrifin ve ucuza karşılık vermenin insanlara açıklanması gerekiyor. O halde sayın hocamıza bu ricamı iletin bir basın toplantısı yapsın ve ilan etsin. Şu anki partilileri de uyarsın ve kapatsınlar partiyi. Bu yol yanlıştır. Biz denedik ama yanıldık. Niyetimiz iyi idi. Ama amelle niyet paralel olmadı mı yanlış olur. Sizler bizim hatamıza düşmeyin. Hesap çok zordur hocam. O kızlarımız ne çektiler biliyor musunuz? Ha zalim sistem zulmünü yapmayacak mıydı? Şüphesiz yapacaktı. Ama hiç olmassa biz müslümanları kullanarak değil. Tüm oy verenleri tövbeye davet ediyorum. Hasan Mezarcı kendisini İsa ilan etti. Hepimiz kızdık. Deli dedik, hasta dedik, akıldan zoru var dedik. Yaptıkları yanlıştı ve söyledikleri batıldı. Ama eminim sayın hocam o bile senin aleyhinde şahitlik yapsa işin zor olacak. Ha onu kurtarır mı o ayrı bir olay. Ama onun o hale düşmesini temel sebebi yine sizlerin bu aldatmacaya onları da inandırmanızın payıda var ve hesap soracaklar. Şu an AKP sizin yaptığınızın aynısını yapıyor. Gerçi onlar açık davrandılar. Biz dinci bir parti değiliz. Ve bizim işimiz dinle ilişkisi yok. Dediler. Asıl olanda budur. Ama gelgelelim halk bunu bilmiyor. Halk kanıyor ve kandırılıyor. Onlara söylemediğiniz ve oğlunuzun onlara yapmadığı hakaret kalmadı. Onun için yazımı başına o ayeti aldım. Ve sizleri ve de tüm demokratik yollarla ve maslahatçı yöntemlerle hizmet ettiğini zan edenlerin tövbe etmesini ve nasuh bir şekilde istedim. Doğru olalım. Herkes doğru olsun. Ey demokratlar, laikler, sosyalistler, koministler ve diğer ideoloji mensupları bilin ki bir müslüman demokrat, laik, kemalist, nasırcı, kralcı, Kaddafici olamaz. Sizlerde kendi inancınızda ve sisteminizde sadık olun. Bizler sizlere söz veriyoruz. Sizin dininize zorla müdahale etmeyeceğiz. Sizi zorla döndürmeyeceğiz. Yani sizin dininize saygı göstereceğiz. Sizde doğru olun. Ne iseniz onu halka anlatın. Bu halkı kandırmayın. Aynı sözü müslüman olduğunu söyleyenlerde söylüyorum, kendimde dahil. Gelin doğru olalım. Birbirimizi kandırmayalım. Diyalogta bulunmak, ilişkileri devam ettirmek güzel bir şey. Ama karşılıklı açık ve net olalım. A. Nesin bu konuda gösterilecek örnektir. Ben inanmıyorum diyordu. Cenaze namazımı kılmayın diyordu. Müslümanların mezarlığına gömmeyin diyordu. Ne olurdu Türkiye’de herkes bu itirafı yapsaydı. Ve safflar açık açık belli olsaydı. Ne yazık ki hakk ile batıl karıştırılmış. Ehl-i kitaba yapılan şu hitap bugün aynen gerçekleşmiş. ‚وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَHakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin!‘ (Bakara: 42) Kur’an’ın son ilahi kitap olmasının tek sebebi de budur. Ondan sonraki insanlığın halini tüm açıklığı ile açıklıyor ve insanı uyarıyor. Ne olur anlasaydık. Ne olur akl etseydik. Ne olur halkımız bu gerçeği artık görseydi ve kandırılmasaydı. Hocalarımız, cemaat liderlerimiz ve cami imamlarımız bu hakikati her şeye rağmen açıklasaydılar. Ve birbirimizi kandırmasaydık. Allah Resulu’nuda bu tür teklifler geldi. Ama Allah O’nu uyardı ve dosdoğru olmasını istedi. Sözümü o güzel uyarıyla bitirirken Rabbimin hem bana ve sizlere doğru olmayı nasip etmesini diliyorum. Bu mektubumun sadece kulluk görevimin içinde algılanmasını diliyorum. Yazdıklarımın çoğu basında yayınlandığı için birilerini sırrını ifşa etmediğim kanaatindeyim. İnşaallah doğru anlaşılır. Dostça anlaşılır. Selam sözü işiten ve doğruya tabii olanların üstüne olsun. Allah’a emanet olun.

Kardeşiniz

Yalçın İçyer

Essen/Almanya

  • Yorumlar 9
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim