1. YAZARLAR

  2. Şenol Kaluç

  3. 28 Şubat, Ergenekon, Aleviler ve Sünniler
Şenol Kaluç

Şenol Kaluç

Yazarın Tüm Yazıları >

28 Şubat, Ergenekon, Aleviler ve Sünniler

A+A-

Bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat sürecinin Türkiye'yi bambaşka noktalara götürdüğü bir gerçek. AKP iktidarının önünü açarken, Milli Görüş Hareketi içinden daha fazla demokrasi vurgusu yapan reformist bir kanadın çıkmasını sağladı.

Bugünlerde bir başka önemli süreçten daha geçiyoruz: "Ergenekon Süreci". 28 Şubat sürecinin taraflarca yeniden tahlili gerekli çünkü 28 Şubat süreci ile keskinleşen kamplaşma maalesef siyasi hayatımızı olumsuz etkiliyor ve her kesimin ortak noktada buluşması gereken Ergenekon sürecine sekte vuruyor.

28 Şubat'ı anlamaya çalışırken çoğunlukla -açıkça söylemesek de- işin kolayına kaçarak, süreci üretenlerin fikriyatını bir yana bırakarak olayı laik-anti laik perspektifinde mezhepçilik basitliğine indirgeyerek çözümlüyoruz. Özellikle muhafazakâr çevrelerde 28 Şubat'ın bir Alevi hizbi tarafından gerçekleştirildiği ve desteklendiği konusunda ciddi şüpheler var. Ve bu düşüncenin derin bir yansıması olarak Ergenekon sürecinde Aleviler sürekli göz önüne alınıyor.

Peki, 28 Şubat sürecinde Aleviler sanıldığı kadar önemli bir rol oynadı mı? Alevilerin -çoğunluğunun-28 Şubat sürecinde etkin rol oynamasa bile sürece destek verdikleri yadsınamaz ancak bu süreci Alevilerin başlattığı ve sürdürdüğü iddiası doğru değil. Çünkü Türkiye'de Aleviler hiçbir dönem aktif siyasetin ana aktörü olamadı. Güçlü göründükleri CHP'de bile Aleviler hiçbir zaman Alevilikleri ile kabul edilmedi ve hâlâ da kabul edilmemektedir. Kılıçdaroğlu faktörü bile CHP içerisindeki Alevi karşıtlığını yenememiştir. Aleviler en güçlü olmaları gereken yerde bile etkin rol oynayamazken 28 Şubat sürecindeki rollerini abartmak hakkaniyetli bir durum değildir.

28 Şubat sürecinde Aleviler susarak ya da -kendilerine karşı provokasyonlarda etkin rol oynandığını düşündükleri için- "Oh olsun!" diyerek sürecin günahlarına ortak oldular. Ancak Alevilerin bu suça ortak olmalarının diğer kesimlerden fazla olduğunu düşünmek doğru değil. Aleviler bu süreçte korkuları depreştirilerek post-modern darbeye meşruluk kazandırmak ve toplumsal bir destek sağlamak için kullanıldılar.

Bu süreci anlamak için o dönemin havasını tekrar hatırlamakta fayda vardır. 80'lerde başlayan değişim rüzgârlarına paralel olarak, Aleviler Türkiye'de yükselen İslam'a karşı bir denge unsuru olarak görüldü. Alevilik bu dönemde yeniden tanımlanırken, kendisine de yeni roller biçildi. Alevilik çağdaşlık ve laiklikle özdeşleştirilerek sözde irticaya ve gericiliğe karşı bir güç olarak tasarlandı. Bu şekilde oluşturulmaya çalışılan laik cephede kullanılmaya hazır Alevi'siyle, Sünni'siyle ideolojik eğitimden geçmiş büyük bir kitle vardı. Eğitim düzeyi yüksek ve siyasete bulaşmış Alevilerin çoğunun din ile ilişkileri sorunluydu ve bu kamplaşmada yer almakta bir mahzur görmediler. Çünkü siyasileşen Alevilik Kemalist-Marksist temelli ideolojik bir duruşa sahipti ve Aleviliği bir inanç olarak algılamıyordu. Aleviliğe olan ilgi daha çok siyasette var olmanın etkin bir aracı olarak görüldüğü için vardı. Alevilik sınıfsal mücadele içerisinde solun ve Kemalizm'in doğal müttefiki olarak görülüyordu. Bugün de muhafazakâr bir Aleviliğin gelişmesinden hoşnut değiller ve bu yöndeki adımlar şiddetle eleştirilerek asimilasyon vb. suçlamalarla engellenmeye çalışılıyor.

Alevilerin iki büyük kampa ayrıldığını varsayabiliriz. Bir tarafta dinden ve tarihsel kökenlerinden tamamen kopmuş ve özellikle İslam'la özdeşleştirilmekten şiddetle kaçınan, kendisini modern ideolojilerle tanımlayan ve öyle kabul eden kesim; diğer tarafta ise her şeye rağmen kendisini İslam'ın parçası sayan ve geleneksel Aleviliğe yakın duran ancak siyasal olarak Kemalizm'in derin etkisini taşıyan diğer kesim.

Alevilerin katı laik uygulamaları ve Kemalizm'i bu denli içselleştirmelerinin ana nedeni 27 Mayıs'tan beri kendilerine ancak sol'da ve CHP'de yer bulabilmeleridir. Bu durumdan sağ-muhafazakâr partilerin de büyük vebali olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Alevilerin siyasal tercihlerinden rahatsızlık duyanların öncelikle bu tercihin kemikleşmesinde ne hata yaptıklarını düşünmeleri ve ona göre tedbir almaları gerekiyor.

ALEVİLER GÜNAH KEÇİSİ OLMUŞTU

Alevilerin sağ-muhafazakâr siyasetten o ya da bu sebeple uzaklaştırılmaları ve sol-CHP zihniyeti içinde evrilmeleri bir taraftan Alevileri kendine ve değerlerine yabancılaştırırken sosyolojik olarak başka bir sınıfın parçası haline getirmiştir. Bugün için pek çok Alevi kökenli isim bulundukları yerlere Alevilikten ziyade bu ideolojik duruşları sayesinde gelmelerine rağmen yaptıkları eylemler muhafazakâr çevrelerce Alevilikleri ile özdeşleştirilmektedir. Alevilerin inanç grubu gibi değil, bir klan gibi hareket ederek kişilerin Alevi değerlerini taşıyıp taşımadığına bakmadan, Alevi kökenli olup olmadığına önem vermeleri de bu yanılgıyı besleyen ve ayrıca incelenmesi gereken bir sorundur.

Alevilerin kendi adlarına hareket edecek geniş kapsamlı örgütsel bir yapılarının olmadığı -tüm örgütlü görünümlerine rağmen- açıktır ve siyaseti etkileyecek noktalarda Alevilikleri ile ön planda olan Alevi isimlerin sayısı da yok denecek kadar azdır. Bugün mangalda kül bırakmayan, AKP düşmanlığında sınır tanımayan isimler bile ne CHP'den ne de başka partilerden teveccüh görmektedir.

28 Şubat sürecinde Alevi kimliği ile ön plana çıkan isim sayısı çok az olmasına rağmen Alevilerin rolü abartılmaktadır. 28 Şubat sürecini ülkemize layık gören isimlerin %99'u Sünni kökenli iken, mağdurlar tarafından bu yönde bir tepki gelmemekte ve belki çok saçma olacak ama bunun Sünni bir hizip tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmemektedir. Bazı Sünni-muhafazakâr çevreler kendi çocuklarını ailenin şımarık çocukları gibi görürken, bu süreçte hasbelkader rol almış birkaç Alevi üzerinden suçun günahını başka bir tarafa atarak rahatlamaya çalışmaktadır. Bu süreçte Alevilerin en büyük günah keçisi olarak görülmesini mezhep taassubundan başka bir şeyle açıklayamayız.

Alevilerin suçu başta da belirttiğim gibi bu sürece susarak ve acı tecrübeleri nedeniyle bazen de oh olsun diyerek destek vermeleridir. Ancak ısrarla açıklamaya çalıştığım gibi bu desteğin ana sebebi Alevi olmak değil Kemalist - Marksist ideolojilerin etkisinden kaynaklanıyor. Mezhep taassubu bu noktada sadece bir araç olarak kullanıldı. Bu ideolojik tavır nedeniyle başörtüsü gibi saçma bir yasaklama konusunda Alevi örgütlerinin bir kısmı vesayetçi ve statükocu çevrelerle aynı şekilde düşünmekte, bu yasağın saçmalığına inananlar ise kamuoyuna tabanlarından korktukları için açık bir mesaj vermekten çekinmektedirler.

28 Şubat sürecinde Alevilerin zımni desteği nedeniyle, bugün rövanşist bir üslupla, Ergenekon sürecinde yerli yersiz her durumdan bazı kesimlerin Alevileri suçlaması doğru bir davranış tarzı değildir. Büyük bir dezenformasyon sonucu Alevilerin önemli bir kısmı operasyonların Alevilere yönelik olduğunu düşünmekte ve tutuklananların büyük çoğunluğunun Alevi olduğu için tutuklandığını sanmaktadır.

Türkiye'nin çok önemli muhafazakâr yayın organları Ergenekon ve Balyoz operasyonları sırasında ve referandum sürecinde "Orduda Alevi Cuntası", "Yargıda Alevi Kliği" benzeri haberlerle farkında olmadan bu projeye destek verdiler. Çeşitli operasyonlarda tutuklanan isimlerin çoğunluğu Sünni kökenli olmasına rağmen Alevi kökenli isimlerin açıkça belirtilerek haberleştirilmeleri bu sürecin Alevilere karşıymış gibi görünmesine büyük katkı sağladı. Ergenekon'un fasa fiso olduğu iddiasını yayan basın organları da bu haberleri istismar ederek Alevileri yönlendirme fırsatı buldu.

28 ŞUBAT'IN AYIPLARINA ORTAK TEPKİ

Bu yanlış enformasyon hareketleri derin güçlerin Aleviler üzerinde yapmak istediği şeyi; Alevileri yekpare bir bütün olarak Kemalist ideolojinin arka bahçesinde tutmak ve Ergenekon sürecinde toplumsal destek bulmak amacına hizmet ediyor.

12 Eylül Referandum sürecinde Sayın Başbakan da bazı örgütlerin çektiği tuzağı göremeyerek aynı hataya düştü ve yargıdaki bir iki Alevi kökenli ismin sanki Alevi oldukları için AKP karşıtı bir tutum sergiliyormuş gibi 'Dedelerden icazet alma dönemi bitecek' demesi de bu projeye harç oldu. Ve üzülerek görmekteyiz ki Alevi çalıştayları süreci ile yaratılmak istenen normalleşme süreci bu tür yanlış adımlarla bilerek-bilmeyerek sekteye uğratılıyor. Yine bir devlet memuru olan eskisi ve yenisiyle Diyanet İşleri başkanlarının çizmeyi aşarak cemevleri konusunda fetva vermeye kalkmaları mutedil Alevi kesimlerinin huzursuzluğunu ve endişelerini daha da artırmaktadır.

Sünni-muhafazakâr çevrelerin 28 Şubat sürecinde Alevilerin düştüğü hataya düşmemeleri gerekmektedir. Aleviler nasıl 28 Şubat sürecindeki haksızlıklara bilerek ya da bilmeyerek susarak katkıda bulunmuşlar ise bugün de Sünni-muhafazakâr çevrelerin aynı hataya düşerek Alevileri tahkir ederek ve Alevilerin temel insanî hakları konusunda susma ve görmezden gelme hatasına düşmemeleri gerekiyor. Daha demokratik bir Türkiye için, sadece kendimiz için değil hepimiz için bir şeyler istememiz gerekiyor. Son olarak 6 Mart'ta İzmir'de Alevi mitingi düzenleyecek Alevi örgüt temsilcilerine bir çağrım var: Türkiye'nin daha fazla demokratikleşmesi çağrınızı kuvvetlendirmek adına Kürt meselesinin yanına başörtüsü yasağını da kınayan pankartlar eşliğinde meydana çıkarak, 28 Şubat sürecinin ayıplarını paylaşmadığınızı açıkça göstermeniz gerekiyor. Bu, ahlaki bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT